psikolojik.gen.tr https://www.psikolojik.gen.tr Psikolojik, Psikolojik Hastalıklar ve Belirtileri tr-TR hourly 1 Copyright 2018, psikolojik.gen.tr Thu, 21 Mar 2013 00:00:00 +0000 Wed, 21 Nov 2018 00:00:00 +0000 60 Farkofobi https://www.psikolojik.gen.tr/farkofobi.html Mon, 10 Oct 2016 14:59:43 +0000 Farkofobi günümüzde birçok insanda oldukça fazla görülen nadir fobiler arasındadır kelime anlamı olarak farkofobi’yi açıklamamız gerekirse özel hastanelere fark ödeme korkusu. Birçok kişi bilincinde bile değilke Farkofobi günümüzde birçok insanda oldukça fazla görülen nadir fobiler arasındadır kelime anlamı olarak farkofobi’yi açıklamamız gerekirse özel hastanelere fark ödeme korkusu. Birçok kişi bilincinde bile değilken farkofobi olduğunu hastalık oldukça sinsi bir şekilde yayılmakta ve neredeyse birçoğumuzun kabuslarında bile kendine yer bulmakta. Ancak farkofobi çok fazla korkulmaya değer değildir. Çünkü tedavisi oldukça kolaydır. Fakat günümüz insanları farkofobi hastalığına yakalandığını kabul etmekte zorluk yaşadığından tedavi olma süreci oldukça gecikmekte ve hatta bazen hiç tedavi olmamaktadır.

Farkofobi belirtileri nelerdir

Daha önceki yaşamınızda hiç özel hastaneye gitmemiş üstelik bu durumu hiç aklınızdan dahi geçirmemiş özel hastaneye gidip tedavi olmanız gerektiğini belirten yakınlarınıza terlemeyle birlikte bunun hiç iyi bir fikir olmadığını sert bir şekilde dile getirmişseniz.

En yakınlarınızdan gelen ‘Benim için sen çok özelsin diğerleri umrumda değil’ cümlesi bir anlık kalp çarpıntısı ile karşılık verdiyseniz.

Cümlelerinizde özel kelimesine dahi yer vermemeye özellikle dikkat ediyorsanız. 

Özel hastanelerin ismini duyduğunuzda, reklamını gördüğünüzde, bir yakınınızı ziyarete gittiğinizde küçük çaplı bir gerginlik yaşıyorsanız ve bilinçsizce cüzdanınızı kontrol ediliyorsanız.

Maddi durumunuz elverişli olmasına rağmen özel hastanelere gitmeyip, sinir bozucu hastalara katlanmaya,  uzun kuyruklarda ayakta beklemeye ve sonradan gelen diğer hastaların önünüze geçmesine göz yumuyorsanız.

Kendi kendinize doktorluk etmeye çalışıyorsanız ve bunu bir hayat felsefesi haline getirmişseniz. Anneannenizin, babaannenizin, yan komşunuzun, eltinizin televizyondan, internetten öğrendiği kürleri uygulayarak bundan şifa bekliyorsanız. Kısaca evde her gün yüz farklı otlar kaynatıp kaynatıp içiliyorsanız.

Rüyalarınızda özel hastane masrafları nedeniyle iflasın eşiğine geldiğinizi görüp hayra yoruyorsanız.

Filmlerde gördüğünüz özel hastane koridorlarını, odalarını, yataklarını, güler yüzlü çalışanlarını görüp yalnızca imrenmekle yetiniyorsanız.

Yukarıda bulunan belirtilerden bir ya da birkaçını sizde yaşadıysanız eğer oldukça üzücü bir durum ama siz de farkofobisiniz. Üzülmeyin farkofobinin tedavisi oldukça basit.

Farkofobinin tedavisi:

İlk olarak özel sağlık sigortası yaptırarak sizin de hastalığınızı yenmenizde oldukça etkili olacaktır. Böylelikle fark ödemenize gerek kalmadan istediğiniz özel hastanede kuyruk bekleme derdi olmadan tedavi olabileceksiniz geçmiş olsun. 

]]>
Çocuklarda Davranış Bozuklukları https://www.psikolojik.gen.tr/cocuklarda-davranis-bozukluklari.html Wed, 05 Oct 2016 11:58:49 +0000 Çocuklarda davranış bozuklukları, çocukta gelişen farklı ruhsal ve fiziksel etkenlere bağlı olarak iç çatışmalarını davranışlarına yansıtması olarak meydana gelen sorunlardır. Sinirlilik, saldırganlık, çalma eylemi Çocuklarda davranış bozuklukları, çocukta gelişen farklı ruhsal ve fiziksel etkenlere bağlı olarak iç çatışmalarını davranışlarına yansıtması olarak meydana gelen sorunlardır. Sinirlilik, saldırganlık, çalma eylemi, yalan söyleme, küfür etme, inat gibi durumlar davranış bozukluğuna verilebilecek örnekler arasındadır. Çocuklarda davranış bozukluğu söz konusu olabilmesi için bazı ölçütlere dikkat edilmelidir. Bu ölçütler;

Yaşa uygunluk: Her yaş grubunun kendine has davranışı vardır. Dolayısıyla çocuğun gelişim dönemi çok iyi bilinmelidir. Örneğin iki yaş grubundaki çocuklar, aşırı hareketli, inatçı olabilir. Çocuk istemezse yemek yemeyebilir ya da altını değiştirtmeyi geri çevirebilir.

3-5 yaş grubu arasındaki çocuklar dikkatleri üzerine çekmeye bayılır. Hayal güçleri oldukça geniştir. Bu nedenle de çok dikkat çekici hikayeler anlatabilirler. Yalan ve yalan olmayan arasındaki farkı henüz bilmezler. Bu nedenle de bu yaş grubunda ki çocuklarda anlatılan olay yalan olarak algılanmaz. 10-15 yaş arası çocuklarda ise yalan bir tür davranış bozukluğu olarak kabul edilir.

Yoğunluk: Karşılaşılan davranışın bozukluk olarak değerlendirilmesi için ikinci dikkat edilecek ölçüt yoğunluktur. Örneğin 5 yaş grubu çocuklarda sinir, huysuzluk davranış bozukluğu olarak kabul edilmezken, eğer davranışlar fiziki anlamda zarar verecek boyuta ulaşmışsa davranış bozukluğu olarak değerlendirilir.

Süreklilik: Çocuk belli bir olay üzerinde uzun süre inatla devam etmesi süreklilik olarak tanımlanır.

Cinsel rol beklentileri: Erkek çocuklar kız çocuklarına nazaran daha saldıran olabilir. Bu kabul edilebilir bir durumdur. Ancak kız çocuklarında görülen aşırı saldırganlık davranış bozukluğu olarak kabul edilir.

Çocuklarda davranış bozukluğu nedenleri

Yetersizlik: Çocuk kendine yeterince güvenmiyorsa bu durum davranış bozukluğuna sebep olabilir. Anne-babanın aşırı hoşgörüsü, tutucu olması, çocuğa gereğinden fazla ilgi göstermesi çocukta zamanla yetersizlik ve beraberinde davranış bozukluğuna yol açar.

Dikkat çekmek: Çocukla yeterince ilgilenilmiyor, sevgi gösterilmiyor ya da yeterli zaman ayrılmıyorsa çocuk dikkat çekmek için farklı hareketlere yönelebilir. Bu durum davranış bozukluğuna neden olur.

İntikam alma isteği: Sevgiden mahrum bırakılan, dayağa maruz kalan çocuklarda intikam alma duygusu gelişebilir. Bu durum ciddi anlamda davranış bozukluğuna yol açar.

Çocuklarda davranış bozuklukları nelerdir

Saldırganlık: Saldırganlık, ufak çocuklarda normal kabul edilen bir tepkidir. Çocuk sevindiğini, üzüntüsünü ya da güvenliğini saldırganlıkla gösterebilir. Ancak saldırganlık şiddete dönüşmüşse bu davranış bozukluğudur. Çocuk, akranlarını ısırma, tekmeleme, vurma, eşyaları fırlatma, kırma, tükürme gibi davranışlarda bulunuyorsa bu bir bozukluktur.

Çalma: Çocuğun kendine ait olmayan bir eşyayı habersizce alıp bu eşyaya sahip olma isteğidir. 2 yaş çocuklarda bu durum davranış bozukluğu olarak kabul edilmez. Çocuk yaşı ilerledikçe kendine ait olmayan eşyaları algılamaya başlar. Örneğin 3-4 yaş aralığında bir çocuk kendine ait olmayan bir eşyayı bilebilir ve izinsiz alamayacağının farkındadır. Fakat eşyayı almaktan kendini alıkoyamaz. İlkokul 1 ya da 2. sınıf öğrencilerinde ise arkadaşlarındaki bir silgiyi ya da kalemi beğenme ya da gözü kalma durumu olabilir. Bu yaşlarda bu eşyaları izinsiz alma da başlangıçta çalma olarak kabul edilmez. Fakat bu durum devam ederse ve boyutu şiddetlenirse ciddi bir davranış bozukluğuna karşı uzmandan yardım almak gerekebilir.

Yalan: Günlük hayatta herkes ufak ya da büyük yalana başvurabilir. Örneğin bir arkadaşla buluşmak istenmiyorsa işim var diye yalan söyleneb]]> Çocuğun Ruhsal Gelişimi https://www.psikolojik.gen.tr/cocugun-ruhsal-gelisimi.html Wed, 05 Oct 2016 11:58:43 +0000 Çocuğun Ruhsal Gelişimi, Güvenlik ve sağlık, çocuk ruhsal gelişiminde önem arz eden konulardır. Aileler çocuklarının kendini iyi hissetmeleri için bu iki konuya önem vermeleri gerekir. Ebeveynler farklı beklentiler ile ç Çocuğun Ruhsal Gelişimi, Güvenlik ve sağlık, çocuk ruhsal gelişiminde önem arz eden konulardır. Aileler çocuklarının kendini iyi hissetmeleri için bu iki konuya önem vermeleri gerekir. Ebeveynler farklı beklentiler ile çocuk sahibi olmak isterler. Doğacak bebeğin geleceği ile ilgili daha bebek doğmadan düşünceler ve planlar yapılır. Çocuğun ruhsal gelişimini etkileyen faktörler çocuk yapmaya karar verdiğinizde anne babanın istekli olup olmadığı, eşinizle ilişkinin kalitesi, bulunduğunuz çevrenin çocuk sahiplerine bakış açısı, kendi çocukluğunuz ve çeşitli kişilik özellikleriniz çocuğun ruhsal gelişiminde etkili olur.

Çocuğun kişilik özelliklerinin şekillenmeye başladığı ilk dönem

Hayata olumlu bir bakış, olumlu davranışlar, olumlu yaşam koşulları ve yeterli beslenme doğacak çocuğun anne karnında ruhsal gelişiminin olumlu yönde seyretmesine neden olur. Stres altında bir gebe anne adayının çocuğunun doğduktan sonra stresli görüntüsü uzmanlar tarafından tespit edilmiştir. Oysa gebeliği döneminde kendini mutlu ve güvende hisseden anne adaylarının doğan bebeklerinin huzurlu görüntüsü dikkat çekmektedir. Yapılan klinik araştırmalarda bebekler üçüncü aydan itibaren tat alabilmekte, beşinci aydan itibaren ise sesleri duyabildiğini göstermektedir. 

Bebek anne karnında evde gürültü olması, eşler veya diğer kişiler ile tartışmaların yaşanması, babanın anneye olan şefkatli yaklaşımı, annenin ihtiyaçlarını tamamen karşılaması, annenin sosyal ve duygusal durumunun olumlu yönde seyretmesi gibi durumlar çocuğun ruhsal gelişimi ve kişilik oluşmasında etkili olmaktadır. 

Doğumdan sonrası çocuğun ruhsal gelişimi

Bebekte tüm gelişim yönlerinin yoğun olduğu dönem 0 -2 yaş dönemidir. Bu dönemde koşulsuz sevgi, güven ortamı ve olumlu iletişim çok önemlidir. Bu dönemde çocuğun bütün ihtiyaçları ebeveynler tarafından karşılanmak zorundadır. Bebek ağladığında kucağa alışmaması için ağlayarak yatağa bırakılması, altını kirlettiğinde asık yüz ifadesi, ses tonunun yüksekliği çocuğunuzun sabırsız, öfkeli ve kontrolsüz kişilik gelişimine neden olmaktadır.

İki yaşına gelindiğinde çocukta sosyalleşme isteğine bağlı olarak kendini ispatlama çabası ortaya çıkar. Bu durumu oluşturacak inatlaşma, şımarma, fiziksel olarak yanındakilere zarar verme, nedensiz ağlama, dikkat çekecek hareketler (eşyaları pencereden balkondan atma) tutarsız davranışlar görülür. Olumsuz davranışların düzeltilmesi için ebeveyn tarafından yapılan olumsuz hareketler ve sıfatlar üst üste tekrarlandığında çocukta kişilik bozukluğu oluşturmaktadır. 

Çocuk kavga ettiğinde bir yakınına benzeterek bunu sürekli çocuğa aktarmak, çocuğun kavgacı bir kişilik oluşturmasına neden olabilir. Ayrıca yemek yemediğinde, ısrarla yemek yemez demek çocuğun yememesine ilişkin bir kişilik oluşturabilir. Çocuğun iki yaşına girişi ruhsal bir sendrom olarak tanımlanır. En az zararla atlatmak için sabırlı olmak gerekir.

Eğer çok etrafındakiler tarafından sürekli olumlu tanımlamalara maruz kalıyor ise olumlu kişilik özellikleri gösterecektir. Özellikle okul başlangıç döneminde çocukların bazı hatalarını ılımlı bir şekil kendisine söylemek gerekir. Çocuk hayatında sosyal dönemlerin keskin olarak ayrıldığı dönemlerde ebeveynlerin çocuk gelişim özelliklerini takip ederek sabırlı olmak ve çocuğunuzu güvende hissetmenizi sağlamanız gerekir. 

Okul öncesi dönemlerde çocuğunuzun olumsuz davranışlarına karşı tepki olarak kullandığınız hayır kelimesi az kullanılmalıdır. Ebeveynler gerçekten de çok önemli ve hayati bir konuda çocuğu uyardığında çocuk bu konuda olayın ciddiyetinin farkına varma yönünde ruhsal yatkınlık oluşacaktır. Çocuğun bütün isteklerine sürekli hayır denilmesi çocuğun merak etme isteğini yok edecektir. Çocuğun yapmak istediği olumlu şeyleri desteklemek çocuğu şımartmak değildir. 

Ebeveynlerin çocukların yanında hal]]> Asetilkolin https://www.psikolojik.gen.tr/asetilkolin.html Wed, 05 Oct 2016 11:58:07 +0000 Asetilkolin ilk tanımlanabilen nörotransmitterdir. Asetilkolin özellikle merkezi sinir sisteminde bulunan bir kimyasaldır. İnsan yaşadığı her saniyede; en küçük bir hareketi yapmak için devamlı olarak enzimlere ihtiy Asetilkolin ilk tanımlanabilen nörotransmitterdir. Asetilkolin özellikle merkezi sinir sisteminde bulunan bir kimyasaldır. İnsan yaşadığı her saniyede; en küçük bir hareketi yapmak için devamlı olarak enzimlere ihtiyaç duyar. Yalnızca ileriye doğru bir adım atmak için bile moleküler seviyede birçok tepkime gerçekleşir. İşte bu tepkimeyi saniyelerden çok daha kısa olan anlarda yapabilmek için insan enzimlere ihtiyaç duyar. Asetilkolin enzimi de bu enzimler arasında en önemlilerinden birisidir. CH3COOCH2CH2N+(CH3)3 formülüne sahip olan asetilkolin, İngiliz bilim adamı olan Henry Hallet Hale tarafından 1914 yılında farkedilmiştir. 1921 yılında da bu enzimin bir nörotransmitter olduğu Otto Lewi tarafından doğrulanmıştır. Asetilkolinin keşfi Alzheimer ve de Parkinson hastalarının iyileştirilmesi için adeta bir umut olmuştur.

İnsan vücudunda vücudun her yerini çepeçevre saran sinirler vardır. Bu insan vücudunu bir ağ gibi saran sinirler, beyin ve de organlar arasında bir çeşit köprü görevindedir. Yani beyin organlara yaptırmak istediği emirlerini bu sinirler aracılığıyla iletir. Beyinden gelen emirler elektrik akımı gibi bu sinirler boyunca iletilir. Normalde beynin verdiği bir emir sinapsa yani iki sinir hücresi arasında oluşan boşluğa gelince, bu elektrik akımı şeklinde ilerleyen beyinin verdiği adım atma gibi herhangi bir emir, diğer sinir hücresine iletilememesi ve de insanın asla hareket edememesi gerekir. Yani sinaps yüzünden iletim durmalı ve vücut organları beyin koordinasyonu durmalıdır. İste bu durumda emiri diğer sinir hücresini iletmek için bu sinir hücreleri sinapsa vardığında bazı kimyasallar salgılar. Bu salgılanan kimyasalın ismi asetilkolindir. Eğer bu sinir hücreleri aseltikolin kimyasalını salgılamaz ise beyin ile bütün organlar arasındaki iletişim kopar. İnsan bir parmağını bile oynatamaz.

Sinir sistemi vücut ile iletişim için noktalardan oluşan bir sistem oluştururlar. Beyinin verdiği emir ne kadar önemli ise o kadar fazla noktadan geçer. Bu noktaların her biri diğer hücreye bilgiyi ulaştırmak için kendi kendine salgıladığı asetilkolin molekülünü harekete geçirir. Beyinin verdiği bu mesajlar çoğu zaman aynı noktalardan geçerek verilir. Her sinir hücresi kendi salgıladığı asetilkolin sıvısını kullandığı için sinir hücresi mesajı diğer hücreye ilettikten sonra yeni bir mesaj gelmesi için bu asetilkolin kimyasalını temizlemesi gerekir. Bunun içinde asetilkolin estarez adlı özel bir enzim kullanılır. Bir nevi bu enzim asetilkolin kimyasalını süpürür ve yeni mesajın iletilmesi için yer acar. Bu gelişme saniyenin 40 milisaniye içinde gerçekleşir.

Asetilkolin uyku, hafıza, ezberleme, rüya görmek ve de öğrenmek için çok gerekli bir kimyasaldır. Daha iyi bir uyku çekmek ya da rahat bir şekilde öğrenmek ya da ezberlemek için bu kimyasalı içeren ürünler tüketilebilir. Ancak insan vücudunun bu kimyasalı çok salgılaması gibi durumlarda şiddetli titremeler, kabuslar görme ya da daha kötüsü Parkinson hastalığı gibi bazı hastalıklara neden olma ihtimali vardır. Az salgılaması gibi durumlarda ise insanı felç bırakıp, gözünü dahi kırpamayacak duruma getirebilir.

]]>
Felsefe https://www.psikolojik.gen.tr/felsefe.html Wed, 05 Oct 2016 11:56:30 +0000 Felsefe, felsefe bilgeliğe ulaşabilme çabasıdır. Felsefenin kesin tam bir tanımı yoktur. Her filozof felsefeyi başka şekillerde tanımlama girişiminde bulunmuştur. Böylelikle ortaya felsefe ile ilgili birçok farklı tanım çıkm Felsefe, felsefe bilgeliğe ulaşabilme çabasıdır. Felsefenin kesin tam bir tanımı yoktur. Her filozof felsefeyi başka şekillerde tanımlama girişiminde bulunmuştur. Böylelikle ortaya felsefe ile ilgili birçok farklı tanım çıkmıştır. Bu tanımlara bakacak olursak,

Felsefe tanımları 
  • Felsefe insanı evreni ve değerleri yapıları anlamak için sürülen en geniş kapsamlı olan bilme çabasıdır. Birleştirici ve bütünleştirici bir çabadır. 
  • Felsefe kişinin kendisini çevresini anlama ve yorumlayabilme çabasıdır.
  • Felsefe var olan hakkında düşünme ve öğrenme çabasıdır.  
  • Felsefe özgür bir şekilde düşünebilme çabasıdır şeklinde bir çok tanım yapılabilir.  
Felsef, evreni bir bütün şeklinde anlayabilme çabası ve soru sorma sanatı olarak da ifade edilir. Asıl olan soru sormaktır. Sorulara verilen cevaplarda pek bir fayda aranmaz. Önemli olan sormak ve sorgulamak olarak nitelendirilir. Felsefenin kaynağına bakılacak olursa varlıklar karşısında şaşırma, kuşku ve kendi varlığımızın bilincinde olmaktır. Varlıklar karşısında olan şaşkınlıkla insanlar bilgi edinmeyi araştırma ve sorgulama ihtiyacı hisseder. 

Felsefenin işlevleri 
  • Felsefe sayesinde insanlar her şeyi olduğu gibi kabul etmekten ise araştırma ve sorgulamaya yönlenir. 
  • Olup biten olay ve durumlar karşısında sorgulayarak bu sorular ile bilime katkıda bulunur.
  • İnsanlara akıl yürütebilme temeli ve olanağı düşüncenin derinliklerine inme duygusunu verir
  • İnsanların bilinçlenmesi büyük oluşum ve düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlar.  
  • İnsanlığa ve bilime yol gösterici ışık tutucu olmuştur.  
Felsefenin özellikleri 
  • Felsefe de asıl amaç bilgiyi arama ve bilgiye ulaşmadır.
  • Varlık kavramını bir bütün olarak ele alır.  
  • Felsefe tamâmen aklın ürünüdür.  
  • Felsefe rafa ortamında ortaya çıkar. Aksi halde kendine yer bulması zorlaşır.  
  • Felsefı düşünceler filozoflara bağlı olarak ortaya çıkar. 
  • Felsefe eleştirel bir tutumun ürünüdür.  
  • Bulunduğu çağın yapısından ve sorunlarından etkilenir. 
  • Düşüncelerin özgür olduğu özgür düşünce biçimidir.  
  • Felsefede sorulan sorular cevaplardan çok daha önemli niteliktedir.  
Felsefenin alt dalları 
Bilgi felsefesi, bilgiyi konu alan bilgi ve bilginin türlerini bize faydalarını ele alan bir felsefe alanıdır. Bilgi bilinçli insanların kurduğu ilişkiler sonucunda ortaya çıkar. Var olan şeyleri tanıtan ve temsil eden şeylerdir. Bilgiler kendi arasında türlere ayrılır. Bunlar gündelik bilgi, sanat bilgisi, dini bilgi, teknik bilgi, felsefe bilgisi, bilimsel bilgidir. 

Varlık felsefesi, varlık felsefesi varlığı konu olarak kabul eden felsefe türüdür. Varlık felsefenin yaklaşımına göre ele alınması gereken bir problemdir. Varlık felsefesinin konusu olan varlık günlük yaşamdaki tek tek nesneler değil bir bütün olan genel varlık kavramdır. Varlık var olan her şeyi kapsayan genel bir kavramdır ve bu şekilde incelenir. Bu şekilde varlık düşünüldüğü zaman gerçek ve düşünsel olarak iki varlık türü incelenir. Gerçek varlıklar göz ile gördüğümüz her şey iken düşünsel varlık duyu organlarımız ile algılamadığımız varlıkları ifade eder. Varlık felsefesinin temel amacı "varlık var mıdır yok mudur Varlığın temeli nedir" Gibi soruların yanıtını aramaktır.  

Ahlak felsefesi, ahlak felsefesi insan ve insan eylemlerini konu edinir. Ahlak ve ahlak temellerini araştırır. Temel olarak iyi kötü Özgürlük sorumluluk vicdan erdem gibi kavramları inceler. Ahlakın kaynağını, ahlak yargısını, ahlaki eylemleri inceler. Ahlak ile ilişkili olan konuları irdeler. Ahlak kural ve yasalarının evrenselligini araştırır.  

Sanat felsefesi, felsefe sanatı her yönü ile sorgulayan bir alandır.  Güzeli ve güzelliği konu edinir. Estetik kavramı üzerinde yoğunlaşır.  Güzel üzerine deri]]> Aleksitimi https://www.psikolojik.gen.tr/aleksitimi.html Wed, 05 Oct 2016 11:55:34 +0000 Aleksitimi, yani Latince adı ile Alexithymia hastalığının Türkçe kelime olarak karşılığı "duygu sağırlığı" manasına gelmektedir. 1970'li yılların başlarında Peter Sifeneos isimli psikoterapist tarafından keşfedilm Aleksitimi, yani Latince adı ile Alexithymia hastalığının Türkçe kelime olarak karşılığı "duygu sağırlığı" manasına gelmektedir. 1970'li yılların başlarında Peter Sifeneos isimli psikoterapist tarafından keşfedilmiştir. 

Günümüz dünyasında insanlar ile doğru ve düzgün iletişimde bulunamamak günümüzde en sık olarak karşımıza çıkan ve artık kronikleşmeye başlamış olan sıkıntıların en temelinde bulunmaktadır. İnsanlar ile doğru iletişim kuramamanın nedeni ise diğer kimselerin duygularını anlamakta zorluk çekmekten kaynaklanmaktadır. Kişilerin duygu ve düşüncelerini anlamakta zorlanan kimseler, birilerini memnun etme çabasına girmek zorundaymış gibi hissedebilirler. Ancak bu da büyük bir gerilime sebep olabilmektedir. İşte bu gerilimin kaynağında aleksitimi hastalığı bulunmaktadır. 

Aleksitimi hastalığına sahip olan bireylerin, genellikle yaşadıkları gerilim sonucunda kanlarındaki stres hormonları yükselmektedir. Bu da uzun süreli oluşan kronik ağrılara, yüksek kan basıncı gibi hastalıklara neden olabilmektedir. 

Aleksitimi Belirtileri 

Günlük hayatta çoğu zaman iş yerinde, okulda veya gittiğimiz herhangi bir yerde "duygusuz" olarak nitelendirebileceğimiz bir çok insan ile karşılaşabiliriz. Veya bazı zamanlar "ne hissettiğimi bilmiyorum." "duygularımı tarif etmekte zorlanıyorum" gibi cümleleri yoğun olarak duyduğumuz kimseler çevremizde bulunabilmektedir. Bu gibi cümlelerle veyahut robot gibi davranan kimselerle karşılaştığımızda o kişinin aleksitimi hastası olduğunu düşünmemiz gerekebilir. Ayrıca şunlar da aleksitimi hastalığının belirtileri olarak sayılabilmektedir:
  • Kendisinin veya karşıdaki kişinin duygularını anlamakta zorluk çekme,
  • Duygularını dışarıya karşı ifade edememekten kaynaklı olan psikosomatik belirtiler,
  • Vücudun birçok bölgesine yayılmış vücut ağrıları,
  • Baş ağrısı,
  • Bayılmalar,
  • Mide, bağırsak ağrıları,
  • Irrıtabl bağırsak sendromu,
  • Kalp atışlarında hızlanma, taşikardi vs.
Aleksitimi Nedenleri
  • Aleksitimi hastalığı genler yoluyla aktarılabilmektedir. 
  • Çocukluk döneminde aile içerisinde yetersiz sosyalleşme nedeniyle aleksitimi hastalığı tetiklenebilmektedir.
  • Beyinde duyguları tanıyan ve şekillendiren bölümün yeterli çalışamaması nedeniyle ortaya çıkabilmektedir.
  • Ayrıca erkeklerde aleksitimi hastalığının ortaya çıkma riski daha yüksektir.
Aleksitimi Tanısı 

Son 30 yıldan bu yana teşhis edilebilen aleksitimi hastalığına tanı koyabilmek amaçlı, Toronto Aleksitimi Ölçeği hazırlanmıştır. 20 adet sorudan oluşan bu ölçek, Türkiye'de aleksitimi hakkında uzman olan Yrd. Doç. Dr. Kemal Sayar tarafından uygulanmaya başlanmıştır. 

Aleksitimi Tedavisi

Duygusal ve bilişsel terapiler yani psikoterapi uygulamaları aleksitimi hastalığı için olumlu sonuçlar göstermektedir. Psikoterapiler sayesinde kişi duyguların varlığından haberdar olmaya başlar. Psikosomatik semptomlarının farkına varır. Olaylar karşısında ne hissettiğini anlayabilir hale gelir.
]]>
Dogmatik https://www.psikolojik.gen.tr/dogmatik.html Wed, 05 Oct 2016 11:54:36 +0000 Dogmatik, Dogmatizm, A priori esaslar, çeşitli öğretiler ve katiyyen değişmeyeceği kabul edilen açık değerleri kabul eden, bu bilgilerin belli hakikat olduğunu, araştırma, tartışma veya incelemeye ihtiyacın olmadığın Dogmatik, Dogmatizm, A priori esaslar, çeşitli öğretiler ve katiyyen değişmeyeceği kabul edilen açık değerleri kabul eden, bu bilgilerin belli hakikat olduğunu, araştırma, tartışma veya incelemeye ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa denilir. Bu tür düşüncelere, öğretilere ve inançlara ise dogma veya nas denir.

Temelde skolastik bir yaklaşımdır, modern çağlarda değişme ve gelişmeyi yadsıyan öğreti ve anlayışı isimlendirir. Çünkü kendi fikir ve iddiasının açık doğru olduğunu savunan her kişi veya düzen dogmatiktir. Bu bağlamda; belirtilen tutum, bilgi ve hükümde, tartışılmazlık, eleştirilmezlik, değişmezlik ve net açıkta olduğu takdirde, bunlara dogma denilir. Özellikle metafizik (fizik ötesi) öğretilerin hepsi inakçı, dogmatik öğretilerdir. Deney alanının haricinde kalan bütün iddialar inakçı olmak zorundadır. Doğrusu bir başka izah ile dogmatizm, aklın kati ve açık bir değere sahip olduğunu böylece belli bilgi ve varlığa (hakikate) ulaşılacağını ve bunun neticesi olarak da bilginin metafiziğinin olabilir olduğunu ileri süren felsefi yaklaşımdır.

Dogmatizme primitif inançlardan çağdaş bazı felsefi düzenlere kadar her tarafta rastlanılır. Açık biçimde çıkışı Tanrı'nın lafı kavramı ile ortaya çıkmış ve ortaçağda Aristoteles'in lafı kavramına kadar varmıştır. Misal vermek gerekir ise, Orta Çağdaki Hristiyan kültüründe herhangi bir ilkenin doğru sayılması için Aristoteles’in söylemiş olması yeterli görülüyordu.

Dogmatiğin zorunlu akibeti zorbalıktır, zira farklı düşüncelere, perspektiflere yer olmadığı gibi, dogmatik de deneyle tanıtlama da kabul edilemez. Özellikle ortaçağda dogmatizm doruk noktaya ulaşmıştır; deneylerle tanıtlanamayan kaideler, engizisyon işkencesiyle tanıtlanmaya çalışılmıştır. Örnek getirmek gerekirse, dogmatizm, suçsuz kişinin ateşe atılsa bile yanmayacağı, inancına varmış, ateşe atıldığında yanan kişinin suçlu olduğu sonucuna varılmıştır.

İnakla(dogma) inan arasındaki farklılık, inan’ın asla kanıtlanamayacak bir şeyi kabul etmesi, inak ise herhangi bir yetkeye bağlanan bir bilgiyi kanıtlanmış olarak kabul etmedir. Yukarıda da belirtildiği üzere, bunun en güzel misali ortaçağ skolastiğinde herhangi bir lafın, eğer Aristoteles tarafından söylendiği kabul ettirilirse, doğru olduğunun da kabul edildiği fikridir.

Özetle, herhangi bir düzenin ya da kişinin değişmez formüller, her yerde ve her daim kabul edilir olduğunu ileri sürdüğü açık bilgiler olduğunun arzı dogmatiktir. Dogmatizmin karşıtı septisizm ise şüphecilik, kuşkuculuktur.

"İleriye sürülen düşünce ve esasları incelemeden, kanıt aramadan, araştırmadan, eleştirip, tartışmadan doğru ve açık gerçek sayan anlayış" olarak da nitelendirilebilen dogmatizm her dönemde ilerlemenin, gelişmenin karşısında olmuştur. Dogmatiğin Türkçedeki karşılığı bağnazlıktır, gericiliktir. Dogmatik misalleriyle sadece din alanı değil, farklı alanda ve hatta bilimin dahi karşısına çıkar.(Geçmiş devirlerde bilim adamları dünyanın düz olduğu dogmasında ısrarlı olmuşlardı. Ondan sonrada Dünya'nın kainatın merkezi olduğu dogmasında ısrarlı olmuşlar.)Ancak şunu da söylemek gerekir ki bilimdeki dogmaları yine bilim adamları ortadan kaldırmıştır. Bilimin gelişigüzel bir inak ya da inan düzeninden-sisteminden en esas ve başlıca farkı diyalektik düşünce düzenini içinde bulundurmasıdır.

]]>
Ruhsal Enerji https://www.psikolojik.gen.tr/ruhsal-enerji.html Wed, 05 Oct 2016 11:54:27 +0000 Ruhsal enerji, insanın yaratılışında var olan ve onu psikolojik olarak ayakta tutan güçtür. Ruhsal enerji kişiyi hem sosyal yaşantısında hemde aile yaşantısında ayakta tutabilecek soyut bir kavramdır. Bu enerji elle tutu Ruhsal enerji, insanın yaratılışında var olan ve onu psikolojik olarak ayakta tutan güçtür. Ruhsal enerji kişiyi hem sosyal yaşantısında hemde aile yaşantısında ayakta tutabilecek soyut bir kavramdır. Bu enerji elle tutulamaz ve gözle görülemez. Her bireyin ruhsal enerjisi kendi inandığı değerler çerçevesinde güçlenmektedir. Doğadaki her şey fiziksel olarak enerjiden meydana gelmektedir ve bu enerji ile birbirleri ile bağlantılıdır. Ruhsal enerjiyi, hayat enerjisi, hayata bağlılık yada mutluluk olarak tanımlayabiliriz. 

Ruhsal enerji ne işe yarar

Ruhsal enerji hayatta psikolojik olarak ayakta durmamıza yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda ruhsal gücünde kaynağıdır. Güç enerji aynı şeyler değildir. Bir yükü yerden kaldırmak için güce ihtiyacınız vardır. Ancak güç içinde enerji lazımdır. ''Hiç iş yapacak enerjim yok'' dediğiniz bir gün enerjinizin olmadığını söylersiniz. Ruhsal enerjide ruhsal olarak güçlü kalmamızı sağlar. Bir insanın sürekli mutlu kalabilmesi, her zorluğa rağmen işine gücüne devam edebilmesi yada stresli geçen bir günün sonunda hala bir aktivite içerisinde olmasının kaynağı ruhsal enerji sayesindedir. Yaratılışın muazzam düzeni içerisinde insanın manevi inancının yüksek olması ruhsal enerjinin ana kaynağını oluşturmaktadır. İnsan sinirlendiği, mutlu olduğu yada düşüncelere daldığı zaman etrafında oluşan enerji dalgalarında değişme meydana gelir. Bu enerji dalgaları gözle görülmez ancak cihazlar yardımı ile algılanabilmektedir. Ruhsal enerji aynı zamanda diğer enerji dalgaları ile bir bütün içerisinde kalmamızı sağlar. Bu enerji ile insan dağları yerinden oynatamaz ancak sevmek, aşık olmak, bağlanmak yada işinde azimli olmak gibi kavramları çok iyi bir şekilde yerine getirebilmektedir. Sevdiğiniz kişinin yanında kendinizi iyi hissedersiniz. Bu o kişi ile ruhsal enerjilerinizin uyumlu olduğunu gösterir. Sevdiğiniz bir kişi için ''ruh ikizim'' diye bir kavram kullanılmaktadır. Bu da aslında ruhsal enerjiyi anlatmaktadır. Yaratılmış her şeyin ruhu yoktur. Ancak enerjisi vardır. Yapılan bir deneyde içerisinde su bulunan kaplara farklı psikolojik davranışlarda bulunulmuş ve dondurulmuş. Birine güzel sözler söylenmiş, birine kötü sözler vb. Sonuçta iyi şeyler söylenen suyun kristal yapısı daha düzgün iken, kötü sözler söylenen karmaşık bir hal almış. İşte insanda kötü bir durumla karşı karşıya kaldığında ruhsal enerjisi doğrultusunda güçlü kalabilmektedir ve olaya tepkisi gösterebilmektedir. 

Ruhsal enerji yüksek tutmak için ne yapmalıyız

Bunun için kaynak zaten yaratan. Bizim ona bağlılığımız ve dualarımız doğrultusunda ruhsal enerjimiz yüksek kalacaktır. Onun gücü bitmeyecek olandır. O yüzden asla umutsuzluğa kapılmayın ve bu enerji ile ilerleyin. Sağlıklı ve mutlu kalmanız dileğiyle. 
]]>
Ruhsal Astroloji https://www.psikolojik.gen.tr/ruhsal-astroloji.html Wed, 05 Oct 2016 11:37:31 +0000 Ruhsal Astroloji, Astroloji uzayda bulunan gezegen, yıldız, yıldız grupları ve bulutsuların birbirleri ile yaptıkları açıların ülkeler ve insanlar üzerinde ki etkilerini araştıran, gelecekte olması muhtemel olaylar hakkı Ruhsal Astroloji, Astroloji uzayda bulunan gezegen, yıldız, yıldız grupları ve bulutsuların birbirleri ile yaptıkları açıların ülkeler ve insanlar üzerinde ki etkilerini araştıran, gelecekte olması muhtemel olaylar hakkında tahminlerde bulunan pozitif bir bilim dalıdır. Ruhsal astroloji ise aynı bilgileri kullanarak insan ruhunun derinliklerinde saklı gücün, hislerin ve sezgilerin işin içine katılarak daha kesin sonuçlar elmeye çalışan bilim dalıdır. Ruhsal astroloji ile uğraşan kişiye astrolog denir. Astrologlar, insan oğlu uzaya açılmadan önce daha revaçta idiler, oysa günümüzde gökyüzünde göründüğü kadarı ile fazla bir şey olmadığı anlaşılınca astrologlara çok ihtiyaç kalmadı. Eskiden astrologlara kahin denirdi. 

Ruhsal Astroloji bilgiyi nasıl elde eder

Günümüzden 500 yıl önce elektrik ve diğer teknoloji yok iken insanların küçük cihazlarla görüntülü ve canlı görüşme yapacağı söylense her halde büyük bir ceza verilirdi. Fakat şimdi bu teknoloji kullanılıyor. Bu durumda pekala insanoğlunun beşyüzyıl sonra uzayın bir çok noktasını keşfetmesi mümkündür. Yıldız, gezegen ve diğer bulutsuların çekim etkisini tam olarak hesap etmesi mümkündür. Öyle ki Dünya'mızın dörtte biri büyüklüğünde ki uydusu Ay'ın bile Dünya üzerinde bir gel git etkisi var. 

Ay'ın küresel çekim etkisi o kadar değişik ki, bir bütün olarak ele alındığında ölçülebiliyor. Fakat belli bir noktaya yaptığı etki hesap edilemiyor. Bu vb. uzay çekimlerinin insanların kan akış sistemini etkilediği ve ruh hallerini değiştirdiği düşünülmüş olup, dolunay zamanını anlatan filmlere konu olmuştur. Dolunay zamanı Ay'ın çekim etkisi ile insanların beynine daha fazla kan gittiği ve agresif olduğu yönünde varsayımlar vardır. Yine buna benzer olarak sabah güneşin çekim etkisi ile insanların ayağa kalkma isteğinin arttığı gece Güneş çekim etkisi azaldıkça yer çekimi etkisiyle insanların yatma isteğinin olduğu düşünülmüştür.

Ruhsal astrolojiyi destekleyen bir başka bilim alanı ise din bilimidir. Ruh ve din yüzyıllardır iç içe yorumlanmış olup, ruhsal astrolojiye bilgi kaynağı sağlamıştır. Ruhun pozitif olarak insanlar tarafından görülmemesi fakat din bilgilerinin içinde bulunması astrolojinin dinden yararlanmasına neden olmuştur. Bilinmeyen, açıklanamayan şeylerin din ile ilişkisi ruhsal astrolojiyi daha zengin hale getirmiştir. 

Din bilgilerinin ruhsal astrolojide kullanılması günümüzde büyücülük olarak adlandırılmaktadır. Büyücülük islam dininde yasaklanmıştır. Diğer dinlerde de büyü ile ilgili yasaklar bulunmaktadır. Fakat halen merdiven altı tabir edilen yerlerde bu işler yapılmaya çalışılmaktadır. Ruhsal astrolojinin gelişmesi için daha çok bilinen pozitif bilimlerden faydalanmak gerekir. Bunun eyleme geçirilmesi için uzayın derinliklerinin keşfedilmesi gerekiyor.
]]>
Çocuk Sevgisi https://www.psikolojik.gen.tr/cocuk-sevgisi.html Wed, 05 Oct 2016 11:26:06 +0000 Çocuk Sevgisi, o kadar güzel bir duygu ki anlatamam. Çocuklar Allah'ın bize bir lütfu ve hediyesidir. Bende çocukları çok seviyorum. Bu konuda yalan söyleyemem. Benim de iki çocuğum var. Her gün Allah'a şükür edi
Çocuk Sevgisi, o kadar güzel bir duygu ki anlatamam. Çocuklar Allah'ın bize bir lütfu ve hediyesidir. Bende çocukları çok seviyorum. Bu konuda yalan söyleyemem. Benim de iki çocuğum var. Her gün Allah'a şükür ediyorum. Onların bir yerine kıymık bile batsa benim canım yanıyor. Bunu anne olduğum için değil, bu çocuk sevgisini derinden yaşadığım içindir. Sadece kadınlar sever diye bir şey diyemem çünkü erkeklerde de çocuk sevgisini derinden yaşayanlar var. İlk örnek olarak Hz. Muhammed (sav) efendimiz vardır. Çocuk sevgisiyle ilgili hadisi şerifler bırakmıştır, bu hadisi şerifler de bize ulaşıp çocuk sevgisinin ne kadar güzel bir şey olduğunu öğretiyor. 

Hz. Muhammed (sav) buyurmuştur; 

  • ''Çocukları sevin, onlara karşı daha şefkatli olun, onlara verdiğiniz sözü harfiyen yerine getirin; çünkü çocuklar, sizin kendilerine rızk verdiğinizi sanırlar." 
  • "Çocuklarınıza eşit şekilde davranın; farklı davranmanız gerekse bile kızlarınızı üstün tutun!" 
  • "Çocuklarınızı iyi eğitmelisiniz ki yüce Allah sizleri affetsin." 
  • "Çocuklarınıza değer verin, güzel ahlak öğretin ve onlar için Allah' tan bağışlama dileyin." 
Peygamber efendimiz (sav) özellikle kendi çocuk ve torunlarına oldukça düşkündü. Onlar için hem şefkatli bir baba, hem de merhametli bir dedeydi. 

Hz. Enes anlatımına göre çocuk sevgisi

"Çoluk çocuğuna Peygamberimiz (sav)' den daha şefkatli olan bir kimseyi görmedim. Oğlu İbrahim' in -Medine' de Avali bölgesinde oturan bir süt annesi bulunuyordu. Beraberinde bende bulunduğum halde Rasulullah (sav) sık sık oğlunu görmeye giderdi. Varınca, demircinin duman dolu evine girer, oğlunu kucaklayarak, koklar, öper ve belli bir süre sonra da dönerdi." (Buhari, Edeb, 18; Müslim, Fedail, 63) 

Ve daha bir çok bunun gibi anlatımlar var. Bizler bu bilgileri öğrenip de aramızda daha hala nasıl çocuk sevmeyenler olur anlamıyorum. 

Çocuk Sevgisi, Onlar kırılgan, nazik ve o kadar çaresizler ki biz onlara iyi davranmazsak, onlara doğruyu anlatıp öğretmezsek, sevmeyi sevilmeyi göstermezsek nasıl bizde onlardan sevgi saygı bekleriz. Önce bunları düşünelim ona göre çocuklara, çocuklarımıza iyiliği güzelliği gösterelim ki onlarda iyilik ve güzellikle yaklaşsınlar. Belki arada kendi çocuklarımız canımızı sıkarlar ve lafımızı dinlemedikleri zamanlar olur. Bizler de hemen azarlar ve kızarız bazen de bir şey fırlattığımız anlar olur. Ama öyle de bir şey var ki bütün bunlardan sonra o çocuktan özür dilemek, onların gönlünü almak en büyük saygı ve sevgi göstergesidir. Çocukları ihmal etmeyelim. Söz verdiysek mutlaka ne yapıp ne edip o sözü yerine getirelim. Çocukları sevelim ilgi gösterelim. Sadece kendi çocuklarımızı değil, başka çocukları sevmeyi de bilelim ve onlara bir tebessümü çok görmeyelim. Çocuklar bu dünyadaki sınavımız dır ve en güzel şeyler onlardır. Çocuklara karşı şiddetten sakınalım inşallah. 
]]>
Gerilim https://www.psikolojik.gen.tr/gerilim.html Wed, 05 Oct 2016 11:25:47 +0000 Gerilim, ailenizden, işinizden, arkadaşlarınızdan veya bulunduğunuz ülkedeki yaşam şartlarından dolayı baskı ve yapmayı istediğiniz istekler dış gerilim kaynakları diye adlandırılır. Kendi içinizdeki baskı ve beklenti Gerilim, ailenizden, işinizden, arkadaşlarınızdan veya bulunduğunuz ülkedeki yaşam şartlarından dolayı baskı ve yapmayı istediğiniz istekler dış gerilim kaynakları diye adlandırılır. Kendi içinizdeki baskı ve beklentilere ise, iç gerilim kaynakları denir. Hem dış hem de iç baskılar, beklentiler, gerilim kaynakları diye tanımlanan bir ortak terim altında toplanmıştır. İç dünyamızın bu kaynaklardan gelen baskılara karşı gösterdiği tepkiye gerilim denir.

Bizi etkileyen uzun ve kısa süren gerilimler arasında bir ayrım yapılmalıdır. Kısa süreli gerilim esnasında nabzınız hızlı atacak, kaslarınız gerilecek, nefes alışlarınız hızlanacak ve kan şekeriniz artacaktır. Ani ve aşırı yoğunlukta yaşananlar kadar, uzun süren gerilimler de oldukça tehlikeli ve öldürücüdür. Uzun süreli gerilim, yüksek ve aralıksız gerginlik halini kapsar ve sistem bu süre içinde eski normal seviyeye inemez. Yönetici olan kişilerin bir çoğu, kolay çözümü olmayan karmaşık problemlerle bütün gün uğraşırlar. Günün bitiminde kafaları sürekli bu sorunlarla doludur.  

İnsan vücudu ve gerginlik bir yaya benzetilebilir. İnsanların farklı boy ve şekillerde, gerilime karşı farklı dayanma gücündeki yaylar olduğunu varsayarsak bir kısım insanlar daha dayanıklı veya yılların tecrübesiyle güçlendiğimiz için gerilime karşı daha dirençlidir.

Duyular yoluyla, yenilikler, terslikler ve zıtlaşmalar gerilim düzeyini yükseltirken, aynı şeyleri yapma, tekdüzelik, sezinleme yeteneği ve uyum bu seviyeyi düşürür. Ilımlı bir gerilim randımanı arttırır; gerilim çok düşükse vücut duyarlılığını yitirir, çok yüksekse gergin ve uyumsuz olur.

Vücut talep edilen gerilimi karşılayabilmek için vücudun oksijene ve vitamin, minerallere olan ihtiyacı artar. Kötü beslenme, stres ve korku, yorgunluk bu nedenlerden ikisi yada üçü bir arada olursa bir kısır döngü yaratır ve kendini tekrar eder. Stres, korku, iç çatışmalar, psikolojik etmen ve yatkınlıklar, gerilim kimyasal üretimi, kötü beslenme, stres, uykusuzluk, panik atak şeklin de giden bir mekanizma işler hale gelir.

Bazen ılımlı, pozitif kişilerde zamanla öyle yoğun bir gerilim birikir ki, bundan sonra ki en küçük gerilim dahi bu kişilerde stresi yenememeleri ve beklenmeyen şekilde aynen patlamalarına neden olur. Bu kişilerin patlamalarına neden olan olayla değil, direnç çizgisini aşmalarına neden olan, o ana kadar üst üste yığılan gerilimlerin birikimiyle patlarlar ve sonunda da rahatsızlanırlar.

Gerilim oluşturan nedenler;

Çok sıkışık programlanmış iş günleri, sık sık çıkılan iş seyahatleri ve hemen yapılması gereken isteklerin yer aldığı yoğun iş yükü de önemli gerilim nedenlerindendir. En çok aile sorunları para, çocuk yetiştirme, cinsel yaşam ve eşler arasındaki iletişimin yetersizliğidir. Bu problemleri yaşayan aileler beraberinde birçok sıkıntı ve gerilimi de getirir. Önemsiz ölçülerdeki duyarsızlık, anlayışsızlık ve sorunlar her ailenin yapısında vardır. Aile sorunları iş hayatınıda olumsuz yönde oldukça etkilemektedir. Tekdüzelik, kent hayatında evden işe, işten eve gidiş gelişlerin, sosyal bir hayatın olmaması kişiyi yıpratan bir başka stres ve gerilim kaynağıdır. Parasal güçlükler, daha fazla şeye sahip olmak için harcadığınız güçten ötürü kendinizi yoğun bir gerilime itebilirsiniz. Hemen terfi edebilmek için daha fazla çalışabilir veya ek iş bulabilirsiniz. Yada eşinizden çalışmasını isteyebilirsiniz.

Heyecan düzeyi; heyecanın belli bir seviyeye yükselmesi, öğrenme ve randıman için oldukça gereklidir. Bu sınırın altında veya üstünde olmak öğrenmeyi olumsuz yönde etkileyerek gerilime neden olmaktadır.

Endişe düzeyi; bazı kişiler diğerlerine oranla daha fazla endişelidir. Sözlük tanımına göre endişe, beklenen bir tehlike karşısında aklın girdiği rahatsız verici bir durumdur. Endişe kavramı muhtemel tehlikeye karşı çaresizliği de içerir. Endişe genellikle kuruntu, korku ve nefret şekl]]> Ruhsal Çöküntü https://www.psikolojik.gen.tr/ruhsal-cokuntu.html Tue, 04 Oct 2016 18:40:52 +0000 Ruhsal Çöküntü, Suyun dibine çöken şeyler gibi enkaz kalıntı çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün tükenmesi, çalışma gücünün düşmesi hayattan bezme halsizlik gibi sebeplerden dolayı ortaya çıkan sat Ruhsal Çöküntü, Suyun dibine çöken şeyler gibi enkaz kalıntı çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün tükenmesi, çalışma gücünün düşmesi hayattan bezme halsizlik gibi sebeplerden dolayı ortaya çıkan satın alma gücünün azalması sebebiyle ortaya çıkan ekonomik durum ortaya çıkan bunalım, kriz depresyon ve çökme sonunda yaşanan bitiş.

Bunalım: Bir hastalıkta iyileşme veya aniden ölümle gerçekleşen birden bire ortaya çıkan değişiklik kriz tehlikeyle sonuçlanabilecek ani gerginlik sinir krizi. Doğal bir süreçte aniden oluşan ayrılık reddedilme buhran uyarılarına karşı kendine olan güvenin kaybı karamsarlığın ve umudun kaybıyla ortaya çıkan ruhsal çöküntü, bunalım ve depresyon.

Aklınıza güzel manzaralar getirin, çiçek dolu bir tarla, yâda bir ormanda koşan hayvanlar, gülümseyen çocuklar, renkler, kokular, müzik. Tüm bu güzellikleri hayat size karşılıksız sunmakta. Bunları ruhsal yorgunluğa karşı bir silah olarak kullanın. Sizi korkutan ve ruhunuzu karartan unsurları ortadan kaldırın.

Sinirlerin gerilmesine yol açan ve bunalım yaratan birçok etken vardır. Gerektiğinde sizi çok etkileyen olaylarla baş edebilecek kadar akıllı olduğunuza kendinizi inandırın.

Düşünce sisteminizde kötünün yerine iyiyi umutsuzluk yerine umudu koymayı başardığınız an, çok önemli bir adım atmış olacaksınız. Daha sakin ve daha mutlu olacak, sizdeki olumu değişiklik çevrenizde de yansıyacaktır. Giderek sabahları daha zinde uyanacak, akşamlan yorgunluk hissetmeyeceksiniz. Spor yapma kararı almanızla eğitimi arasındaki bağlantının önemini fark edebildiniz mi Düşüncelerinizi yönlendirmeyi başardığınız zaman alış verişinizi, yemeklerinizi, düzenli yemeyi ayarlayarak yapacaksınız. Bütün bunları da hiç kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan, odanızın huzurlu ortamında kendinize inanarak başaracaksınız.

Ruhsal çöküntü ile nasıl baş edilir

Korkularınız var mı Kararlı ve özellikle cesaret gösterdiğiniz bir ânı düşleyin. Gerekiyorsa kendinizi çok büyük bir işler başarıyormuşsunuz gibi düşünün.

Birisine kin mi besliyorsunuz Kin duyduğunuz kişi için daha ılımlı düşünmeye çaba gösterin. Bu kişi ile ilişkilerinizin iyi olduğunu düşünün. Bunu başaramıyorsanız unutun gitsin.

Aile sorunsallarımız var Sizi mutlu eden yaşanmışlıkları hatırlayın. İkili ilişkilerde bütün iyi yanları, karşılıklı anlayışı ve sizi mutlu eden diğer konuları düşünün. Sinemada çok güzel bir aşk sahnesi paylaştığınızı hayal edin. Bazen, eşler arasındaki pembe bulutlar bile kara görülmektedir. Sizin iyimserliğiniz bu kara bulutlardan kurtulmanıza yardımcı olacaktır.

Gelecek kaygılarınız mı var Ailenizin yaşadığı zorluklarla dolu bir hayatı, yiyeceklerinin sınırlı olduğu, evlerinde konfor diye bir şey olmadığı dönemleri ve birde bugünkü görkemli ilerlemenin tanıkları olduğunuzu hatırlayın. Bilinmeyen çok güzel bir geleceği hayalini kurun.

 

]]>
Burç https://www.psikolojik.gen.tr/burc.html Tue, 04 Oct 2016 18:35:20 +0000 Burç, insanın doğduğu anda güneşin dünyaya göre hangi konumda olduğunu gösteren gökyüzündeki bir alanın farazi ya da sembolik ifadesidir.  Kişi eğer doğduğu noktadan gökyüzüne, güneşe doğru hayali olarak bir çi Burç, insanın doğduğu anda güneşin dünyaya göre hangi konumda olduğunu gösteren gökyüzündeki bir alanın farazi ya da sembolik ifadesidir.  Kişi eğer doğduğu noktadan gökyüzüne, güneşe doğru hayali olarak bir çizgi çizer ve bu çizilen çizgiyi sonsuza doğru uzatırsanız, bu çizginin bir burca doğru vardığını görebilirsiniz. Yani doğduğunuz anda güneşe doğru baktığınız sırada eğer onun yoğun şekilde parlayan ışığını görmeseydiniz, göreceğiniz sizin kendi burcunuz olacaktı. İste doğduğunuz anda güneşin ışığının kapattığı bu sonsuza doğru gidebilen gökyüzü alanı sizin tabi olduğunuz burcu ifade etmektedir. Bu burçlar aslında birer takım yıldızılardır ya da diğer adı ile galaksiler. Horoskop olarak çizgisel bir göksel haritada 360 derecelik tam daire üstünde bulunan yaklaşık otuz derecelik 12 bölüme ayrılan her hayali gökyüzü alanı bir burç ifade eder.  Tabi insanın hangi burçtan olduğu bulması bu kadar zor değildir. Burcunu öğrenmek isteyen kişinin, hangi burçtan olduğunu bilmesi için doğum tarihini bilmesi yeterli olacaktır.

Burçlar Nasıl Şekillendi

Burçların sıralaması yaptığımız 4 mevsimli 12 aydan oluşan takvime göre belirlenir. Bu sıralamada koç burcu birini sıradaki burç olarak kabul edilir. Bunun nedeni koç burcunun ilkbahar noktasının başlangıcında görülmesidir. Burç takviminde de aynı kullandığımız mevsimsel takvimde olduğu gibi 4 önemli döngü vardır. Bu 4 döngüden her bir bir ekinoks olarak adlandırılır. İlkbahar, kış, yaz ya da sonbahar ekinoksları bütün bir yılı 4 parçaya böler ve ekinokslardan her biri 3 adet burca bölünür. Bu sayede aynen aylar gibi 12 adet burç meydana gelir. Bir ekinoks döneminin böldüğü her üç burç mevsimlerin oluşturduğu döngülerin özelliğini taşır. Koç burcu tam olarak 21 Martta gece ve de gündüz süresinin eşit olduğu ve de günlerin uzamaya başlayacağı tarihten itibaren başlar. Bu durum sembolik açıdan günün geceyi yendiği zamandır. Ayrıca günesin yaşam döngüsü içinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu düşünürsek, bunu önemsememek pek mümkün görünmemektedir.

Sümer uygarlığı düzenli bir şekilde gökyüzünü gözlemlemişler ve dünyanın güneş etrafında oluşturduğu zaten anlamlı olan bu döngüyü anlamlandırmaya ve de tekrar eden zamanları bulmaya çalışmışlardır. Güneşin dünya etrafında tam dönüş yaparken oluşturduğu eksene ekliptik denir. İşte dünyanın güneş etrafında tam turunun sonucunda çizilen bu yolu yani ekliptiği üzerinde Sümer uygarlığı araştırıp keşif ederek bugünkü takvim ya da burç hakkındaki bilgilerin temellerini o zaman atmışlar. Sümer uygarlığı o zamanın şartlarının yetersizliği yüzünden 18 burç olarak belirleyebildiği ekliptik üzerindeki burç alanlarını, Kalde uygarlığı yapmış olduğu gökyüzü gözlemleri sonucu 12 ye indirmişlerdir. Tarihin ilk aşamasında sadece krallar için, önemli kişilerin seçilmesi gibi nedenler için önem taşıyan bu göksel döngüler, tarihin ilerleyen zamanlarını doğru sıradan, herhangi bir insan içinde önem taşıyan duruma gelmiştir. Tarihin akışı içerisinde önem ya da önemli olanın sürekli değiştiği için burçların getirdiği etkiler de bu burçların anlamları da zaman içerisinde değişim geçirmiştir. Geçmişteki kılıç yarası bugünün kurşun yarasını dönüşmüştür. Ancak sembollerin ne anlama geldiği bilinen temaları değişmemiştir. Yani bugünde doğduğumuz tarihteki güneşin bulunduğu konum halen bizim burcumuz olarak ifade edilmeye devam ediyor. Ancak geçmişten günümüze ademoğlunun geçirdiği evrimler ya da yaptığı yenilikler burçların ifade ettiği durumları genişletmiş. Kişinin gireceği imtihanlar, alacağı ödüller sadece biçim değişmiştir.

Burçların Adları

Güneş sisteminde bulunan 12 takım yıldızına verilen adların her biri bir burcu simgeler. Bu burçlar şunlardır;

  • Ateş burçları; Koç, Yay ve de Aslan'dır.
  • Toprak burçları; Boğa, Oğlak ve de Başak’tır.
  • Hava burçları; İkizler, Kova ve de Terazi’dir.
  • Su bur]]> Erkeklerde Hormon Bozukluğu https://www.psikolojik.gen.tr/erkeklerde-hormon-bozuklugu.html Tue, 04 Oct 2016 13:04:45 +0000 Erkeklerde hormon bozukluğu: Erkeklik hormonunun düzensiz salgılamasından dolayı kaynaklanmaktadır. Bu hormonun az veya çok salgılanması hormon bozukluğuna neden olur ve bir çok sorunu meydana çıkarır. Hormon bozukluğu erkek Erkeklerde hormon bozukluğu: Erkeklik hormonunun düzensiz salgılamasından dolayı kaynaklanmaktadır. Bu hormonun az veya çok salgılanması hormon bozukluğuna neden olur ve bir çok sorunu meydana çıkarır. Hormon bozukluğu erkekler kadar kadınlarda da görülmektedir. Hormon bozukluğu erkelerin yaşamında oldukça önemli bir yere sahiptir. Erkeklerde hormon böbrek üstü bezi ve testislerden salgılanmaktadır. Erkeklerde hormon tedavisi 40 yaş önce yada sonrasında yapılırsa sonuç daha iyi olur. Psikolojinizi ayakta tutmak için sağlıklı beslenmeli spor yapmalı kendinizi bunalıma sokmamalısınız. Testosteron tedavisi ile bütün bireyler iyileşebilir. Testosteron denilen erkeklik hormonunun düzensiz salgılanmasından kaynaklanıyor. Erkekler için önemli bir yere sahip olan hormon böbrek üstü bezi ve testislerden salgılanır. Cinsel uyarı, seste kalınlaşma, penis büyümesi cinsel uyarı gibi durumlar hormonlara etkisi yüksektir. Hormonun bir kısmı kanda proteinlere bağlı olarak bulunur. Proteinlere bağlı gelişir. Akşama doğru erkeklerde hormon salgılaması azalır. Erkeklerin böyle şüphe varsa mutlaka bir doktora görünmesi şarttır.

    Erkeklerde Hormon Bozukluğu hangi belirtilere neden olur: Erkek infertilitesinde hormon seviyelerini etkileyen durumlar  sperm üretim bozukluğu olan testislerden yada beyinde salgılanan hormon bozukluğundan kaynaklanır.  Yaşlanmayla azalan seks sorunları sonucunda erkeklerde bayanlar kadar bu dönemi zor atlatır. Erkeklik hormonunun vücutta fazla salgılanması aynı zamanda bel yağlanması, saçların dökülmesine, kolesterolün düzensizliğine, damar ve kalp hastalığı gibi sağlığı riske atacak sorunlara yol açabilir. İlerleyen yaşlarda prostat kanseri riski vardır. Hormonların fazla salgılanması halinde aşırı cinselliğe düşkünlük etkisi görülür ve sinirsel bir yapı ve  asabiyet oluşur.  Yaşın 30'lara gelmesiyle daha sonraki yıllarda hormon bozukluğu azalmaya başlar. Erkeklerde  şikayetler ve sitres başlar. Hormon seviyeleri düşer. Hormon bozukluğu şeker hastalığına, yorgunluk, kilo sorunu, kas kaybı, uykuda düzen bozukluğu gibi durumlara yol açar.

    Hormon Bozukluğunu nasıl anlayabiliriz: Hormon bozukluğu olan kişide dar omuzlar, göğüslerde büyüme, geniş kalça, kadın tipi genital kıllanma, kas kütlesinde azalma ve ses tonunda kalınlaşma olması  bu problemler hormon bozukluğu başlangıcıdır. Hormonal dengesizlik karakteristik ve belirgin uyarı işaretleri olan bir durumdur. En sık görülen durumların bazıları kuru cilt, akne,  cinsel sürücü azalması bu gibi belirtiler görülür. Ruh halinin kötü olması depresyon panik gibi durumlarla karşılaşabiliriz. Erkeklerde sperm sayısı Normal döl miktarı 2-6 ml arası değişmektedir. Spermlerin %60 dan fazlası hareketlidir. Sperm sayısı mililitrede 20 milyondan fazla olmalıdır.

    Erkeklerde Hormon Bozukluğu İçin Ne Yapılmalı:  Beslenmeye dikkat edilmesi gerekir. Beslenmede sağlıklı yağlar ve besinler tüketilmelidir.  spor yapılmalı ve pozitif olunması gerekir. Ceviz, zeytinyağı, tereyağ, kuru yemişler fındık, fıstık gibi kuvvet ve enerji verici yiyecekler tüketilmeli.Erkeklik hormonunun salgılanmasını arttırır. Beyaz şeker tüketmemek gerekir. Karbonhidratı gerektiği kadar tüketmek gerekir. Yeteri kadar uyunması gerekir. Ağırlık çalışmak fazla kilodan kurtulmak ta hormon bozukluğunda yararlı etkile yapar. Alkol ve stresten uzak durulmalıdır.

    Bitkisel takviyelerle hormon bozukluğunu yenebilirsiniz Omega 3 yağ asitleri hormonların üretilmesinde önemli rol oynar. Hormon dengesizliği için kullanılabilir.  

    • Maca Kökü hormon üretimini yükseltir ve iç salgı bezelerini düzenli hale getirir 
    • Hayıt Meyvesi hormonal dengeyi korumaya yardımcı olur.
    •   D vitamini bir dizi hormonun üretilmesini sağlar.
    • Hormon bozukluğunu azaltmak için stresten uzak olunmalı  için yoga ve spor yapılabilir. Bu yapılan uygulamalar sonucu hormonlarda yükselme ve düzelme görülmediği zaman mutlaka bir uzman hekime gidilmeli ve tedavi olunmalıdır. 

    ]]>
    Mutluluk https://www.psikolojik.gen.tr/mutluluk.html Mon, 03 Oct 2016 12:40:13 +0000 Mutluluk, niye ve ama demeden yaşadığımız sevinçlerle yüreğinizi doldurmaktır. Gül renginde, gül kokusunda bir hayat yaşamaya ant içmek, gündelik yaşamın verdiği sıkıntılara takılmamaktır. Herkes mutluluğu kendi l Mutluluk, niye ve ama demeden yaşadığımız sevinçlerle yüreğinizi doldurmaktır. Gül renginde, gül kokusunda bir hayat yaşamaya ant içmek, gündelik yaşamın verdiği sıkıntılara takılmamaktır. Herkes mutluluğu kendi lügatine göre tanımlar.  

    Tüm gayretlerimizi mutluluğu elde etmek için harcarız. Mutluluğu bazen yediğimiz yemekte, bazen bir fincan çayda bazen de dost sohbetlerinde buluruz. Eğlenmek, para kazanmak, arkadaşlarımızla vakit geçirmek, bir amaca ulaşmak için çabalamak, hepsinin temelinde bu uğraşların bize verdiği mutluluk vardır. Hatta bir taziye görevini eda etmek, hasta ile ilgilenmek, hayat ile mücadele etmek, zorluklara katlanmak dahi mutluluk vesilesi olabilir.

    Yaşamımızdaki eylemlerin bazıları doğrudan bazıları ise dolaylı bir şekilde bizi mutlu edebilir. Lezzetli bir makarna yapmak doğrudan mutlu ederken, bir insana yardım eli uzatmak ise üzerimizdeki sorumluluk bilincini yerine getirmiş olmanın verdiği gönül rahatlığı ile bizi dolaylı olarak mutlu edebilir.

    Mutluluk nerede gizlidir

    Mutluluğa ulaşmak hayatın gerçekleri ve acı tarafları da göz önünde bulundurulmalıdır. Mutluluk bazen çok kolay ulaşılabilecek bir tebessümde, bazen de Kaf Dağının arkasında ki zümrütü anka kuşunun kanadında saklıdır. Mutluluk, ulaşılması zor bir duygu da olsa peşinden koşmalı onu yakalamalıyız. Hayatın anlamını anlamanın belki de tek yolu mutluluğa ermekte gizlidir.

    Sadece olumlu duygulara odaklanan bir kişi, hayatın olağan akışı gereği karşılaşacağı her olumsuz durumda yok sayma veya kaçma gibi yolları deneyecektir. Oysa ki ne yok sayarak veya ne de kaçarak hayatı yaşamak ve mutlu olmak mümkün değildir.Günümüzde mutluluk, maneviyattan daha ziyade görsellik ve maddiyatla ilişkilendirilmektedir. Çok kazanç sağlamak, bol çeşitli yemek yemek, güzel arabalar, konforlu yaşam, her türlü imkana sahip olmak vb gibi unsurlar mutluluğun tek kaynağı gibi görülmektedir. Oysa ki bunlar insanı mutlu eden değil, bizi mutluluğa götüren aracılardır. Bunlar elbette mutlulukta etkin paya sahiptir fakat bunlara ulaştıktan sonra hep mutlu yaşayacağımızın garantisi yoktur. Nitekim mutsuz olan bir kişiye tüm imkanların var hala neden mutsuz görünüyorsun denilemez. Çünkü insanın duygusal olarak doyması bazen maddiyattan daha önemlidir. Zengin insanlar genellikle daha yalnız olarak hayatlarını sürdürürler. Bunun yanı sıra daha az geliri olan insanların da mutsuz olduğu gibi bir genelleme yapamayız. Evet para mutluluk için gereklidir ama salatada kullanılan tek madde domates olmadığı gibi, hayatta ki tek mutluluk kaynağı da para pul değildir. Para insanlara mutlu olmak için imkan, güvenlik ve konfor verir. Belli bir noktadan sonra mutlu etmesi mümkün değildir. istediğiniz kadar, aktivitelere katılın, gezin, tozun bunların çoğu hayatta bir arayış içerisinde olduğunuzun göstergesidir.

    ]]>
    Epilepsi https://www.psikolojik.gen.tr/epilepsi.html Mon, 03 Oct 2016 12:39:57 +0000 Epilepsi, günümüzde sık görülebilen bir beyin hastalığı olan epilepsi diğer isimle sara olarak halk arasında bilinir. Beyin içinde bulunan sinir hücrelerinin daralması sonucu ortaya çıkan nöroloji hastalığıdır. Beynin norm Epilepsi, günümüzde sık görülebilen bir beyin hastalığı olan epilepsi diğer isimle sara olarak halk arasında bilinir. Beyin içinde bulunan sinir hücrelerinin daralması sonucu ortaya çıkan nöroloji hastalığıdır. Beynin normalde çalışması, o sırada aşırı elektiriğin kontrolsüz yayılması sonucu ortaya çıkan tablo epilepsi hastalığı olarak adlandırılır. Bu durum epilepsi hastasının geçici olarak hafıza kaybı yaşamasına sebep olur. Bir çok epilepsi hastası geçirdiği nöbet sonrası yaşadığı hafıza kaybı nedeniyle ne olduğunu ne yaşadığını hatırlayamaz. Epilepsi hastaları nöbetleri oldukça farklı olabilir, bazı kişilerde bayılma olarak ortaya çıkar. Bazılarında ağızdan köpük gelerek bayılma, titreme, gibi farklı olabilir. Yaş gurubu olarak her yaş grubunda görülmesi mümkündür.

    Ayrıca bir çok epilepsi nöbeti geçiren kişilerin korku hissi gibi tavırlarda bulunarak algılamaları geç olabilir. Araştırmalara göre beyne giden kan azalması ve beyin dokusundaki maddeler, oksijen azalması sonucu ortaya çıkan epilepsi nöbetine sebep olmaktadır. Bu durum oldukça farklı olarak anlatılsa bile epilepsi hastalığının çok çeşitleri vardır. Kimileri doğuştan olabilir, kimileri yaşını doldurunca, ergenlik dönemi yada orta yaşta görülmesi mümkün olan bu hastalık kişilerin zor anlar yaşaması ve üzülmesine neden olabilir. Ayrıca anne adayları hamileliklerinde düzenli doktor kontrollerini yaptırarak böyle bir olasılığın önüne geçebilir. Hamilelikte olma olasılığı vardır. Anne adayı düzensiz beslenme, uykusuz kalma, alkol alımı varsa, yada herhangi bir mikrobik hastalığa yakalanması durumunda bebekte epilepsi olabilir. Bazı durumlarda doğumda oluşacak bebeğin oksijensiz kalma durumunda epilepsi olabilir. Başka bir faktör çocuklarda yüksek ateşe karşı önlem alınmaması durumunda bu hastalığa yakalanma olasılığı yüksektir. 

    Epilepsi hastaları neye dikkat etmeli: bir çok epilepsi hastası ilaç kullanır, kullanılan ilaçların düzenli ve aynı saatte içmeleri son derece önemlidir. Beslenme, uyku, stres bu gibi faktörlere dikkat edilmelidir. Nöroloji doktoru eplepsi hastalarına bakmaktadır, kontrolleri yapılmalıdır, her 6 ayda tetikler yaptırılmalıdır. Hasta takibe alınarak emar, tomografi kan testleri yapılmalı hasta kontrollerini düzenli olarak takibe almalıdır. Bir çok epilepsi hastası tedavi görmektedir, görülen tedavi yöntemleri hastalarda olumlu cevaplar vermiştir. Hasta olan kişilerin çok ağır olan bayılan epilepsi hastaları kullandıkları ilaçları doktor izni olmadan bırakamazlar. Epilepsi hastaları yakalanacağı bir soğuk algınlığında kullanacakları ilaca doktorları karar verir. Her ilacı kullanmaları mümkün değildir, çünkü bir çok ilaç kullanmış oldukları epilepsi ilaçlarının etkisini azaltarak kişiyi olumsuz etkilemektedir.

    Epilepsi nasıl tedavi edilir: hastalıkta bir çok kişi EEG yapılmalıdır, beyin elektrosu epilepsi tanısında önemli bir araçtır. Tedavi başlanmasında emar yapılarak hastaya nasıl ilaçlar verilmeli doktor kararı vererek tedaviye başlanır. Hasta kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Doktor ve hasta iş birliği içinde olarak sürekli hasta düzene girene kadar takibe alınarak daha sağlıklı olması sağlanır. Epilepsi tedavisi uzun süren ve hastanın izlenmesi gerekir, görülen tedavilerde yüzde yüz başarı sağlanmaktadır. Hastalarda iyi olma imkanı olanlar ilaç bakımından az içmeye başlar. Buda görülen tedavilerin başarılı olduğunu gösterir. Ayrıca ilerleyen tıpta yeni ilaçlar, beyin pillerinde yeni cihazlar hastalara uygulanarak daha iyi olmaları sağlanmaktadır. Epilepsi hastalarına öncelikle ilaç tedavileri uygulanmaktadır ilaçlar tam olarak hastayı iyileştirmez nöbetleri kontrol altına alarak hastanın iyi olması sağlanmaktadır. Daha sağlıklı olabilme adına kontroller aksatılmadan gidilmelidir.
    ]]>
    Histerik Kadın https://www.psikolojik.gen.tr/histerik-kadin.html Mon, 03 Oct 2016 12:39:18 +0000 Histerik Kadın, Histeri, diğer ismiyle isteri hislerde aşırı yoğunluk, davranışlarda aşırı taşkınlık, tepkilerde aşırıya kaçma, ani fiziksel veya zihinsel değişimler olarak kendini gösteren bir durumdur. Ge

    Histerik Kadın, Histeri, diğer ismiyle isteri hislerde aşırı yoğunluk, davranışlarda aşırı taşkınlık, tepkilerde aşırıya kaçma, ani fiziksel veya zihinsel değişimler olarak kendini gösteren bir durumdur. Genel olarak abartılı bir  durum olarak tanımlanabilecek olan nevrotik bir durumdur. İlk olarak adını Hipokrat tarafından verilmiş olan ve kökeni Yunanca hysterikos kelimesine dayanır. İlk başlarda sanki kadınlara özgü bir hastalık olarak tanımlanmış olması da bu durum aslında tam anlamıyla gerçeği yansıtmamakla beraber sadece histerinin daha çok kadınlarda görülmüş olma bilgisi doğru sayılır. Genel olarak 30 yaş altında olan kişilerde görülen bu durum hayal gücüne bağlı olarak, bilinç altında olan düşünceden dolayı veya korkudan olan bazı durumlardan kaynaklanan ve ani krizler biçiminde kendini gösterir ve bu kriz hali devamlılık gösterme süresi kesin olmamakla beraber geçicidir. Hasta, anormal tavırlar gösterse bile bu durumun herkeste görülebileni, normal bir durum olduğunu düşünür ve bu yüzden hasta olduğunun farkına bile varamaz. 

    Histerik Kadın Davranışları Nasıldır

    Histeri ani ataklarla birden gelişen krizlerden ayrı olarak  kısa vadeli ya da uzun süreli hafif ya da yoğun bir şekilde kendisini gösterir. Başka histerik kadınların belirtileri ise:

    • Kasılmalar, nefes darlığı,
    • Acıya olan dayanıksızlık,
    • Titreme
    • Felç, uyuşma hali
    • Konuşma
    • Görme
    • Duyma
    • Genel olarak davranış bozuklukları ve
    • Hafıza kaybıdır.

    Daha ileri ki zamanlarda teşhircilik, uyurgezerlik, gibi belirtilerinin yanı sıra mitomani, nemfomani, kleptomani, gibi manik durumları da ortaya çıkmaktadır. Histerinin farklı bir diğer boyutu da toplumsal histeride ise  kişiler bireysel olarak değil de kitlesel bir açıdan belli bir topluluğu etkileyen olayların o grup tarafından abartılı bir biçimde algılanıyor olması ve toplu bir biçimde aşırı tavırlar içini girmeleri ve sergilenmeleri halidir. 

    Histerik kadın kişilik bozukluğuna sahip olan kişiler ilgi odağı olmayı çok sever ve isterler. Bunun için fazla aşırıya kaçan hareket ve tavırlar sergilemekten kaçınmazlar. Sanki onlara göre mutlu olmanın tek yolu ilgi çekmektir. Düşündükleri  ilgi eğer kendilerine doğru yönelmiş durumda değil ise sıkılırlar ve mutsuz olurlar. Kendileri dışında ilgi duyulan başka biri ve ya başka bir şeyler olduğu takdirde ilgiyi kendi taraflarına çekmek için yüzeysel davranışlarda yapmaya başlarlar. Konuşmaları derinlik içermez, yüzeyseldirler. Sadece ilgiyi kendilerine çekmeyi amaçlarlar. Teşhirciliği ve cinselliği dikkat çekmek amacı için kullanırlar. Gösteriş, hızlı bir biçimde değişen düşünce ve davranışlar, kurulan ilişkilerde devamlı sorunların  çıkarması da histerik kişilik bozukluğuna sahip olan kişilerin bir diğer özellikleridir. 

    Histerik Kadın Nasıl Tedavi Edilir

    Histerik kadınların tedavisi her şeyden önce kişilerin sergilediği bu davranışların  normal olmadığının kabul etmesi gerekiyor ki bu dönem hiç de kolay bir dönem olmayacaktır. Çünkü histeri olan kişi zaten olması gerekenin bu olduğunu düşünüyor haliyle de kendisinin normal olduğunu düşünmektedir. Bu sebeple terapi veya ilaç tedavisini kabul etmeyebilir. Bu tedavi gerçekleştirildiği zaman ise hastanın mutsuz olma olasılığı yüksektir. Çünkü kendisinin beslediği ilgi üzerinden gideceğinden dolayı mutsuzluğa kapılabilir. Psikoterapi ve düşük bir dozla devam eden farmakoterapi çoğu zaman işe yaramaktadır, hastanın içerisinde yer aldığı bu nevrotik durum, ona yansıtılarak tavırlarının anormal olduğunu fark etmesi ve normale uygun davranışlar sergilemesi sağlanmaktadır. 

]]>
Çift Kişilik https://www.psikolojik.gen.tr/cift-kisilik.html Mon, 03 Oct 2016 12:34:14 +0000 Çift Kişilik, kişinin bilinç seviyesinde birbirinden  oldukça farklı en az iki kişiliğe sahip olma durumu ve bu kişilik durumu yapıları arasında geçişler yaşaması durumu ile kendisine karakterize olmuş olan bi Çift Kişilik, kişinin bilinç seviyesinde birbirinden  oldukça farklı en az iki kişiliğe sahip olma durumu ve bu kişilik durumu yapıları arasında geçişler yaşaması durumu ile kendisine karakterize olmuş olan bir psikolojik hastalıktır. Bu çift kişilik bozukluğu mutlaka bir travmayı veya sarsıntıya bağlı olarak ortaya çıkan bir tablodur.

Daha çok  çocukluk dönemleri sırasında bilincin yeni yeni oluştuğu veya oluşmadığı dönemde travmalar yaşayan bireylerde ortaya çıkmaktadır.
Bu travmalar duygusal, fiziksel veya cinsel  istismarlar sonucunda çift kişilik bozuklukları gerçekleşebilir. Bu tür istismarlar genel olarak aile içindeki kişilerden veya çocukla ilgilenmesi gereken  kişiden ortaya çıkar.Ender olarak görülen bu çift kişilik bozukluğu hastalığı tanısı konması için kişilerin bu travma yaşamış olması gerekir. Davranış dalgalanmaları ve huy değişimleri yaşayan insanların hepsine çift kişilik bozukluğu teşhisi konamaz.
Hastaları kişiler içinde bulundukları çift kişilik durumlarından en az ikisi sürekli olarak kontrol altında tutarlar. Hastaları etkileyen bu çift kişilik sayısı hastanın yaşadığı travmanın şiddetine göre değişir. Genel olarak çift kişilik bozukluklar hastaları on yaşından itibaren etkili olmaya başlar, ilerleyen yaşlarda ise etkisini daha fazla gösterir.

Çift Kişilik Bozukluğu Tanısı Nasıl Yapılır 

Bu çift kişilik bozukluğunun tanısının koyabilmek için bazı belli kriterlerin belirlenmesi ve yapılması gerekmektedir. Bu tür hastalara çift kişilik testlerinin uygulanması gerekir. Çift kişilik tanısı konan hastaların çevresinde olan kişilerle görüşmeler yapılarak bilgiler alınmalıdır. Hastaların söyledikleri birbirinden farklı ve  tutarsız davranışların olması ve görüşme anında geçişlerin olması durumunda hastanın çevresinde olan  kişilerin anlattıkları tanı konulmasına faydalı olacaktır.

Bu hastalık kişilik tabloları arasında sürekli geçişler olduğu için altta olan kişilikler belirli aralıklarla ortaya çıkabilir. Ve bu dönemler içinde hasta olan kişilerde unutkanlıklar olabilmektedir. Hastanın o dönemdeki girdiği kişilik özelliklerinde neler yaptığını daha sonra durumda hatırlayamaması durumu olabilir. Hastalar bu durumu  hatırlayamadığından, kendisinde çift kişilik bozukluğu diye bir şeyin olduğunun farkına bile varamaz.

Çift Kişilik Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir

Travmayı veya psikolojik kökenli olan bir sorunu takiben yaşanan bir çift kişilik bozukluğu bulunmuş olan hastanın öyküsünü almak gerekir. Bu sayede hastanın yaşadıkları geçmişine inilerek, tespit edilmektedir. Rahatsızlığın tedavisi genel olarak psikoterapi ile yapılmaktadır. Psikiyatristler ve psikologlar tarafından yapılacak olan seanslarla hastada  parçalanmış olan kişilikleri belirlenerek, bunların bütünleştirilmeye çalışılır. Tedaviye laçların desteği ile  devam edilmelidir. Bunun yoğun ve  sistemli bir şekilde uygulanması gerekmektedir.

]]>
Milliyetçilik https://www.psikolojik.gen.tr/milliyetcilik.html Mon, 03 Oct 2016 12:33:32 +0000 Milliyetçilik, bir milletin dil, tarih ve kültür bağlarını oluşturan, yaşama ve ilerleme amacının toplum ve insanlığın gelişmesini katkıda bulunan bir görüştür. Milliyetçilik kavramı, 19. yüzyılda başlamış ve 20. yüz Milliyetçilik, bir milletin dil, tarih ve kültür bağlarını oluşturan, yaşama ve ilerleme amacının toplum ve insanlığın gelişmesini katkıda bulunan bir görüştür. Milliyetçilik kavramı, 19. yüzyılda başlamış ve 20. yüzyılda dünya üzerinde tam hakimiyet sağlayarak sömürge anlayışını beraberinde getirmişti. Atatürk'ün milliyetçiliğine göre, sadece aynı dili konuşanlar yada aynı ırktan gelenlerden oluşmaz. Belirli bir fikir etrafında birleşmek, aynı duygu ve düşünceleri hissederek oluşturulan topluluklardır. Milliyetçilik kavramı bazım kesimlerce farklı şekilde tanımlanmıştır. Örnek olarak Anthony D. Smith‘e göre, yaşanılan çağın ruhunu yansıtıp, fikir ve sembollerle bağlantılı olduğunu savunur.  Ernest Gellner ise, mevcut bir kültürün gerisine uzanıp, geçmiş bir kültürü keşfetme ve kurma eylemini ileri sürer. Eric Hobsbawm düşüncesine göre, farklı bir düşünce ileri sürerek milliyetçiliği farklı yöntemlerden bahsetmiştir. Bunlar, yaygın öğretimin olması, ulus anıtlarını etrafında yapılan sembol birlikteliği ve bütünleştiren törenler olarak belirtmiştir. 

Milliyetçilik tarihçesi

Bilindiği üzere milliyetçilik kavramı Fransız devrimiyle kapitalist ve sömürgeciliğe karşı çıkmış olup zulüm ve esir hayatından kurtularak bağımsızlığa uzanan bir mücadelenin sonucunda ortaya çıkmıştır. Yapılan bu mücadele sonucunda krallıklar, imparatorluklar çarlıklar ve padişahlıklar yıkılarak eşitliğe, adalete, özgürlüğe ve bağımsızlığa uzanan değerler ortaya çıkmıştır. Her ne kadar sömürgeci yapılardan kurtulmuş olunsa da başka bir zulmün habercisi olan burjuva iktidarına karşı boyun eğmek zorunda kalmıştır. Her ne kadar bu olumsuz durumlar meydana gelse de eşitlik, adalet, özgürlük ve bağımsızlık gibi kavramlar gelecek dönemler için umut taşımaktadır.

Türkiye'de milliyetçilik

Türkiye'de milliyetçilik kavramı farklı anlaşılmış ve yanlış anlaşılmıştır. Atatürk, milliyetçilik kavramıyla ilgili olarak görüşler belirtmiştir. Aynı toprak parçası üzerinde yaşayan farklı milletlerin bir arada ortak yaşamlarını sürdürmelerine olanak sağladığında bu, farklı milletlerin tek millet olarak kabul edilmesidir. Dil, soy, dil ve kültür birlikteliği olduğu halde bir devletin sınırlarında dışında yer alan halk ile söz konusu devletin birleşmesi fikrine dayanır. Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı,  birleştiricidir, barışçıldır, bağımsızlığı savunur ve gerçekçidir. Türk milliyetçiliği, müspet hareket etmeyi, korumayı, kardeşçe yaşamayı ve hoşgörü esaslarına göre şekillenir. Türk milliyetçiliği geçmişte olduğu gibi geleceğe yönelik zayıf kalan toplulukları ırk, dil, din ve kültür farketmeksizin kendi himayesi altına alır. 

Etnik milliyetçilik

Milli benliği oluşturan, kültür, tarih ve ülkü birliği ve biz duygusu yerine, boy, aşiret, mezhep, kabile gibi görüşleri savunan görüşlerdir. Küçük grupların kültürlerini inkar ve asimilasyonu etnik milliyetçiliğin gelişmesine neden olmuştur. Kendinden olmayanı kabul etmeme durumudur. Dünya üzerinde Avrupa ülkelerinin süregelen etnik, ayrımcı milliyetçiliği eskiden olduğu gibi hala süregelmektedir. Özellikle Asya ve Arap ülkelerinden Avrupa'ya yapılan göçler ve en son Suriye göçmenlerine yapılan insan dışı muameleler bunun en bariz göstergesidir. ABD'nin Ortadoğu sömürge politikası ve barbarlığı duymayan görmeyen kalmamış. Bunlar hepsi etnik, ırkçı milliyetçiliğin doğurduğu birer etkendir. 

Milliyetçiliğin zararları 
  • Kendisinden olmayan milletleri reddetme
  • Sömürge anlayışının ve yarışının hızlanmasına neden olmak
  • Milletlerin sadece kendi etnik kökenin dünya'ya hakim olmasını istemek. Bunun sonucunda savaşların yaşanmasına sebep olmak.
  • Bir arada yaşayan toplumların, emperyalist güçler tarafından kışkırtması ve ayaklanmalara sebep olması
  • Milletlerin, insanlıktan çıkıp barbar hale dönüşebilmektedir.
]]>
Örgütsel Bağlılık https://www.psikolojik.gen.tr/orgutsel-baglilik.html Mon, 03 Oct 2016 12:30:36 +0000 Örgütsel Bağlılık, İnsanoğlu tabiatı gereği yalnız yaşayamamakta ve sosyal hayata ihtiyaç duymaktadır ve bunun akabinde insanlar belirli bir amaç için bir araya gelmekte ve örgütün yapısını oluşturmaktadır. Örgü Örgütsel Bağlılık, İnsanoğlu tabiatı gereği yalnız yaşayamamakta ve sosyal hayata ihtiyaç duymaktadır ve bunun akabinde insanlar belirli bir amaç için bir araya gelmekte ve örgütün yapısını oluşturmaktadır. Örgütler ticari, sosyal, siyasi olabileceği gibi günümüzün en önemli sorunlarından biri olan terör örgütü şeklinde de olabilir yani toplanış amacına göre örgütlerin çeşitleri vardır. İşte bu örgütler kendi bünyesindeki insanları koordine etmek ve belirli bir düzene sokmak için örgütsel bağlılık çerçevesinde örgüt faaliyetleri yapmaktadır.

Örgütsel Bağlılık Çeşitleri

Duygusal Bağlılık: Bu bağlılık türü örgütsel bağlılık türünün en önemlisi ve işlevsel olanıdır. Birey mensup olduğu örgüte karşı gönüllü olarak bağlanmakta ve bunun sonucu olarak normal potansiyelinin üstünde performans gösterebilmektedir. Duygusal bağlılık bireyin çıkarıyla örgütün çıkarı örtüştüğünde ortaya çıkabildiği gibi örgüt propagandası ya da kişinin duygusal zafiyetleri sonucu ortaya çıkabilmektedir. Özellikle meşru olmayan örgütlerde kişinin zafiyetine ek olarak örgüt propagandası sonucu birey adeta at gözlüğü takmışçasına gelişen olayları sabit bir bakış açısıyla yorumlamakta ve daima mensup olduğu örgütün, örgütsel bağlılık çerçevesinde haklı görmektedir. Meşru örgütlerde ise duygusal bağlılık sonucu kişi işine daha çok motiveyle sarılır ve bundan dolayı hem örgüt fayda görür hem de işini severek yaptığından dolayı birey fayda sağlar.

Sürekli Bağlılık: Bu bağlılık türünde ise birey örgüt içerisinde geçirdiği zaman ya da harcadığı emek dolayısıyla örgütsel bağlılığı perçinleşmekte, örgütten ayrıldığı zaman karşılaşabileceği zorlukları göz önüne alarak birey örgüt içerisinde kalmaya devam etmektedir. Bu bağlılık türünde motive düşük kalabilmekte ve birey kendisini zorlayarak örgüt içerisinde devamını sağlamaktadır.

Normatif Bağlılık: Birey mensup olduğu örgüte karşı sadakat içerisinde görev alır ve bunun sonucu olarak örgütsel bağlılık üst düzeyde gerçekleşmiş olur. Örneğin işsiz birisine örgüt içerisinde bir iş verildiğinde ya da çalışanın mevkisi yükseltildiğinde kişide bir minnet duygusu oluşmakta ve bundan dolayı örgüte karşı sadakat ve güven içerisinde bağlı kalabilmektedir. Aynı şekilde ruhsal ve karakter olarak sağlam olmayan kişileri yasal olmayan örgütler bünyesine alarak bu kişilere değer verdiğini göstermeye çalışarak bünyesine katıp, örgüt içerisinde kendilerine bağımlı bir şekilde bu kişileri kullanabilmektedirler.

Ayrıca örgütsel bağlılığı etkileyen faktörlerde bulunmaktadır. İlk olarak kişinin eğitim durumu bu faktörler arasına girmektedir. Yapılan araştırmalara göre eğitim düzeyi arttıkça kişinin örgütsel bağlılık düzeyinde azalma olduğu saptanmıştır. İkinci olarak yaş faktörünü gösterebiliriz. Birey ne kadar yaşı ilerlemişse ters orantılı olarak örgüte bağlılığının azaldığı tespit edilmiştir. Üçüncü olarak kişinin ekonomik durumunu sayabiliriz. Ekonomik durumu ne kadar iyi ise bireyin özgürlük alanı genişleyecek ve bu doğrultuda örgütsel bağlılık düzeyi azalacaktır. Genel olarak aktardığımız bu faktörleri kültürlere ya da gelenek ve göreneklere göre çoğaltmamız mümkündür. Bu makalemizde sizleri örgütsel bağlılık hakkında bilgilendirmeye çalıştık. Umarım faydalı olmuştur. İyi günler…

]]>
Konsantrasyon https://www.psikolojik.gen.tr/konsantrasyon.html Mon, 03 Oct 2016 12:29:44 +0000 Konsantrasyon, Konsantrasyon anlamının çeşitli alanlarda çeşitli terimler olarak kullanılmaktadır. Bunlardan birincisi kimya da kullanılan terimi olarak konsantrasyondur. Konsantrasyonun ikinci terimi ise ruh bilim terimidir buda dik Konsantrasyon, Konsantrasyon anlamının çeşitli alanlarda çeşitli terimler olarak kullanılmaktadır. Bunlardan birincisi kimya da kullanılan terimi olarak konsantrasyondur. Konsantrasyonun ikinci terimi ise ruh bilim terimidir buda dikkat toplaşımı) olarak bilinir. Konsantrasyonun üçüncü terimi ise su ürünleri alanında kullanılan (madde oranı) ve konsantrasyon son terimi olan dördüncüsü ise veterinerlik terimi olan yoğunluktur. Konsantrasyon kelimesi kimya terimi olarak bilinir. Ayrıca konsantrasyon kelimesinin kökeni Fransızca dilinden geldiği de bilinenler arasındadır.

Konsantrasyon sağlamak için dikkat edilmesi gerekenler

Konsantrasyon insanlar ve canlılar için gelişim tekniği olarak bilinmektedir. Ayrıca konsantrasyon çok eski bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Genellikle insan vücudunda özellikle nefes alma ve vücut duruşu şekilleri ile alakalı yapılan uygulama sistemidir. Yapılan konsantrasyon ile vücut üzerinde gevşeme yaparak vücut yolu ile kişinin zihnini etkileme olayıdır. Konsantrasyonu ne olduğunu anlamak ve bilmek için en etkili yol olarak konsantrasyonu vücut üzerinde konsantre olarak uygulamaktır. İnsanların konsantrasyon ile genellikle bedenlerinin dinlenmesi ve esnemesi için bu uygulamayı öğrenmeleri ve uygulamaları kendi sağlıkları için çok etkili olacağını unutmamalıdırlar. Uygulanan konsantrasyon sayesinde çok kısa bir süre içerisinde vücut üzerinde oluşan gerilimin bedenden değil de zihinden kaynaklandığını anlamak ve ortaya çıkarmanın etkili yoludur. Bir insanın konsantrasyon ile konsantre olması kişinin bütün vücudunu etkileyen bir durumdur. Hayat içerisinde konsantrasyon insanın yaşam biçimi ve şeklini de etkilediği de unutulmamalıdır. Konsantrasyon insanın zihninde disiplin oluşturulması ve yine konsantrasyon sayesinde kişinin hayata ve dünyaya bakış açısının da çok daha farklı ve değişik olduğu bilinirken aynı zamanda konsantrasyon insanın daha sağlıklı ve canlı ve zinde olmasına yardımcı olmaktadır. Ayrıca konsantrasyon kişisel  gelişim yöntemi olup ama sadece fiziksel hareketler ile sınırlı değildir. Konsantrasyonun kişisel gelişim yöntemi olduğu gibi aynı zamanda prensipleri de bulunmaktadır. Konsantrasyonun dört çeşit prensibi bulunmaktadır bu prensipler; Uygun nefes, uygun dinlenme, uygun hareket ve uygun diyet olarak bilinir.  

Uygun nefes alma; Konsantrasyonda uygun nefes alma işlemi burundan alınıp yine burundan verilmelidir. Fakat bir çok insanların çoğu ağızdan nefes alırlar. Uygun nefes almada burundan alınan nefes ile kişinin diyaframı şişmeli ve kişinin nefes vermesi ile diyafram inmelidir. Bu uygulama konsantrasyon için doğru nefes yöntemidir. İnsanın bu şekilde nefes alması ve vermesi kişinin zihnini sakinleştirirken Akciğerlerde oluşan toksinleri de bertaraf ettiği bilinmelidir. İnsan vücuduna ve zihnine esnekli kazandıran bu şekil uygun nefes ile yapılan konsantrasyon egzersizi olduğu bilinmelidir.

Uygun dinlenme; Konsantrasyonun prensipleri arasında bulunan uygun dinlenmede konsantrasyon için çok önemlidir. Uygun dinlenme yapılan konsantrasyon egzersizi sonrasında 10 dakikalık dinlenme egzersizi olarak bilinir. Yapılan konsantrasyon sonunda uygulanan bu dinlenme kişinin en az 5 saatlik uykusuna bedel olduğu da bilinmelidir. Bundan kaynaklıdır ki konsantrasyon sonrasında yapılan bu dinlenme sonrasında insanın çok fazla uyuma istediğinin olmadığı da bilinenler arasındadır.

Uygun hareket; Konsantrasyon için en önemli prensiplerden biriside uygun harekettir. İnsanın yapmış olduğu sporların hemen, hemen tümü konsantrasyon egzersizi kadar kişinin vücudunu ve zihnini esnetmesi beklenemez. Konsantrasyonda yapılan hareket vücut üzerinde bütün omurgayı esnetir. Bu sebeple konsantrasyon hareketleri omurga için daha doğrusu insan sağlığı için çok önemlidir. Omurga insanın temel direği olduğu için kişinin çok uzun yıllar sağlıklı yaşaması için omurganın sağlam olması gereklidir ki omurganın da sağlamlığı]]> Adet Görme https://www.psikolojik.gen.tr/adet-gorme.html Mon, 03 Oct 2016 12:29:29 +0000 Adet görme, Adet görme kadınlarda ergenlik döneminde başlayıp menopoz dönemine kadar devam eden tıbbi bir olaydır. Aybaşı ve regl ismiyle de bilinir. Vajinal bölgeden her ay kan ve dokudan oluşan sıvı gelmesi durumudur ve Adet görme, Adet görme kadınlarda ergenlik döneminde başlayıp menopoz dönemine kadar devam eden tıbbi bir olaydır. Aybaşı ve regl ismiyle de bilinir. Vajinal bölgeden her ay kan ve dokudan oluşan sıvı gelmesi durumudur ve yalnızca kadınlarda görülür. Sadece hamilelik durumunda aksayabilir. Özellikle ilk dönemlerde korku ve sıkıntıya neden olabilir. Ancak bu olayın büyümenin doğal bir parçası olduğunun unutulmaması gerekir.  Adet ortalaması 30 gün olmasına rağmen 21-35 gün arası değişebilir. Uzunluk ve kısalık tamamen doğaldır ve tıbbi olarak bir sorun niteliği taşımaz. Adet süresi ortalama olarak 5 gün sürebilir. Adet görmeden 14 gün sonra yumurtlama başlar ve bu yumurta spermle döllendiği taktirde hamilelik başlayabilir. 30 gün sonra yumurta döllenmezse adet olarak vücuttan dışarı atılabilir. Kadınlar adet görmeden önceki yaşlarda ve adetin kesildiği menopoz evresinden sonra hamile kalamazlar. 

Adet görme olayı başladıktan sonra takvim tutulması önerilir. Bu dönemde kaç günde bir adet olduğunuzu bilmek işinize yarayacaktır. Adet gören kadınlar cinsel bölge temizliğine dikkat etmelilerdir. Ayrıca adet döneminde hijyenik ve tek kullanımlık ped ve tamponlar kullanılmalıdır. Bu ped ve tamponlar gün boyu kullanılmamalı gün içinde 4-5 saatte bir değiştirilmelidir. Kanama sıklığına göre saatleri esnetmek mümkündür. Ped ve tampon kullanımı vücutta belli olmadığı için rahat edebilirsiniz. Hatta bazı özel tamponlar yüzerken de kullanılabilir ve hiç fark edilmez. Bu dönemde cinsel istek çok olduğu halde pek kesinlikle önerilmez. Çok keskin ve sancılı ağrılara neden olabilir. Ayrıca şişkinlik, baş ağrısı, yorgunluk, konsantrasyon eksikliği, stres, depresyon ve göğüs bölgesinde hassasiyet gibi sorunlara da yol açabilir. Doğum kontrol hapı, soğuk duş, çok yorulmadan yapılan yürüyüşler, iyi beslenme ve karın bölgesine sıcak su torbası koymak gibi faktörler adet ağrılarını azaltır.  

Adet görme ve ortaya çıkabilecek problemler

Adet görme döneminde ağrılar problem olabileceği gibi başka problemler de ortaya çıkabilir. Adet kesilmesi durumu ortaya çıkabilir. Eğer böyle bir sorun çıkarsa nedeni muhtemelen kullanılan ilaçlar, stres, hastalık veya ani kilo değişimine bağlı faktörlerdir. Diğer bir faktörde hamile kalmış olmasıdır. Böyle bir durumda jinekolog doktorunuza vakit geçirmeden başvurmanız gerekir. Ek olarak kürtaj ve cinsel bölgedeki ameliyat ve benzeri operasyonlar da adet bozukluklarına yol açabilir. Cinsel bölgeye yakın yapılan piercing ve dövme gibi durumlar da tehlike yaratabilir. Aşırı adet görme ve adet dönemindeki dalgalanmalar normal değildir ve doktora görünmeniz gerekir.
]]>
Çocuklarda Dikkat Eksikliği https://www.psikolojik.gen.tr/cocuklarda-dikkat-eksikligi.html Mon, 03 Oct 2016 12:25:51 +0000 Çocuklarda dikkat eksikliği, genellikle hiperaktivite bozukluğu ile beraber görülen oldukça yaygın bir hastalıktır. Çocukluk döneminde tedavi edilmeyen dikkat eksikliği yetişkinlik döneminde de bireylerin hayatını etkileme Çocuklarda dikkat eksikliği, genellikle hiperaktivite bozukluğu ile beraber görülen oldukça yaygın bir hastalıktır. Çocukluk döneminde tedavi edilmeyen dikkat eksikliği yetişkinlik döneminde de bireylerin hayatını etkilemektedir. Çocuklarda dikkat eksikliği, kronik bir durum olarak algılanmalıdır. Dikkat eksikliğinin çaresine bakılmaz ise çocuğun okul hayatından, sosyal ilişkilerine ve yetişkinlik dönemine kadar tüm hayatını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Çocuklarda dikkat eksikliğini; konsantrasyon eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olmak üzere 3 ana kategoride toplamak mümkündür. Dikkat eksikliği olan çocuklar, bir noktaya uzun süre odaklanamazlar, unutkanlık, dağınıklık, organize çalışamama gibi nedenlerden dolayı zamanla akademik hayatında başarısız olabilirler.

Çocuklarda dikkat eksikliği teşhisi ve tedavisi için neler yapılmalı 

Çocuklarda dikkat eksikliğinin teşhisinin konulması pek kolay bir durum değildir. Özellikle ailenin, eğitmenin ve çocuğun çevresinde bulunan diğer yetişkinlerin dikkat eksikliği belirtilerinin neler olduğu konusunda bilgi sahibi olması, çocuğun okul ve sosyal hayattaki davranışlarını,  arkadaşları ile ilişkilerini ve hareketlerini iyi gözlemlemesi dikkat eksikliği teşhisinin konulabilmesi için atılacak ilk ve en önemli adımlardan biridir.

Son yıllarda yapılan araştırmalar çocuklarda dikkat eksikliğinin en etkili tedavisinin; ilaç, aile becerileri eğitimi, davranışsal eğitim ve sınıf içi müdahalelerini kapsayan bir tedavi olduğunu göstermektedir. Bu kombine çalışma şekli ile hastalık daha iyi bir noktaya taşınabilir. Tedavinin temel amacı, çocuğun kişisel ilişkilerini geliştirmek, başarısını artırmak, olumsuz davranışları azaltmak, bağımsızlığını teşvik etmek ve kendine olan güvenini artırmaktır.

Çocuklarda dikkat eksikliğini tespit edebilmek için pek çok alanda kapsamlı bir araştırma yapmak gerekmektedir. Bunun için öncelikle çocuk psikoloğuna veya çocuk psikiyatristine gidilmelidir. Uzmanlar çocuğun, okuldaki davranışları, evdeki davranışları, arkadaşlarıyla ilişkileri ve okuldaki akademik performansı ile ilgili bilgileri araştırır, toplar ve çocuğa bazı testler uygular. Zeka testi, çocuklarda dikkat eksikliğini anlamak için tek başına yeterli değilse de bize önemli ipuçları vereceği için sık yapılan bir testtir. Bununla birlikte, çocuğun dikkatinin dağılmasına veya öğrenmesi ile ilgili bir sıkıntı yaşamasına neden olabilecek başka bir problemin, örneğin bir öğrenme zorluğu olup olmadığı da araştırılmalıdır. Özetle; dikkat eksikliği konusunda tecrübeli bir uzman, bütün bu bilgileri toplayıp çocuğu da gözlemledikten sonra çocuğun sıkıntılarının nedenleri hakkında yorum yapar ve dikkat bozukluğu olup olmadığına karar verebilir. 

Dikkat eksikliği olan çocuklara sahip anne babaların veya öğretmenlerin aşırı derecede sabır göstermesi, özveride bulunması, çocuğa yeni bir şey öğretirken de defalarca tekrarlatılması oldukça önemlidir. Özellikle bu çocuklara sağlanan destek ve kolaylıklar sayesinde problemlerle daha kolay baş edince kendine güvenleri gelişir ve bu da onun bir sonraki problemi çözmek için daha cesaretli olmasını sağlar. Ayrıca sürekli destek sağlamak ve özgür bırakmak arasında ince bir çizgi vardır ve ikisinin de birbiriyle dengeli yapılması gerekir. 

]]>
Alkol Bağımlılığı https://www.psikolojik.gen.tr/alkol-bagimliligi.html Mon, 03 Oct 2016 12:23:20 +0000 Alkol bağımlılığı, kişinin alkollü içeceklere tutkunluk derecesinde bağlı olması durumuna alkol bağımlılığı (alkolizm) denir. Alkol bağımlılığı olan kişiye alkolik adı verilir. Alkolik kişi, alkolün kendisine zarar Alkol bağımlılığı, kişinin alkollü içeceklere tutkunluk derecesinde bağlı olması durumuna alkol bağımlılığı (alkolizm) denir. Alkol bağımlılığı olan kişiye alkolik adı verilir. Alkolik kişi, alkolün kendisine zararlı olduğunu ve yaşamını etkilediğini bildiği halde içmekten kendini alamayan kişidir.

Alkol alma sebeplerinden en önemli olanı zevk almak ve duyguları düzeltmektir. Bunların yanında alkolik yaşam tarzı, stresle başa çıkma ve alkol içme tutkusu gibi nedenleri de bulunmaktadır. Alkol bağımlısı kişinin, içmek için her zaman bir nedeni vardır. Neşesizlik, mutluluk, gerginlik, parti, arkadaş toplantısı, doğum günü, tatil ve bunun gibi içme fırsatları sonsuzdur. Alkole olan bağımlılık ilerledikçe sorunlar artar, gizlice içmeye başlar, yalnız içmeye başlar, şişeleri saklar, sorunu örtmeye çalışır. Suçluluk ve pişmanlık duyar, bunu bastırmak için daha çok içer. Bu şekilde depresyona yol açar. Aynı zamanda gece uyanır, uyku kalitesi bozulur, panik nöbetleri artar. Nefes darlığı ve ağrılar artar, bunu bastırmak için de daha çok içer.

Alkol bağımlılığının fiziksel belirtileri; avuç içi kızarıklık, kırmızı burun, elde tremor, sigara yanıkları, gözün kornea tabakasında yağ halkası, morartılar, el ve ayaklarda kısmi felçler görülmektedir. Bu belirtilerin yanında alkol bağımlısı olan kişinin sosyal hayatında terk edilme, boşanma, yasal sorunlar, ev-iş sorunları, trafik kazaları ve cezaevi gibi geri dönüşü olmayan sorunlara yol açmaktadır.

Alkol bağımlılığının bedensel sonuçları; körlük, kan hastalıkları, karaciğer sirozu, beyincik hasarı sonucu denge kaybı, felçler, erken bunama, yüksek tansiyon, zatürre, pankreas iltihabı, kalp büyümesi gibi sağlık sorunları yaşanabilmektedir. Ayrıca depresyon, hafıza kayıpları, intihar, paranoya gibi psikolojik sorunlarda yaşanmaktadır.

Alkol bağımlılığı tedavisi:

Alkol bağımlılığında aşırı sarhoşluk durumunda şok durumu ortaya çıkmazsa özel bir tedavi gerekmez. Fakat tedbiren hastaneye götürülmesi ve kusturulması uygun olur. Eğer hastada şok ortaya çıkarsa hemen hastaneye götürülmesi gerekir. Alkol bağımlılığı tedavisinde hastaneye yatmadan ayakta, yoğun bir tedavi programıyla tedavi başarıya ulaşmaktadır. Ayakta tedavi olunması kişiyi sosyal yaşamından uzaklaştırmaz. Alkolik olan kişi ev ve aile yaşamı içinde alkolden uzak kalmayı başarmayı öğrenir. Bağımlılık tedavi merkezi (BATEM) ayaktan tedavi programları geliştirmiştir.

Alkol madde tedavi merkezlerinde, tekrar kullanmayı önleme, yaşam tarzını değiştirme, bağımlılık eğitimi ve aile fertlerinin tedaviye katılması öncelikli olarak yapılması gerekenlerdir. Gerekli olduğu durumlarda yatarak da tedavi programlarına yer verilmektedir.

Alkol bağımlılığı tedavisi üç ayrı dönemden oluşmaktadır. Arındırma dönemi, erken iyileşme dönemi ve gelişim dönemidir.

Alkol bağımlılığı tedavisinde ilaç tedavisi de uygulanmaktadır. Bu tedavi mutlaka yetkili doktor kontrolünde ve uygun bir klinikte yapılmalıdır. Bunun yanında, son zamanlarda psikoterapi tedavisinde de başarılı sonuçlar elde edilmiştir.
]]>
Delilik https://www.psikolojik.gen.tr/delilik.html Mon, 03 Oct 2016 12:21:49 +0000 Delilik, tıp olarak deliliğin tanımı, sinir sisteminde kimyasal dengesizliklerden dolayı oluşan hastalığın genel adıdır. Sebepleri arasında fiziksel hasarlar olabileceği gibi, çok ağır geçen depresyon veya zihnin aşırı çal Delilik, tıp olarak deliliğin tanımı, sinir sisteminde kimyasal dengesizliklerden dolayı oluşan hastalığın genel adıdır. Sebepleri arasında fiziksel hasarlar olabileceği gibi, çok ağır geçen depresyon veya zihnin aşırı çalışmasından dolayı kontrolden çıkması da olabilmektedir. Bazı zihinsel hastalıklar da deliliğin nedenleri arasındadır. Genel tanım olarak yazacak olursak delilik, düşünce, inanış ve davranışlar bakımından, toplumun genel kabul görmüş hal ve davranışlarından farklı olma durumu olarak tarif edilebilir. Bu tanım oldukça yalın bir tanımdır zira deliliğin oldukça geniş bir yelpazede tanımı vardır. Deliliğin bir başka tanımlarına bakacak olursak delilik konusunda en sık karşılaşacağımız tanımlar, kendi kendine konuşma sendromları, hayal görme sendromları, öfke krizleri ve kendine zarar verme gibi dışa dönük gürültücü, işgal edici ve yayılımcı özellikleri olan eylemler olarak ta tahmini tanımlar yapılabilir. Bu şekilde bir delilik tanımının ardından ortaya çıkacak tedavi yöntemleri ise, kişinin hastaneye kapatılması, yoğun ilaç tedavilerinin uygulanması hatta şiddet uygulanması, kişinin kedi gerçekliğinden uzaklaştırılıp normallik aşılanmaya çalışılması olarak görülebilir. Deliliğin tıbbi açıklamalarından sonra, deliliğin bir diğer yüzüne de bakalım biraz.

Aslına bakarsanız delilik yaftası çok kolay yapıştırılan bir etikettir, bunun için herkesten farklı davranmak, herkesten farklı düşünmek ve farklı bir düşünce beyan etmek bile yeterlidir deli yaftası yapıştırılması için. Delilik çoğu zaman toplumda garip karşılansa da o kadar da kötü değildir. Delilik, belkide bazı kişilere verilmiş özel bir bilgeliktir, asıl delilik ise kendini bilge sanmaktan ibarettir çoğu zaman. Delilik, çocukluk çağından yaşlılığa, aşktan evlilik hayatına, savaşlardan barışa kadar deliliğin egemenliğindedir her zaman. Tarihe baktığımızda bir çok savaşın sebebi, delice alınmış bir kararla başlayan bir delilikten ibarettir çoğunlukla, madalyonun öteki yüzüne baktığımızda delilikle dahilik siyah ile beyaz gibi görünecektir aslında. Dünyada kendini bilge sanan delilerin insanlara ve çevrelerine verdikleri zararlarla doludur sonuçta. Delilik insan soyunun devamıdır aslında. Delilik olmasa hiç kimse evlenmez, kadınlar doğumun verdiği acıları tekrar tekrar yaşayarak çocuk doğurmazdı. Kadınlar çılgınlık yapmayı seven eğlenceli ve havai yapıdadır her zaman, aynı zamanda oldukça hoş ve eğlencelidirler, erkeğin asık ve somurtkan suratını yaptıkları delice şeylerle yumuşatırlar, aynı zamanda süslenme çabaları da deliliğin bir göstergesidir sonuçta, kadın bilgeliğe soyundu mu delilik üstüne delilik eklerler, bunun karşılığında ise erkekler de kadınlara kur yaparlar deliliklerini ispat edercesine. Herkes kendini beğenir pohpohlanmak hoşlarına gider çoğu zaman, buda bir mutluluk kaynağı olur sonuçta, pohpohlanarak mutlu olmakta bir deliliktir sonuçta ama yinede mutlu olunur delicesine, zira pohpohlanmaya kanmak, kendini beğenmek, gerçekleri görmemek veya görmezlikten gelmek akıl ile bağını koparmak demektir. 

En güzel mutluluklar aldanmadan gelen mutluluklardır zira maliyeti hemen hemen hiç yoktur, bir adam eşine cam parçalarını elmas diye armağan etse eşi de buna delilikte olsa da inanarak sevinse ne olur, bir insanın kendini kral sayması, kral olmaktan daha kolay değil mi sonuçta, delilikte olsa. Sözlerimizi Albert Einstein'in güzel bir sözü ile bitirelim ''Delilik, hep aynı şeyleri tekrarlayıp farklı sonuçlar beklemektir'' aslında..
]]>
Hızlı Konuşma https://www.psikolojik.gen.tr/hizli-konusma.html Mon, 03 Oct 2016 12:21:02 +0000 Hızlı konuşma, alt ya da üst dudağın yeterince aktif olmamasıdır. Buna hızlı konuşmaya bir nevi dudak tembelliği de denilir. Dudak egzersizleri yaparak konuşmaların daha düzgün olması sağlanabilir. Dudak kaslarının güçle Hızlı konuşma, alt ya da üst dudağın yeterince aktif olmamasıdır. Buna hızlı konuşmaya bir nevi dudak tembelliği de denilir. Dudak egzersizleri yaparak konuşmaların daha düzgün olması sağlanabilir. Dudak kaslarının güçlenmesine yardımcı olur, dudak ve etrafındaki kırışıkların giderilmesinde olanak sağlar. Günümüzde bir çok sorunu tetikleyen hızlı konuşma, elbette beraberinde bir çok sorun getirmektedir. Zeka seviyesi yüksek olan insanların, daha çok hızlı konuşma problemi olduğunu rastlanmıştır. Hızlı konuşma daha önceden kekeme olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde hızlı konuşma ile hızlı okuma karıştırılıyor. Hızlı okuma, herhangi bir dokümanı  okuyarak  belirli bir konuda hızlı anlamayı olanak sağlar. Hızlı konuşma ise karşılıklı etkileşim ve iletişim olduğundan buna biraz daha dikkatli ve tecrübeyle yapmak gerekir. Karşı tarafı sürekli kelimeleri telaffuz ettiriyorsak bu bizim ayıbımızdır ve kendimizi hızlı konuşma konusunda geliştirmemiz gerekir. 

Hızlı konuşma sorunları nasıl giderilir
  • Diksiyon kurslarının verilmesi
  • Konuşma uzmanları eşliğinde sorunları ortadan kaldırmak
  • Dil normları ve cümle yapısının anlamına yönelik çözüm egzersizler yapılmalıdır
  • Hızlı konuşmanın bir hastalık olmadığını anlatıp hızlı konuşanın bu sorunu atlatmasına yardımcı olmak gerekir.
  • Tıbbi müdahaleyi yaptıktan sonra bedensel olarak hastalık Yoksa konuşma uzmanları eşliğinde egzersiz ile yapılmaya özen göstermelidir.
Anlaşılır hızlı konuşma teknikleri 

Normal sohbet etmek: Akıcı ve güzel konuşmanın sırrı sohbet etmekten geçer izlenen bir film, yaşanmış bir olayı arkadaşlarımıza seviyeli şekilde konuşarak kendimizi konuşma konusunda ispatlayabilidiğimiz zaman hızlı konuşma anlaşılır tam anlamıyla yerinde oturmuş olur.

Yorum yapmak: Herhangi bir konuda ya da çevremizde gördüğümüz olguları, olayları vs. gibi durumları kendi fikrimiz ile bütünleştirip konuşmak gerekir yada söylenmiş deyimler ve atasözleri yorumlayıp hızlı konuşmada kendimizi geliştirebiliriz.

Kitap okumak: Gazete, kitap, dergi okumak kelime hazinemizi geliştirerek hızlı okuma da çektiğimiz sıkıntıları giderebiliriz. Özellikle kitap konusunda rutin yapılacak bir faaliyet olmalıdır. İyi seçilmiş kitapları dikkatli okuyarak varsa hızlı konuşmayı engelleyecek durumları ortadan kaldırılmasına olanak sağlar. 

Saçmalamak: Düşünmede gelişigüzel konuşmak demektir. Konuşmanın sınırı aşmayacak şekilde dünyadan herhangi bir dili konuşmaya çalışmak ve rastgele sözcükleri ağızdan çıkarmak hızlı konuşmanın açık ve net olması için birer adımdır. Hızlı ve etkili konuşmanın bir diğer basamaklarında olan başka bir dili konuşmaya çalışarak kendini bu konuda geliştirebiliriz. 
]]>
Fedakarlık https://www.psikolojik.gen.tr/fedakarlik.html Mon, 03 Oct 2016 12:20:10 +0000 Fedakarlık, sevdiğimiz insanlar mutlu olsun diye onların her isteğini bazen isteyerek bazen de mecburiyetten kendimizden ödün vermek pahasına yerine getirmek tabiri caiz ise kendi rahatımızdan, isteklerimizden vazgeçmek Fedakarlık, sevdiğimiz insanlar mutlu olsun diye onların her isteğini bazen isteyerek bazen de mecburiyetten kendimizden ödün vermek pahasına yerine getirmek tabiri caiz ise kendi rahatımızdan, isteklerimizden vazgeçmektir.  

Fedakarlık, insan oğlunun fıtratından kaynaklanır ki bu durum yapılan araştırmalarla da ispatlanmıştır.  İnsan beyninin anatomisi, aktivitesi ve fedakarlık arasında bağlantı kurulmuştur. Buna göre insan beyninin küçük bir bölgesinin fedakarlık yapma isteğini etkilediği ortaya konulmuştur.

Sevgi emek ister deriz her zaman. Evet sevgi büyük emek ister. İnsan en büyük emeği kendinden verdikleriyle ölçebilir. Aranan ve zor bulunan çok değerli bir hazinedir fedakar bir eş ya da fedakar bir arkadaş. Söze geldiğinden her insan kendini fedakar bir insan diye tanımlar ama zordur fedakar insan olmak.

Fedakarlık kelimesinin en güzel temsilcisi kimdir diye sorulduğunda çoğumuzun aklına gelen cennetlerin ayakları altına serildiği annelerimiz gelir. Onlardan öğreniriz istemeden hem de karşılıksız vermeyi. Üstelik bu öylesine yapılmış bir fedakarlık değildir. Yüreğinin en derininden gelen verme hissiyle hiç başımıza kakmadan kepçeyle verip sapıyla istemeden yapar bizim için tüm yaptıklarını. Annelerimiz bizim için nelerinden fedakarlık etmiş bir sayalım desek hepimizin söyleyeceği çok özel fedakarlık hikayeleri çıkar. Yemeyip yediren, giymeyip giydiren, düzeni bozulmasın diye kendi rahatından taviz veren, yaşlı bir nine olduğunda dahi hep evladım diyen v.b.

Bir insanı sevmek zor değildir. Asıl olan şey bu insan için nelerden vazgeçebildiğindir. İş lafa gelince hepimiz seviyorum deriz ama vefa göstermediğimizde sevgi yavan kalır.

Kendimizden bile ödün vererek uğruna her türlü fedakarlığı yaptığımız kişi bazen eşimizdir bazen de çok sevdiğimiz arkadaşımız ya da ailemizdir. Onlar için olmayanı oldururuz. Çünkü onları çok severiz ve onlar bizim yaşama sebebimizdir. Eğer sevgimizin içini fedakarlık ile doldurmazsak sevdiklerimize sevgimizi ispat etmenin de en güzel yolunu kaybetmiş oluruz.

Fedakarlık ölçüsü ne olmalıdır Bu konuda hep annelerimizi örnek alırız ama her duyguda olduğu gibi fedakarlık konusunda da dengeyi korumamız gerekmektedir. Hani bir söz vardır “fazla fedakarlık vefasızlık getirir” diye. Çok sevdiğimiz insanlar bile olsa bazen hayır diyebilmeliyiz. Bu hayır sözcüğünü ruh ve beden sağlığımız için kendimize borçluyuz. Aksi takdirde hem insanların bize hem de bizim kendimize olan saygınlığımız zamanla kaybolur. Hatta bir süre sonra insanlar bize cepteki insan muamelesi bile yapabilir. Çok vererek karşılığında sıfır beklentide olmak insanları kolay elde etmeye bedavacılığa iter ve bizim sevgimizi kazanmak için çaba sarf etmeyi dahi gereksiz görmelerine neden olabilir. Ancak anneler yine evlatları için fedakarlıkta sınır tanımazlar. Çünkü bu onların mayasına farklı işlenmiştir.

]]>
Endişe https://www.psikolojik.gen.tr/endise.html Mon, 03 Oct 2016 12:09:56 +0000 Endişe, Bu yazımızda size endişenin ne olduğunu, endişe ile baş etme yollarını, fazla endişeli ya da kaygılı olmanın ne tür rahatsızlığa neden olabileceği gibi konular hakkında bilgiler vermeye çalışacağız. Endiş Endişe, Bu yazımızda size endişenin ne olduğunu, endişe ile baş etme yollarını, fazla endişeli ya da kaygılı olmanın ne tür rahatsızlığa neden olabileceği gibi konular hakkında bilgiler vermeye çalışacağız. Endişe, kaygı ya da tıp terminolojisi ile ansiyete günlük hayatta herkesin başına gelebilecek bir sıkıntı durumdur. Endişe insanların bazı deneyimlerinden dolayı korku, kaygı, sıkıntı ya da gerilim durumudur. Bu durumu yaşamayan herhangi bir insan yoktur.

Endişenin Nedenleri

İnsanlar yaşadıkları süre boyunca her zaman endişelenecek ya da kaygılanacak birçok durum ile karşılaşırlar. Aslında bu durum gayet doğaldır. İnsanlar doğaları gereği gelecekte ne yapacağım, bu sınavı nasıl geçeceğim, ya şunu yaptığım için başıma bir şey gelirse, ya çocuğum hastalıklı doğarsa, ya şu kişi teklifimi kabul etmezse gibi pek çok neden bulurlar endişelenmek için. Çünkü insan korkularıyla yaşayan bir varlıktır. Belki de insanların bu zamana kadar gelmesindeki en büyük etken bu bir türlü içinden atamadıkları korku içgüdüsüdür. Bu sayede bazı şeyleri yapmaz ya da yapmak zorunda hissederler. İlk insandan beri bu korkular ya da endişeler vardı. Günümüzdeki insanlar ile eskiden yaşayan insanlar arasındaki tek fark sadece bu korkulacak olan nesnelerin değişmesi oldu. İlk insanın ‘acaba yarın bir av yakalayıp karnımı doyurabilecek miyim’ korkusunun yerini ‘acaba yarın düzgün bir iş bulabilecek miyim’ hatta ve hatta daha çocukken ’acaba bundan 10 sene sonra bir iş bulabilecek miyim’ gibi endişeler aldı. Yani cümledeki özne yani insan aynı kaldı, sadece cümledeki nesneler değişti ve cümledeki sorunun insana endişe ya da korku vermekten bir cevabı olmadı. Sadece insanlar hayatı daha yaşanabilir hale getirmeye çalıştıkça yeni korkular icat etti, yeni endişeler doğdu. Ama insanın içindeki bu endişe etme güdüsü hep kaldı. Sadece insan yaşadığı ortamı geliştirdikçe daha küçük şeylere karşı kaygı ya da endişe duymaya başladı.

Endişenin Neden Olacağı Sorunlar

Endişe pek çok hastalığa, psikolojik rahatsızlığa neden olabilir. anksiyete bozukluklar, ilaç kullanmaya kadar gidebilen çeşitli psikolojik rahatsızlıklar, psikozlar ya da tasalar, terleme, çarpıntı, titreme ve benzeri bedensel belirtileri görülebilir.

Endişenin günlük hayatın bir parçası olduğuna değinmiştik. Aslında endişe etmek biz insanları günlük hayatta yaşanabilecek bazı olumsuz durumlara karşı hazırlıklı hale getirir. Ancak ya rezil olursam ya da komik duruma düşersem gibi bazı düşünceleri akla getirmesi yüzünden insanda bir özgüven kaybına neden olabilir. Yine yapabileceği, yapmak istediği ya da yapmak zorunda hissettiği bazı şeyleri insan çeşitli endişeleri yüzünden yapmadığı için daha sonra çok üzülebilir, başını taşlara vurabilir. Hatta ve hatta ömrünün sonuna kadar tekrar öyle bir an yakalayabilmenin hayalini kurup keşke o zaman yapsaydım diyebilir.

Endişe aslında korkunun korkusudur. Modern insanın yaşadığı ya da maruz kaldığı birçok korku vardır zaten bir de işin içine korkunun korkusunu eklemek insana rahatsızlık vermekten başka hiçbir işe yaramaz. ‘Çocuğum iyileşecek mi acaba’ Korkusunu insan zaten hayatının belli bir döneminde yaşayacakken ya da yaşıyorken bir de bunun üstüne ‘çocuğum hasta olur mu acaba’ Sorusu gibi bir korkunun korkusuna yani endişesine maruz kalması insana hastalık, gerilim, üzüntü vermekten başka hiçbir işe yaramaz. Bu yüzden kişi kendisine endişe verecek yeni sorular sormak yerine bu korkularıyla başına gelirken yüzleşmesi çok daha iyi olacaktır. Shakespeare’in dediği gibi cesurlar bir gün ölür, korkaklar ise her gün…

]]>
Az Konuşmak https://www.psikolojik.gen.tr/az-konusmak.html Mon, 03 Oct 2016 11:45:40 +0000 Az Konuşmak, Konuşmak iletişim araçlarından biridir. Her şeyin fazlası gibi çok konuşmak ta zarardır. Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz diyen atalarımız aslında az konuşmanın bir erdem olduğunu anlatmışlardı Az Konuşmak, Konuşmak iletişim araçlarından biridir. Her şeyin fazlası gibi çok konuşmak ta zarardır. Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz diyen atalarımız aslında az konuşmanın bir erdem olduğunu anlatmışlardır. Günlük hayat içinde iletişim eksikliği yerli yersiz konuşma nedeniyle ortaya çıkar. İnsanlar çoğu zaman dinlerken konuşmaya meyillidir. Hatta sevmedikleri bir insan konuşuyor ise, ön yargılı bir şekilde karşı tarafın tezlerini çürütmeye çalışır. Fakat aynı görüşler sevdiğiniz bir insan tarafından konuşuluyor ise bu sefer onun yanında olduğunuzu gösteren onay konuşmaları yaparsınız. Konuşurken hata yapmak istemeyen insanlar az ve düşünerek konuşmalıdır.

Az konuşan kişilerin özellikleri,

Az konuşan insanlar konunun önemi üzerine bir bilgisi yok ise konuşmaz, bu bilgisizlik anlamına gelmez, çünkü susan kişiler işi yada mesleği olmadığı bir konu hakkında fikrini açık etmez. Oysa kendini bilmezler kişiler sapı samanı bir birine karıştırır.  Az konuşan kişilerin ortak özellikleri zeki olmalarıdır. Öyle ki Albert Anistein 11 yaşına kadar hiç konuşmamıştır. Az konuşan kişiler düşünce renklerini kolay kolay belli etmezler.

Etrafımızda ki insanları dikkatli gözlemlersek konuşan insanlar diğerleri tarafından gerçekten dinleniyor mu yoksa konuşma yapmak için sıramı bekliyorlar Daha çok karşısındakinden söz almak için bekliyorlar. Yapılan araştırmalara göre kadınlar erkeklerden daha çok konuştuğu tespit edilmiştir. Bunun sebebinin duygusal zeka ile ilgili olduğunu belirten uzmanlar, aynı zamanda konuşmanın insanlarda mutluluk hormonu olan endorfin salgıladığını belirtmektedirler. Bu nedenle insanlar karşısındakinin dinleyip dinlemediğine bakmaksızın konuşurlar. Tabi ki konuştukça da hatalar çoğalır.

Az konuşan insanlar egolarından arınmış insanlardır. Az konuşan insanların diğer insanlar üzerinde egemenlik kurma kaygısı bulunmaz. Oysa çok konuşanlarda sürekli bir gösteriş ve kürsü hastalığı vardır. Unutulmaması gereken karşınızdaki  insan sizi sadece kırmamak için dinliyor olabilir. Güzel bir şarkı olmadıkça kolay kolay kimse kimseyi uzun süre dinlemek istemez. 

Az konuşmak faydaları nelerdir

Karşınızda ki insanın düşüncelerine saygı duyarak az konuştuğunuzda insanların nazarında saygınlığınız daha da artacaktır. Eğer düşüncelerinize önem verilmesini istiyorsanız az konuşun. Konuşma anında sadece önemli olan şeyleri konuşmak gerekir. Az konuşmanızın etkili olmasını istiyorsanız konunun özeti ve merak uyandıracak konuşmalar yapmalısınız. Tabi ki kısa konuşmalar sizin fikirlerinizin net olarak anlaşılmamasına engel olmamalıdır. Özellikle iş hayatında geçerli olan kurala göre düşünmeden konuşmak, boş konuşmak olarak adlandırılır. İnsanın zekası konuşması ile orantılı olduğundan eğer bilmeden konuşursanız insanların sizin zekanız hakkında hiçte iç açıcı olmayan fikirlere sahip olacaktır. Az konuştuğunuzda başkalarının konuştuklarını değerlendirmek için daha fazla zaman elde edeceğinizden, konuşulanları tam olarak anlayabilirsiniz.
]]>
Ruhsal Hastalıklar https://www.psikolojik.gen.tr/ruhsal-hastaliklar.html Mon, 03 Oct 2016 11:37:13 +0000 Ruhsal hastalıklar, duygu ve düşüncelerin dışarıya belli edemeyenlerin belirli bir zaman sonra kendi sorunlarını kafalarına ve içlerine hapsederek kendi içlerinde büyütürler. Bireyin evinde, sosyal hayatında, maddi manevi Ruhsal hastalıklar, duygu ve düşüncelerin dışarıya belli edemeyenlerin belirli bir zaman sonra kendi sorunlarını kafalarına ve içlerine hapsederek kendi içlerinde büyütürler. Bireyin evinde, sosyal hayatında, maddi manevi sorunları ve sevgiden yoksun şeklide her şeyi kendi iç aleminde yaşamak gibi durumları kendi beyinlerinde yaşayarak dışarı atamamaları yüzünden kaynaklanan sorunlardır. 

Ruhsal hastalıkların nedenleri
  • İştahın azalması veya birden aşırı yemek yeme ihtiyacı hissetmesi
  • Ruhsal hastanın sürekli kendini yorgun ve bitkin hissetmek
  • Uyku bozukluğu ve uyku düzensizliği yaşamaları
  • Kendini tam olarak işe verememesi ve hakim olamaması
  • Bir işte karar verirken onu uygulamaması ve mekanizması yok olması
Ruhsal hastalıkların türleri
  • Kronik ruhsal hastalık
  • Yaygınlık
  • Panik Atak
  • Anksiyete
  • Sosyal Fobi
  • Tik Bozuklukları
  • Uykusuzluk
Ruhsal hastalıklarını tedavi yöntemleri 
  • Terapi yapılarak ruh sağlığı tedavi edilebilir 
  • Psikolojik sorunları olan kişilerin üzerine düşmemek ve onları kendilerini gelmesini beklemek 
  • Ruh sağlığı bozulanların davranışlarına ve hareketlerine sabır göstererek yapılacak tedaviyi zamana yaymak
  • Ruh sağlığının belirtileri anlaşıldığı zaman hemen önünü keserek hastalığın oluşmasını engellemek
  • Psikolojik hastaların rahatsız olabileceği gürültülü, kalabalık vs. gibi yerlere sokmamak.
]]>
Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri https://www.psikolojik.gen.tr/ruhsal-gucleri-gelistirme-teknikleri.html Mon, 03 Oct 2016 11:20:48 +0000 Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri,  Hepimiz çoğu zaman içimizde bir takım şeyler hissederiz. Bunu dillendirmesekte" ben zaten hissetmiştim" diye kendi kendimize konuşuruz. Buna halk arasında 6. his diye tabir edil Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri,  Hepimiz çoğu zaman içimizde bir takım şeyler hissederiz. Bunu dillendirmesekte" ben zaten hissetmiştim" diye kendi kendimize konuşuruz. Buna halk arasında 6. his diye tabir edilen bir isim verilir. Bazen rüyamızda gördüğümüz bir şeyin sonradan birebir aynısının olması da bunlara bir örnektir. Düşünce gücümüzü doğru olarak kullandığımızda ve doğru yönlendirmeler yaptığımızda pozitif sonuçlara ulaşabildiğimizi söylemekte fayda var. Bazı basit tekniklerle sıkıntı ve stresten kurtulup zihnimizi parlatabilir ve daha kaliteli, dengeli bir yaşam biçimiyle yolumuza devam edebiliriz. 

Bu güçler bazı kimselerde hiçbir çaba göstermeden kendiliğinden de ortaya çıkar. Bazı kimselerde çaba gösterilse bile ortaya çıkmaz. Bir çok kimse de kendisin de fazlasıyla olmasına rağmen durumunun farkında bile değildir. Ruhsal güçlerinizi keşfetme ve geliştirme teknikleri sizi başkalarının gözünde olağanüstü bir hale sokmak için değil kendi kendinizin telkinleri ve yönlendirmesi ile daha rahat daha olumlu yaşamanız için olması gereken bir şeydir. Bu güçlerinizi keşfetmeye çalışırken asıl amacınızın tamamıyla bu olması gerekir. Bunları keşfetmeye çalışırken ise kendimize daima şu soruyu sormakta fayda var. "Benim asıl ihtiyacım olan şey ne" Böylece uzun bir süre kendi kendinizle baş başa kalacak ve dışarıdaki şeyleri görmeden kendinizi tanıyabileceksiniz. İnsanın kendini tanıması ve kendisi hakkında objektif bilgilere ulaşması sanıldığı kadar kolay olmayan zorlu bir süreçtir.

Hazırsak eğer bu teknikleri birlikte inceleyelim

  • Kendimizi tanımak, insan içindeki ve çevresindeki fazlalıklardan arınmadan kendini bilme, ve tanıma sürecine giremez. Ve bu şekilde de asla özgür olamaz. Özgürlükleri kısıtlı insan doğru düşünemez. Ve yaşantısındaki her şeyi mecbur olduğu için düzene uymak zorunda olduğu için yapar. Buda bir süre sonra beyni köreltir. İnsanı kendisinden uzaklaştırır. Kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünen insan o dakikadan itibaren ruhunu arındırır ve kendisini kazanmaya başlar. Böylece kendi varlığımızın kendi potansiyelimizin ne olduğunu anlamaya başlarız. Hiç düşündünüz mü neden çocukken daha rahat daha özgür hissederiz kendimizi Çünkü mecburiyetlere aldırış etmeden sadece yaşamak istediğimizi yaşarız. Kafamızda belli tabular henüz oluşmamıştır. Bundan dolayı da düşünce  gücümüzü sınırsız kullanabilme yeteneğine sahibizdir. Bu yüzden kendini bilmekten ziyade kendini tanımak ne istediğini bilmektir esas olan.  
  • İç özgürlüğünüzü keşfedin, Kendinizi tanımaktan sonraki en önemli aşama iç dünyanızı tanımak ve onu serbest bırakmaktır. Başkalarının ne düşüneceği ile alakalı endişelerinizden kurtulun. İç özgürlüğünü kısıtlayan kişiler kalıplaşmış olarak düşünüp hareket ederler ve başkalarına bağımlı olmaktan kurtulamazlar. Bundan dolayı ruhsal güçlerinden yararlanamamakta olup ileri görüşlülüğü kısıtlanmakta ve sezgilerini kullanamamaktadır.
  • İç değişim olmadan dış değişim olmaz, Değişimi nedense hiç kendi içimizde değil hep dışarıda ararız. Buda ruhsal güçlerimizi kullanamamaktaki en önemli sıkıntımızdır. Yaşama geçiremediğimiz kendi üzerimizde uygulayamadığımız metotların iç gelişimimiz de bize hiçbir faydası olmayacaktır. Hem bireysel olarak hem de toplumsal olarak değişime karşı her zaman direnç gösteririz. Buda bizi olumsuz etkileyen en baş etmendir.
  • Tabularımızı yıkmak, Kedimize göre oluşturduğumuz basma kalıp düşünceler ve bir sistem içinde yaşamak hepimize daha kolay gelir. Bu şekilde yaşamaya devam ettikçe kendimize yeni yerler yeni şeyler keşfedebilme imkanını da kapatmış oluyoruz. Buda direkt olarak zihin gücümüzü kapatmaya yetiyor da artıyor bile. Değişimden korkmadan yeni düzene uygun şartlar oluşturmamız gerekir. Bunu yapabilmek için kendimizi serbest bırakmak, korkularımızı engellemek ve zihinsel kontrolümüzü kendi elimize almamız gerekir.       

Ve en önemli soru nasıl başlamalıyız 

Otomatik yaşam tarzımızı d]]> Koulrofobi https://www.psikolojik.gen.tr/koulrofobi.html Mon, 03 Oct 2016 11:18:39 +0000 Koulrofobi, Fobi, korkunun kişinin günlük yaşamını olumsuz yönde etkilemesi ve duygularını kontrol edememesidir. Fobi kelimesi Yunanca Phobos kelimesinden gelmektedir. Phobos, Yunan mitolojisinde dehşet tanrısına verilen isim Koulrofobi, Fobi, korkunun kişinin günlük yaşamını olumsuz yönde etkilemesi ve duygularını kontrol edememesidir. Fobi kelimesi Yunanca Phobos kelimesinden gelmektedir. Phobos, Yunan mitolojisinde dehşet tanrısına verilen isimdir. Her canlı bir birey olarak varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınmaktır. İnsan bilincinde bu kaçınma korku olarak algılanmaktadır. Korku bu haliyle kişinin varlığını, yaşamını sürdürmesine hizmet eden savunma sistemlerinin bir ön-uyarı mekanizmasıdır. Ve yaşamını sürdürebilmesi için gereklidir. Korkunun "kontrolden çıkması" yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan ön-uyarı sistemiyle uyum sağlanamadığı anlamına gelmektedir. Kişi korkusunun, onu kaçınmaya zorladığı durumlardan kaçınmayı sağlayamamakta ya da bu kaçınma onu duygusal olarak rahatlatmamaktadır. Yine endişe ve korku içindedir, bu anksiyete onun günlük yaşamını istediği tarzda sürdürmesine olanak vermemektedir. Yaşama hizmet eden korku, yaşama karşı olan fobiye dönüşmektedir. 


Koulrofobi ise palyaçolara karşı duyulan korkudur. Koulro kelimesi kök olarak Eski Yunancadan gelmekte ve palyaçoların üzerinde yürüdüğü tahta bacağa denilmektedir. Koulrofobi'ye yalnızca çocuklarda değil yetişkinlerde de rastlanmaktadır. Korkunun temel sebebi yüzün kapatılması ve insanların normalden farklı şekillere girmesinden kaynaklanmaktadır. Başka bir sebebi ise genellikle kötü işler yapan insanların yüzünü kapatmasından dolayı oluşmaktadır. Sadece palyaçolardan değil, şaka amaçlı kullanılan(şaka yapılmasa bile) korkma, ağır makyaj yapan insanlardan tiksinme, fazla boyalı ve süslü olan her şeyi çirkin görme, grafitti denilen sokak sanatında çizilen yüz resimlerinden kaçma durumudur. Yani bilinçaltında yüzünü gizleyen, maske takan insanlar veya bir şekilde abartılı olan her şey kötü diye bir algı yatmaktadır. 

Koulrofobi oluşma sebebi kişiden kişiye değişmekte ve tam olarak nedeni bilinmemektedir. Ancak küçük yaşlarda izlenen palyaço içerikli korku filmleri, palyaçolu korku objeleri bu fobiye zemin hazırlamaktadır. Koulrofobi sahibi bireyler korku yaratan obje, durum veya aktivite ile karşılaştıkları zaman anksiyete belirtileri ortaya çıkmaktadır. Panik atak esnasında görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında oluşabilmektedir. Bu belirtilerin bazıları şunlardır; çarpıntı, yüz kızarması, terleme, titreme, bulanık görme, nefes darlığı, ağız kuruluğu, yutkunma güçlüğü, mide bulantısı, bilinç kaybı, tansiyon düşmesi ve bayılmaktır. Koulrofobi tedavisi kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Hipnoz ve bilişsel davranışçı terapi ile çözülebilmektedir. Fobik tedavilerde en sık başvurulan tedavi yöntemlerinden biri kişinin fobisiyle yüzleşme yöntemidir. Kişinin anksiyete yaşatan varlık veya durumun üstüne giderek anksiyeteyi nasıl yaşadığı ve onunla nasıl başa çıkabileceğini öğrenmesi istenmektedir. Koulrofobi kişinin hayatını ileri derecede etkilemediği sürece psikolojik olarak yardım almasına gerek yoktur.
]]>
Ruhsal Bozukluklar https://www.psikolojik.gen.tr/ruhsal-bozukluklar.html Mon, 03 Oct 2016 11:07:54 +0000 Ruhsal bozukluklar veya zihinsel rahatsızlıklar, insanın ruhunu, düşünsel ve bilişsel davranışlarını etkileyen sağlık sorunlarıdır. Bu tür ruhsal bozukluklara örnek vermek gerekirse, depresyon, bipolar veya manik-depresi Ruhsal bozukluklar veya zihinsel rahatsızlıklar, insanın ruhunu, düşünsel ve bilişsel davranışlarını etkileyen sağlık sorunlarıdır. Bu tür ruhsal bozukluklara örnek vermek gerekirse, depresyon, bipolar veya manik-depresif bozukluk, anksiyete yani kaygı bozuklukları, şizofreni, şizoaffektif bozukluklar, yeme bozuklukları, kişilik bozuklukları ve bağımlılıklar sayılabilmektedir. 

Günümüz toplumunda birçok kimsede bu tür ruh sağlığını etkileyen durumlar meydana gelebilmektedir. Ancak bu ruh sağlığını etkileyen durumların uzun süreli devam etmesi, kronikleşmeye başlaması, günlük hayatı olumsuz etkilemesi ruhsal bozukluk düzeyinde olduğunu gösterebilmektedir.

Ruhsal bozukluklar çoğunlukla kişi de mutsuzluk ve boşluk duygularının oluşmasına, endişe duymasına, çevresi ile ilişkilerinde bozulma yaşanmasına neden olmaktadır. Ortaya çıkan bu belirtiler genellikle farmakoterapi ve psikoterapi ikilisinin uygulanmasıyla düzelecektir.

Ruhsal Bozukluk Belirtileri Nelerdir
  • Kendini fazlasıyla mutsuz hissetme,
  • Konsantrasyon ve dikkat bozukluğu,
  • Sosyal ilişkilerde zayıflama,
  • İntihar isteği,
  • Gerçek dışı sanrılar ve halüsinasyonlar,
  • Her şeyden aşırı derecede korku ve endişe duymak,
  • Uyku ve beslenme bozukluklukları,
  • Aşırı derecede neşe ve aşırı derece üzüntü arasında gidip gelen ruh hali,
  • Herhangi bir şeye karşı bağımlılık oluşturma,
  • Cinsel dürtülerde değişkenlikler oluşması,
  • Bazı kişilerde herhangi bir sağlık sorunuyla örtüşmeyen fiziki semptomlar, bayılmalar, baş ağrıları vs.
  • Öfke patlamaları,
  • Kişilere karşı bağımlılık gösterme.
Ruhsal Bozuklukların Nedenleri Nelerdir
  • Genetik Yatkınlık: Kan bağının bulunduğu yakınlarda herhangi bir ruhsal bozukluğu olan kişilerde ruhsal bozuklukların oluşması muhtemeldir. Bazı gen bozuklukları, ruhsal hastalıkların oluşma riskini arttırmaktadır.
  • Doğum Öncesi Bazı Çevresel Risklere Maruz Kalma: Doğumdan önce virüs, zararlı atıklar, alkol ya da uyuşturucu gibi maddelere henüz daha anne karnında iken maruz kalmak, doğum sonrasında ruhsal bozukluklar ile karşı karşıya kalma riskini arttırabilmektedir.
  • Beyin Kimyasalları: Çoğu ruhsal bozuklukların beyinde ki biyokimyanın değişiminden ötürü ortaya çıktığı bilinmektedir. Nörotransmitter adı verilen ve beyinde yer alan bazı kimyasalların işlevini yerine getirememesi veyahut yanlış getirmesi ruhsal bozuklukların ortaya çıkmasında etkilidir. Ayrıca bazı hormonsal sorunlar da ruh bozuklukların ortaya çıkmasını tetiklemektedir.
Ruhsal Bozuklukların Gruplandırılması:
  • Şizofreni spektrum ve diğer psikotik bozukluklar: Psikozun eşlik ettiği ruhsal bozukluklar sanrılar, fazla paranoyalar ve halüsinasyonlar ile kişileri gerçek hayattan koparabilmektedir. Kişiler olmayan şeyleri görürler, duyarlar, hissedebilirler. Psikotik diğer bozukluklardan halüsinasyon, sanrılar, paranoya ve hayattan kopuş ile belirgin olsa da, bu grubun en önemli hastalığı şizofrenidir.
  • Bipolar ve Siklotimik Bozukluklar: Bipolar kelimesinin latince olarak anlamı iki uçlu demektir. Adından da anlaşılacağı gibi bu gruptaki ruhsal bozukluklar aşırı üzüntü (depresyon) ve aşırı sevinç, enerji (mani) gibi coşkun ve çökkün ruh hali dengesizliği ile seyreden bozukluklardır.
  • Unipolar Bozukluklar: Unipolar tek uçlu anlamına gelmektedir. Yine adından anlayabileceğimiz şekilde bu grupta tek uçlu olan depresif bozukluklar yer almaktadır.
  • Anksiyete Bozuklukları: Anksiyete kelimesi kaygı ve endişe anlamlarına gelmektedir. Anksiyete bozukluğa sahip olan kişiler gelecekte olacak şeyler için çoğunlukla kaygılı hissederler. 
  • Obsesif Kompulsif Bozukluklar: Bu gruptaki ruhsal bozukluklar tekrar eden saplantılı düşünce ve hareketlerden meydana gelmektedir. 
  • Post Travmatik Stres B]]> Davranış https://www.psikolojik.gen.tr/davranis.html Sat, 01 Oct 2016 17:54:25 +0000 Davranış, kişinin gözlenebilir ya da gözlenemeyen, açık ya da açık olmayan etkinliklerinin tümüdür. Davranışlar bilişsel, zihinsel, açık ya da kapalı olabilecek şekilde inceleme alanlarına girebilmektedir. Bir diğer anlam Davranış, kişinin gözlenebilir ya da gözlenemeyen, açık ya da açık olmayan etkinliklerinin tümüdür. Davranışlar bilişsel, zihinsel, açık ya da kapalı olabilecek şekilde inceleme alanlarına girebilmektedir. Bir diğer anlamı ise kişinin bilinçli-bilinçsiz, bedensel ve fiziksel tepkilerinin genel adıdır. Refleksler davranış arasında değildir. Cansizlar içinde davranış söz konusu değildir. Bitkilerin tepkilerini davranış denilip denilmeyeceği tartışma konusudur. Davranış merkezi gelişmiş canlılarda beyindir. Şöyle toparlamak gerekirse davranış canlının çevre ile etkileşim ve uyum mekanizmalarının toplamını icerir. Davranış düzeyi iyi oranda oln canlının hayatta kalma olasılığı daha yüksektir.

    Duyuşsal Davranışlar

    Duyusal terimi, duygularla ilişkili olan süreçleri ifade etmektedir. Duyuş ise normalde fark edilmeyen duyguların fark edilebilir ya da bilinçli hale gelmesidir. Herhangi bir stres durumunda endokrin el etkinlikle tetiklenen bir dizi biyolojik süreç söz konusudur. Kan basıncının yükselmesi kana daha çok şeker pompalanması, mide ve bağırsak etkinliklerinin azalması şeklinde devam eden biyo fizyolojik süreçler sonucunda, kişi kendini gergin sinirli Öfkeli saldırgan gibi duygulardan birine ya da birkaçına sahip olduğunu fark etmektedir.

    Devinişsel Davranış

    Devinsel (psikomotor) terimi, kas hareketi ile ilişkili olan süreçleri ifade etmek için kullanılmaktadır.  El göz koordinasyonu ile ilgili her tür etkinlik, koşmak esnemek, kitap okuma, kitabın sayfalarını çevirmek gibi davranışlar devinişsel davranış örnekleridir.

    Bilinçli-Bilinçsiz Davranış

    Bilinçli davranış: İnsanın ilgili davranışı gerçekleştirme sürecinin farklı olduğu tümüyle bilinçli olarak kontrol ettiği davranıştır. 

    Bilinçsiz davranış: Bireyin bilinçli olarak kontrol etmediği farkında olmadan, otomatik olarak yaptığı, yaptığını hatırlamadığı davranışlardır. Bir matematik problemi çözmek, ekmek kesmek gibi dikkat gerektiren her türlü davranış bilinçli davranış örneğidir. Kalbin çarpması, rüya görme gibi davranışlar bilinçsiz davranışlarımıza örnektir.
    ]]> Beck Anksiyete Ölçeği https://www.psikolojik.gen.tr/beck-anksiyete-olcegi.html Sat, 01 Oct 2016 17:21:12 +0000 Beck Anksiyete Ölçeği, kısa adıyla BAI doktor Aaron T. Beck tarafından bulunan bir testtir. Yirmi bir seçmeli sorudan oluşan bu test kişide ansiyete şiddetini ölçmekte kullanılan bir uluslararası geçerliliği olan bir ara Beck Anksiyete Ölçeği, kısa adıyla BAI doktor Aaron T. Beck tarafından bulunan bir testtir. Yirmi bir seçmeli sorudan oluşan bu test kişide ansiyete şiddetini ölçmekte kullanılan bir uluslararası geçerliliği olan bir araç olarak kabul edilir. Dr. Aaron T. Beck  tarafından yaratılmış olan beck anksiyete ölçeği sağlık alanında önemli bir değişime ya da gelişeme yol açmıştır. Beck anksiyete ölçeğinin ortaya çıkmasından sonra psikodinamik bakış açısı ile yapılan anksiyete ölçümlerinin yerine hastanın kendi düşüncelerinin tamamen kullanıldığı ölçümler gelmiştir. Bu özellikle psikoloji alanında bir devrim olarak kabul edilebilir.

    Anksiyete diğer adları ile tasa ya da endişe toplumun her kesiminde çok yaygın olarak görülen bir sağlık sorunudur. Anksiyete aslında bütün insanlarda görülür fakat bazı kişiler bazı durumları çok fazla düşündüğü için artık kişi sosyal yaşamdaki rutin yaptığı işleri bile bu tasa yüzünden yapamayabilir. Yine kişide titreme, ellerinde karıncalanma hissetme, baş dönmesi, sersemlik, kalp çarpıntısı, dengeyi kaybetme, dehşete kapılma ya da asabiyetin çabuk bozulması gibi pek çok soruna yol açabilir. İste Aaron T. Beck’in geliştirdiği beck anksiyete ölçeği bu anksiyetenin derecesine ya da şiddetinin ölçülmesini oldukça kolay bir hale getirmektedir.

    Dr. Aaron T. Beck psikoloji alanında pek çok yeniliğe yol açmıştır. Kişilerin anksiyete şiddeti durumunu gerçeğe çok yakın şekilde ölçtüğü beck anksiyete ölçeğinin yanı sıra buna benzer şekilde oluşturduğu beck depresyon ölçeği ve de beck umutsuzluk ölçeği testleri de psikolojik alanda kullanılan önemli testlerdir. Dr. Aaron T. Beck’in oluşturduğu bu test Türkçenin yanı sıra Çince, Japonca, farsça, Arapça, Xhosa, Felemenkçe gibi pek çok dile çevrilip pek çok ülkede aktif bir şekilde psikoloji alanında kullanılmaktadır.

    Beck Anksiyete Ölçeği içeriği

    Dr. Aaron T. Beck oluşturduğu bu test teşhisten daha çok tarama amaçlı kullanılan bir ölçüm aracı olsa da, pek çok psikolog bu testi hızlı teşhis amaçlı olarak da kullanmaktadır. Beck anksiyete ölçeğinde; bedeninizin herhangi bir yerinde uyuşma veya karıncalanma, Terleme (sıcaklığa bağlı olamayan),titreklik, kontrolü kaybetme korkusu, dehşete kapılma, sinirlilik, midede hazımsızlık ya da rahatsızlık hissi veyahut boğuluyormuş gibi olma duygusu gibi soruların olduğu toplamda 21 soru  vardır. Bu sorulara kişi hiç, hafif, orta, ciddi olmak üzere toplamda 4 sıktan birini işaretler. Bu soruları işaretler kişi bu testi yaptığı günden itibaren geçirdiği son bir haftayı da hesaba katmalıdır. Bu şıkları geçirdiği son bir haftayı dikkate olarak doldurmalıdır.

    Beck Anksiyete Ölçeğinde Puanlama

    Beck anksiyete ölçeğinde işaretlenen her şıkkın bir puanı vardır. hiç şıkkı 0 puan hafif 1 puan, orta 2 puan ve ciddi şıkkı ise 3 puandır. Bu şekilde 21 soru işaretlendikten sonra bu puanlar toplanır. Bu puanlara göre;

    • 0-7 puan Minimal düzeyde anksiyete belirtileri
    • 8- 15 puan Hafif düzeydeki anksiyete belirtileri
    • 16-25 puan Orta düzeyde anksiyete belirtileri
    • 26-63 puan Şiddetli düzeyde anksiyete belirtileri. Bu kişinin bir doktora başvurması önerilir.

    ]]>
    Ruhsal Sıkıntı https://www.psikolojik.gen.tr/ruhsal-sikinti.html Fri, 30 Sep 2016 15:30:29 +0000 Ruhsal sıkıntı (Depresyon), günlük karşılaşacağınız sık kelimelerden biridir. Nedir bu ruhsal sıkıntı İnsanda neden meydana gelmektedir Çok miktarda duygunun aynı anda ve o anda istenmeyen ruh halini vurgulamak amacı i Ruhsal sıkıntı (Depresyon), günlük karşılaşacağınız sık kelimelerden biridir. Nedir bu ruhsal sıkıntı İnsanda neden meydana gelmektedir Çok miktarda duygunun aynı anda ve o anda istenmeyen ruh halini vurgulamak amacı ile kullanılmaktadır. Bu ruhsal sıkıntı insanın her yaşında karşılaşabileceği bir durum olmakla beraber majör ruhsal sıkıntı nöbetler ile gelen ve tamamen düzelebilen bir özelliğe sahiptir. Çoğu insan bu durum ile yüzleşebilir. Psikiyatrik rahatsızlıklarda en çok karşılaşılabilen bir durumdur. Erkeklerin % 10'u ve kadınların da % 20'si ruhsal sıkıntı yaşadığı, yapılan araştırmalarca saptanmıştır.

    Ruhsal sıkıntı yaşayan insanlarda görülebilecek belirtiler; karamsarlık, umutsuzluk duyguları, elem ile keder; öncesinde zevk aldığı etkinliklerden zevk almama durumu ve hiçbir şeyden zevk almama durumudur.

    Depresyondaki bir kişi çevresine ve doktora; “ çok üzgünüm, sanki daha önceki kişilik yapımı kaybettim. Hiçbir şeyden zevk alamıyorum. Bu sıkıntı, keder bitmeyecek gibi. Hayat bana göre ağır geliyor. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Kendimi yorgun ve bitmiş hissediyorum. Sabırsız, tahammülsüz bir kişi oldum. Kimse gelsin gitsin veya benle sohbet etsin istemiyorum. Sessiz bir odada yalnız başıma kalmak istiyorum. Evlatlarıma bakamıyorum; bazı zamanlar onları boğasım bile geliyor. Bazı zamanlar da artık yaşamanın bir anlamı kalmadı diye düşünmekteyim. Bir şey öğrenemiyorum, her şeyi unutuyorum. Bazı zamanlar sebepsiz yere ağlıyorum. Çok sıkılıyorum, daralıyorum, baş ağrılarım çoğaldı. İştahtan kesildim, çok kilo verdim. Uykuya dalmakta zorlanıyorum, bazen erkenden sıkıntıyla uyanıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Karar vermekte zorlanıyorum.” şeklinde yakınmada bulunur.

    Uluslararası Depresyonlara engel olma ve tedavi komitesinin ruhsal sıkıntı hastaların tanınması amacı ile hazırladığı tanı ölçütlerinden yola çıkarak hazırlanmış olan maddelerin 4-5 tanesine evet diyorsanız ruhsal sıkıntınız olabilir.

    • Hayattan eskisi gibi zevk almıyorum, hiçbir şey ilgimi çekmiyor.
    • Bu günlerde karamsar, ümitsiz, kötümserim.
    • Kendimi yorgun, bitkin ve halsiz hissediyorum.
    • Uyku düzenim bozuluyor.
    • İştahım azaldı çok kilo kaybettim.
    • Bedenimde ağrılar başladı, göğsüme baskı oluyor ve mideme kramplar giriyor.
    • Son günlerde cinsel zevklerimi kaybettim.
    • Hafızam azaldı, herhangi bir şeyi aklımda tutamıyor, öğrenemiyorum.
    • Bazen intihar etmek istiyorum. Kimseleri görmek istemiyorum.

    Ruhsal sıkıntısı olan bir insandan; düşünce ve duygu, davranış ve biyolojik yaşamsal fonksiyonlarda değişmeler olur.

    Duygu Halindeki Değişiklikler;

    • Keder, üzüntü, elem, sıkıntı, karamsarlık
    • Olağan faaliyetlere karşı ilgi azalması,
    • Hiç bir şeyden zevk almaması, hayatın anlamsız gelmesi
    • Ağlama isteği ya da ağlama,
    • Konuşmaya bile isteksiz olma.
    • Düşünce içeriğindeki değişmeler.

    ]]>
    Aşk Acısı https://www.psikolojik.gen.tr/ask-acisi.html Fri, 30 Sep 2016 14:17:52 +0000 Aşk acısı özellikle ergenlik dönemlerinde başlayıp hayatın sonuna kadar devam edebilen bir olgudur. Kişiden kişiye farklılık gösterir. Kiminde çokken kiminde az olur ve genellikle platonik duygusal ilişkilerde ortaya çıkar. Ay Aşk acısı özellikle ergenlik dönemlerinde başlayıp hayatın sonuna kadar devam edebilen bir olgudur. Kişiden kişiye farklılık gösterir. Kiminde çokken kiminde az olur ve genellikle platonik duygusal ilişkilerde ortaya çıkar. Ayrılık acısı, arkadaşa aşık olma, aldatılma ve sevgilisi olan kişiye bağlanma aşk acısının en çok ortaya çıktığı durumlardır. Sonu pek hayırlı değildir. Aşk acısının neden olduğu kötü sonuçlardan bazıları şunlardır:
    • Sigara ve içkiye başlama
    • Günübirlik ilişkiler ile unutma çabaları
    • Çarpık ilişki girişimleri
    • Konsantrasyon bozukluğu
    • Derslerde ve/ veya iş yaşamında başarısızlıklar
    • Dikkat dağınıklığı
    • Çok yeme ve paralel olarak kilo alma
    • Yeme içmeden kesilme ve hızlı kilo kaybı
    • Fiziksel olarak kendine zarar verme
    • İntihar girişimleri
    Hemen hemen herkesin başına gelebilecek aşk acısı nedenlerini incelediğimizde bir hastalık derecesinde olduğu gözlemlenir. Önemli olan aşk acısı ile nasıl mücadele edildiğidir. Duyguları kontrol etmek ne kadar zor ve imkansız olsa da hayat devam ediyor ve insanların karşısına her zaman yeni fırsatlar çıkıyor. Aşk acısından kurtulmak veya etkisini minimum düzeye indirmek için bazı tavsiyeler vardır. Bu tavsiyeler arasında en etkili olanlar şu şekilde sıralanabilir:
    • Aşk acısına neden olan kişinin telefon, sosyal medya ve bütün iletişim yollarını silmek ve uzak durmak. Aksi taktirde sürüncemede giden ilişki kişiye daha çok zarar verebilir.
    • Aşk acısı çeken kişi kendine zaman tanımalı ve en az 2 haftayı keyif aldığı işlere ayırmalı. Gezmek, seyahate çıkmak, yeni insanlarla tanışmak veya hobi edinmek olabilir.
    • Kesinlikle evde takılmamak, arkadaşlarla görüşüp konuşmak gerek. Derdini içinde tutup sıkılacağına paylaşarak kurtulmaya çalışmak daha etkili bir yoldur.
    • Spor yapmak, dans etmek, şarkı söylemek gibi etkinlikler yaparak kafa meşguliyetini başka yerlere ver.
    • Günlük tut ve yaşadıklarını yazıya dök. Daha sonraları okuduğunda çektiğiniz acıların çok yersiz olduğunu görebilirsiniz.
    • Flört et ve ilişkiden kaçınma. Yeni ilişkiler eskisini unutmak için birebirdir.
    • Alışveriş yap, sinemaya git, tek başına gez ve kendine değer ver.
    • Bir süre ortak arkadaşlarla görüşme ve görüşünce de eski sevgili konusunu gündeme getirme/getirtme.
    • Kabullen ve ısrarcı olma. Açık kapı bırakmamaya dikkat et.
    • Arkadaş olarak kalma çünkü bu neredeyse imkansızdır ve aşk acısı sürekli gözünün önünde olur.
    • O kişiyle beraber yaptığınız şeyleri yapmamaya ve onunla gittiğiniz yerlere gitmemeye özen gösterin.
    • Fotoğrafları ve anıları saklayabilirsiniz ama kesinlikle bakmayın. Özellikle ilk dönemlerde...
    ]]>
    Biseksüellik https://www.psikolojik.gen.tr/biseksuellik.html Fri, 30 Sep 2016 14:16:37 +0000 Biseksüellik, günümüzde insanlarda çok sık karşılaşılan duygusal bir durumdur. Tamamen hormonal nedenlerden ve kişisel zevklerden dolayı ortaya çıkan bu duygu değişikliği, her ne kadar doğuştan olsa bile genellikle ergenlik Biseksüellik, günümüzde insanlarda çok sık karşılaşılan duygusal bir durumdur. Tamamen hormonal nedenlerden ve kişisel zevklerden dolayı ortaya çıkan bu duygu değişikliği, her ne kadar doğuştan olsa bile genellikle ergenlik dönemi sonrasında kendisini ortaya çıkarmaktadır. Toplumumuzda gerek ahlak kuralları nedeniyle, gerek örf ve adetlerden dolayı bu gibi duygusal farklılıklar hoş görülmemektedir. Bu gibi durumların hoş görülmemesi nedeniyle insanlarda bulunan biseksüellik durumları son derece gizli tutulmamaktadır. Ülkemizde özelikle batı bölgelerinde bu gibi biseksüel duygular ülkemizdeki diğer bölgelere göre biraz daha açık bir şekilde sürdürülmektedir. Biseksüel kelimesi direk olarak kendisine bakıldığında anlamını ortaya çıkarmaktadır. Kısaca açıklamak gerekirse biseksüel kelimesinin anlamı her iki cinsiyetten olan bir insana karşı cinsel olarak sevgi ve ilgi duymaktır. Bu kişiler her iki cinsten olan insanlara duygusal olarak yakın oldukları gibi sürekli cinsel ilişkiye girme potansiyeli içerisindedirler. Biseksüel olan insanların hepsi, ilgi duyacağı kişilere göre aynı ölçüde ilgi duymayabilmektedir. Bu nedenle her biseksüel insanı bir tutmak son derece yanlış olacaktır. Bu insanlarda bulunan ilgi derecesi değişken olduğu için kişinin hayatı boyunca biseksüel olan insanlar duyduğu ilgi derecesi de oldukça değişkendir. Günümüzde birçok insanda biseksüellik bulunmaktadır. Fakat bu insanlar kendilerini biseksüel olarak tanımlamazlar ya da bu durumu kabullenmek istemezler. Özellikle bilimsel olarak kişinin biseksüel olup olmadığını anlayabilmek için yapılacak bir test vs. olmaması nedeniyle bilimsel olarak da bir kişinin biseksüel olup olmadığı anlaşılamaz.

    Biseksüel özellik taşıyan insanların özellikleri:
    • Özellikle erkeklerde biseksüel olan insanlar kesinlikle kendi cinsleriyle öpüşmezler. Kişi her ne kadar kendi cinsiyle ilişkiye girse bile öpüşme işlemini gerçekleştirmezler. Bu nedenle girecekleri ilişkide kurallar bulunur. Bu durum biseksüellik durumunun önemli bir özelliğidir. 
    • Biseksüel olan insanlar genellikle kendilerini hetero olarak görürler. Bu durum aslında dışarıdan bakıldığında kişinin biseksüel olarak görülmemesinin en önemli nedenidir.
    • Biseksüel olan insanlar kesinlikle gay olarak görülmemelidir. Biseksüel olan bir erkek bir kadınla birlikte olduğu zaman hetero sayılmamaktadır. Özellikle iki erkeğin birlikte olması durumunda insanların gay gözüyle bakması yanlıştır. 
    • Biseksüel olan insanlar genellikle biraz daha küçüklerden hoşlanırlar. Bu kişiler genellikle vücut yapıları biraz daha kadınsı olan kişilerden hoşlanırlar. 
    • Biseksüel özellikler taşıyan insanlar her iki cinsten de hoşlanırlar. Bu hoşlantılar zamanla artma ya da azalma gösterebilir. Bu durum tamamen hormonaldır.
    • Bu kişiler eşcinsellikle ilgili yapılan espriler ya da geyik muhabbetlerinden pek fazla hoşlanmazlar. 
    Biseksüel olan insanlarda meydana gelen bazı riskli hastalıklar bulunmaktadır. Özellikle toplumda yaygınlığı fazla olan AİDS hastalığı biseksüellik durumlarında biraz daha fazla görülmektedir. Çünkü bu insanların girdikleri ilişki, tıbbi açıdan ve diğer toplumsal açıdan biraz daha yanlıştır. Hijyen açısından da kesinlikle uygun görülmeyen bu ilişki direk olarak insanlarda bu gibi hastalıkların oluşmasına neden olmaktadır. Biseksüellik ile ilgili günümüzde birçok araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalara göre insanlarda bulunan biseksüellik durumu birçok zaman gizli kalmıştır ve insanlar kendilerinde bu durumu kabullenmemişlerdir. Bu nedenle bu insanlarla birlikte toplumun yüzde otuz beşi kadarında biseksüellik durumu vardır. 
    ]]>
    Ruhsal Gelişim https://www.psikolojik.gen.tr/ruhsal-gelisim.html Fri, 30 Sep 2016 14:12:37 +0000 Ruhsal Gelişim, soyut bir kavram olduğundan dolayı herkes için farklı bir şekilde algılanabilir. Bundan dolayı öncelikle kavramları tek tek açıklamakta fayda vardır. Gelişim kavramı belli evrelerden geçerek iyiye doğru y Ruhsal Gelişim, soyut bir kavram olduğundan dolayı herkes için farklı bir şekilde algılanabilir. Bundan dolayı öncelikle kavramları tek tek açıklamakta fayda vardır. Gelişim kavramı belli evrelerden geçerek iyiye doğru yol alma ya da olgunlaşma şeklinde ifade edebiliriz. Ruhsal kavramı ise ruhumuzla ilgili olan, karakterimizin şekillenmesinde önemli rol oynayan bir terimdir. Nasıl ki bir tohumun toprağa gömülüp belli bir süre sonra filizlenip çiçek açması belli aşamalardan geçilmesi gerektiğini gösteriyorsa aynı şekilde insanoğlunun psikolojik, biyolojik, bilişsel ve ahlaki gelişimin olması içinde belli aşamalardan geçilmesi gerekmektedir.  Aslında ruhsal gelişim az önce yazdığımız bilişsel, psikolojik, moral ya da ahlaki gelişimin hepsine içine alan geniş bir kavram niteliğini taşımaktadır. Biz insanların diğer canlılardan en önemli farkımız olan akla sahip olmamız ve düşünme yeteneğimiz sonucu bebeklikten yaşlılığa kadar geçen her evrede ruhsal olarak belirli aşamalardan geçmekteyiz. Tabi ki her insanda aynı ölçüde bir gelişim olmasını bekleyemeyiz çünkü çeşitli psikolojik araştırmalar sonucu insanın doğuştan gelen farklı özelliklere sahip olması ve her insanın yaşantısındaki çevresi farklı özelliklere sahiptir. Bundan dolayı kimi insanlar anlayışlı, sabırlı, sevgi dolu iken kimi insanlar kaba, empati yapamayan karaktere sahip olabilirler. Evet her insanın doğuştan gelen bazı özelliklere sahip olduğundan bahsettik işte bu yetenekler insanın ruhsal gelişim sonucu ortaya çıkma özelliğine sahiptir. Doğru bir gelişim sonucu o yetenek ortaya çıkarılıp insanlar o konuda uzman olma şansına sahip olabilirler.

    Ruhsal Gelişimin Başlıca Göstergeleri

    Kendi içine yönelme ve kendini tanıma gayreti:  Anadolumuzun başlıca şairlerinden biri olan Yunus Emre’nin “ İlim ilim bilmektir, İlim kendini bilmektir, Sen kendini bilmezsen, Bu nice okumaktır”  sözü tam bu göstergemizle uyuşmaktadır. Kısacası ruhsal gelişim en temel noktalarından biri insanın kendini tanıması ve nefsini bilmesidir.

    Kendini ilerletme ve değişim gayreti içerisinde olma: Ruhsal olarak gelişim içerisinde bulunan insanlar sürekli doğrunun ve iyiliğin peşinde oldukları için kendini düzeltme çabasında olup değişikliklere açık birey halindedirler.

    Sevgi  ve merhametli olma: Ruhsal gelişimi güçlü bireyler sevgi enerjisine sahiptir ve etrafa da pozitif etkiler saçmaktadırlar. Bazı insanların yanında mutlu olmamızın sebeplerinden birisi bu olabilir.

    İçsel dünyasında söz sahibi olma: Bu göstergeyi kendi nefsini bilmesi ve ona göre hareket etmesi şeklinde açıklayabiliriz. Kendi nefsinin kölesi olan insanlardan farklı olarak ruhsal gelişim içerisinde olan bireyler aklı ve vicdanı ile hareket ederek nefsine hakimiyet kurarlar.

    Empati yapma ve sorumluluk bilinciyle hareket etme:  Ruhsal olarak kendini gelişim içerisine sokmayan ya da gayret etmeyen bireylerden bu konu hakkında çok fazla şikayetçi oluruz. Bunun aksine olgun insanlar çevresindeki her şeyde sorumluluk duygusuyla hareket ederler.

    Son olarak şunu belirtmekte fayda görüyorum; ruhsal gelişim ile dini olgunluk kendi aralarında aralarında doğru orantılıdır. Zaten dinin amaçlarından biri de insanın nefsini bilmesi ve kendini meşru bir şekilde geliştirmesidir. 

    ]]>
    Narsist https://www.psikolojik.gen.tr/narsist.html Fri, 30 Sep 2016 14:11:31 +0000 Narsist, aslında direk olarak insanlarda meydana gelen bir kişilik bozukluğudur. Bu nedenle narsist, psikolojik bir rahatsızlık olarak bilinmelidir. Bu psikolojik rahatsızlık, direk olarak uzun süreli bir rahatsızlıktır. Yani kişin Narsist, aslında direk olarak insanlarda meydana gelen bir kişilik bozukluğudur. Bu nedenle narsist, psikolojik bir rahatsızlık olarak bilinmelidir. Bu psikolojik rahatsızlık, direk olarak uzun süreli bir rahatsızlıktır. Yani kişinin hayatı boyunca tedavilerin yapılmaması durumunda bu rahatsızlık devam etmektedir. Narsist, günümüz toplumunda çok fazla sayıda insanda bulunmaktadır. Fakat bu kişilik bozukluğu sorununu yaşayan insanlar hiçbir şekilde kabul etmemektedir. Zaten narsist kişilik bozukluğunu kabul eden insanlar bu rahatsızlıktan kurtulmak için gerekli olan tedavileri yaptırarak sorunların çözülmesini sağlamaktadır. 

    Narsist nedir
    Narsist, aslında anlam olarak herkesin rahatlıkla kavrayacağı bir durumdur. Bu durumu yaşayan insanlarda diğer normal insanlara göre bazı farklılıklar bulunur. Bu farklılıklardan biri kendini aşırı beğenme durumudur. Narsist kişilik bozukluğu olan insanlarda kendini beğenme duygusuyla birlikte kendini diğer insanlardan üstün görme, hep takdir etme ve diğer insanların kendisine ilgi göstermesini bekleyen bir kişiliği bulunur. Bu kişilik ise kişinin çevresinde bulunan insanların rahatsızlıklar yaşamasına neden olmaktadır. Narsist olan insanlar sürekli olarak özel muamele bekledikleri için diğer insanlardan çok fazla bir şekilde muamele beklerler.

    Narsist olan insanlarda bulunan özellikler nelerdir
    • Narsist olan insanlarda meydana gelen en önemli özelliklerden biri kendini beğenmişlikleridir. Bu kendini beğenmişlik hali, direk olarak kişinin çevresindeki dostları kendisinden uzaklaştırmaktadır. İnsanlarda kendini beğenmişlik durumunun bulunması, birçok farklı özelliklerin de ortaya çıkmasına neden olur.
    • Narsist kişilik bozukluğu sorunu yaşayan insanlar yaptıkları ya da yapacakları şeylerin hep en iyi olduğunu düşünürler. Bu nedenle yaptıkları işler düzgün olmasa bile yine de en iyi olduğunu düşünürler ya da yaptıkları işin sonucunda bu işi yapamadıkları için hayal kırıklığı yaşarlar. Bu durum ise onlar için çok iyi olmaz. 
    • Narsist kişilik bozukluğu olan insanlarda empati kurma duygusu bulunmamaktadır. Bu nedenle hiçbir zaman kendilerini başkasının yerine koymazlar. Bu özellikleri direk olarak başkalarının duygularını anlayamamalarına neden olmaktadır. 
    • Bu kişilerin egoları yüksektir. Bu nedenle her şeyi kendilerinin başaracağını düşünürler. Bu nedenle kendilerine yardım edilmesini pek sevmezler.
    • Bu psikolojik rahatsızlığın bulunduğu insanlarda görülen en önemli özelliklerden bir tanesi de narsist rahatsızlığını yaşadıklarını kabullenmemeleridir. Diğer birçok psikolojik rahatsızlığı bulunan insanlar gibi bu kişilerde hastalığın varlığını kabullenmezler. 
    • Narsist olan insanlarda vefa duygusu çok azdır. Bu özellik narsist sorunu olan insanlar için oldukça rahatsız edici bir durumdur.
    Narsist kişiliği ne zaman fark edilir
    Bu rahatsızlık insanlarda genellikle ergenlik dönemi sonrasında ortaya çıkar. Fakat bazı insanlarda yürümenin ve konuşanın öğrenilmesi sonrasında yani yaklaşık olarak 4 yaşından sonra bu sorunun bulunduğu anlaşılabilmektedir. Bu kişilerde sorun doğuştan olduğu için direk oltaya çıkar. Fakat bazı insanlarda bu rahatsızlık belli yaşlardan sonra ortaya çıkabilir. Özellikle 60 yaş ve sonrasında narsist ortaya çıkabilir. Yapılan bilimsel araştırmalara göre insanların kendilerinde narsist durumunu fark etmeleri durumunda genellikle bu kişilerin narsist olmadıklarını ortaya çıkarmıştır. Yani kendisinin narsist olduğunu fark eden insanlar narsist değildir.

    Tedavisi nasıldır
    Narsist olan insanlar genellikle direk olarak kendileri doktora gitmezler. Çünkü hiçbir narsist hasta kendisinin narsist olduğunu kabul ederek doktora gitmez. Bu gibi durumlarda öncelikle hastanın yakınlarından birinin narsist olan kişiyi doktora götürmesi gerekmektedir. Bu insanlar birçok zaman depresyon yüzünden hastaneye başvururlar. Çünkü narsist olan insanlar çok sık bir şekil]]> Apati https://www.psikolojik.gen.tr/apati.html Fri, 30 Sep 2016 14:11:19 +0000 Apati, Birçok psikolojik rahatsızlığın son evresinde veya bazı hastalıkların ikincil evrelerinde görülen bir ruhsal çöküntüdür. Yani çevresi ile ileri derecede ilgisiz, kayıtsız ve duyarsız demektir. Her sağlıklı insanda Apati, Birçok psikolojik rahatsızlığın son evresinde veya bazı hastalıkların ikincil evrelerinde görülen bir ruhsal çöküntüdür. Yani çevresi ile ileri derecede ilgisiz, kayıtsız ve duyarsız demektir. Her sağlıklı insanda yaşadığı veya hissettiği olumsuz veya olumlu tüm psikolojik olaylara karşı bir tepkime vardır. Yalnız Apati olan kişilerde bu durum tam tersine tüm yaşananlara rağmen tepkisiz kalma yani kayıtsızlık olarak karşımıza çıkar. Birçok psikolojik hastalıkta Apati sendromu görülmektedir. 

    Apati görülen hastalıklar; 
    • Şizofreni, 
    • Tükenmişlik sendromu, 
    • Alzheimerl, 
    • Hebefrenikler, 
    • Pick hastalığı, 
    • Ataraksiya gibi olan psikolojik hastalıklar.
    Apati; şifofrenide hem orta yaşlılarda hemde adelosanlardaki hebefrenler de bozukluk durum kalıntılarında Apati sendromu ile karşı karşıya kalınmaktadır. Hebefreniklerdeki bu Apati durumunun en önemli nedeni genellikle psikotik iç dünyasındaki fantomlardır. Apati sendromu birçok organik durumlarda da görülür. Bunların başında da Pick hastalığı gelir. Hastada demans olduğu durumlarda da bilinç kaybı oluşmasının önemli bir etkisi vardır. Aynı şekilde Apati şiddetli depresyon durumlarında da sık sık gören bir durumdur. Apati sendromunun en yaygın görüldüğü yerler hapishaneler hastaneler ve bu tür diğer kuruluşlar yoğun olarak apati sendromu vakıaları yaşamaktadır. Bu tür Apati sendromuna uğramış kişilerin bu durumdan kurtulması ve sıyrılabilmesi için gerekli birincil unsur yaşadığı sosyal ortamın değiştirilmesidir. Apati motivasyon eksikliği, dünyadan ve etrafındaki her şeyden kopma durumu, boş boş oturma ve bakma periyotları ile kendini gösteren bir rahatsızlıktır. Özellikle huzur evi gibi tek düze olan yerlerdeki Alzheimerl hastalarında sıkça rastlanan Apati sendromu hastanın psikolojik olarak çöküşünü gösterir. Depresyon belirtileri, sinirlilik, öfke, çok sık ağlama nöbetleri uykusuzluk ve iştah kaybı şeklinde kendisini gösterir. Aynı zamanda atariksiya; psikatri rahatsızlığında da Apati sendromunun görülür. Etrafında ve çevresinde olan her şeye karşı kayıtsız olma durumları meydana getirerek kişinin acı çekmek gibi veya hissetmek gibi duygusal tepkilerini ortadan kaldırmaktadır. 

    Apatinin belirtileri
    • Kayıtsızlık,
    • Çevresine ve tüm dünyaya karşı duyarsızlık,
    • Duygusal çöküntü,
    • Ruhsal çöküntü,
    • Umursamazlık,
    • Hissizlik,
    • Tepkisizlik gibidir. 
    Apati, genellikle hayatı boyunca çekebileceğinden daha fazla acı ve travma gibi durumlar yaşayan hastalarda görülür. Bu tür bir psikiyatrik durumda hastalara antideprasan ilaçlar verilerek hastanın sakinleştirilmesi sağlanmak istense de bu durumda hastalar yan etki olarak iyice içe kapanık umursamaz kayıtsız ve tepkisiz hale gelebilmektedir. 

    Tükenmişlik sendromu; bu psikolojik hastalıkta ise Apati son evre olan dördüncü evredir. Kişi tepkisiz vede tüm dış etkenlere karşı kayıtsız hale gelmiştir. Bu evrede Apati kişiyi çevresel olaylara karşı duygusal tepkime de azalmaya, duyarsızlaşmaya, donuklaştırmaya, umutsuz hale düşürmeye yöneliktir. Hasta tamamen yokmuş gibi hissettiğinden çevresine de öyle davranır. Bu gibi durumlarda kişi tüm çevresinden soyutlanıp kendisini yalnızlığa sürükler ve yok olmayı hedefler. Bu tür psikolojik rahatsızlıkların hemen hemen hepsinde Apati durumu gözlemlenir. Özellikle kapalı alanlarda yasak ve kuralların içinde kaybolmuş kişilerde Apati durumu çok sık görülen bir sendromdur. Sağlıkla kalın.   
    ]]>
    Borderline https://www.psikolojik.gen.tr/borderline.html Fri, 30 Sep 2016 14:10:47 +0000 Borderline, bir tür kişilik bozukluğudur. Kişinin duygularında, diğer insanlarla ilişkilerinde, davranışlarında ortaya çıkan dengesizlik ve aşırı kaybetme duygusuyla karakterize olmuştur. Borderline kişilik bozukluğu genellik Borderline, bir tür kişilik bozukluğudur. Kişinin duygularında, diğer insanlarla ilişkilerinde, davranışlarında ortaya çıkan dengesizlik ve aşırı kaybetme duygusuyla karakterize olmuştur. Borderline kişilik bozukluğu genellikle çocukluk döneminde kişinin önemli bir kayıp yaşaması, bu süreçte yaşanan bir travma, ebeveynlerle olan ilişkilerde tutarsızlık, kötü muameleye maruz kalınması, duygusal açlık yaşanması gibi sebeplerle ortaya çıkar. Toplumda yaklaşık % 2-3 oranda etkili olan borderline kişilik bozukluğu olan kişiler devamlı terk edileceklerini düşünerek mücadelelerini bu yönde yaparlar. Davranışları genellikle ani ve değişken olur. Bu kişilerin duyguları devamlı olarak değişkendir. Diğer insanlarla ilişkileri ilk aşamada çok yoğun olur.

    Borderline kişilik bozukluğu bulunan kişilerin kendileriyle çeliştiği görülür. Kendilerince değerli olan kişilerin kendilerini sevmesi ve onlarla işbirliği içinde olmaları için büyük gayret gösterirler. Bu kişileri kaybetme korkusundan kaçınmak için, kendilerince bunları değersizleştirmek için uğraşırlar. En önemli duyguları yalnızlıktan, yalnız kalmaktan korkmalarıdır. Bu nedenle karamsarlık içinde olur, en sevdikleri kişilerden uzaklaşmamak için ellerinden geleni yaparlar. Yalnız kalmamak için etraflarını insanlarla doldurur, sevmediklerini bile yanlarına çekerler. Diğer kişilerle tartışma, ilişkilerdeki stres, maddi zorlukların olması gibi etkenler borderline rahatsızlığın ilerlemesine neden olur.

    Borderline hastalarında kendine güven duygusu kolayca ortadan kalkabilir. Diğer kişilerce ret edilmeye karşı hassas olurlar. Bu hastalar iyi giden ilişkilerinin bile bozulacağını düşünürler. Dışlanma önemli bir korkudur onlar için. Yaşanacak önemli kayıplarda, terk edilmede, aşırı öfke, sözlü saldırı, aşağılama gibi tepkiler verirler. Duygularını kontrolde zorlanır. Yalnız kalırlarsa, terk edilirlerse, bunlardan kurtuluşu alkolde, uyuşturucuda, kendine zarar vermede, hatta intihar etmede aramaya başlarlar.

    Borderline belirtileri nelerdir
    • Ciddi derecede kendine güven eksikliği yaşama, dengesizlik 
    • Son derece öfkeli ve saldırgan çıkışlar
    • Aşağılama ve idealleştirme arasında değişkenlik
    • Ruhsal durumda devamlı değişimlerin olması
    • Devamlı kendini boşlukta hissetme
    • Kayıp ve ayrılık gibi hallerde paniğe kapılma
    • Aşırı derecede ve yoğun öfke duygusunun olması borderline belirtileri arasındadır.
    Borderline tedavisi nasıl yapılır

    Borderline hastalarının öncelikle tedavi olmayı istemeleri gerekir. Tedavide psikolojik yöntemler kullanılır. Ancak çocukluk dönemlerinden itibaren gelen bu rahatsızlığın tedavisi oldukça zorludur. Bu yerleşik duyguların bir anda değişmesi, düzeltilmesi oldukça güçtür. Bu yüzden hastaları uzun bir psikolojik terapi süreci bekler. Psikolojik terapi sonrasında hastanın günlük yaşamında değişken bir ruh hali olacağından, sonraki terapide düşüncelerinde değişme meydana gelir. Bu yüzden terapiyi yürüten terapist oldukça sabırlı olmalıdır. Hastalar belli bir zaman sonra hem terapi, hem de terapist için aşağılayıcı yaklaşımda bulunarak, terapiyi sonlandırmak isteyebilir. Diğer kişilik bozukluklarında son derece faydalı olan bu terapiler, borderline hastalarında aynı faydayı göstermeyebilir. Hastaların duygu ve davranışlarında değişim olmayabilir. Bu hastalar kriz dönemlerinde, bunu sonlandırmak için intihar eğiliminde olabilir. Hastaların bu durumda yatarak hastanede tedavi görmesi daha doğrudur. Bu rahatsızlık depresyon tarzı psikolojik hastalıklar gibi tedavi edilmez. Hastanın kişilik bozuklarının bir kısmı düzelse bile, bir kısmı devam edebilir. Bu nedenle borderline tedavisine sabırla devam edilmelidir.
    ]]>
    Meditasyon https://www.psikolojik.gen.tr/meditasyon.html Fri, 30 Sep 2016 14:09:04 +0000 Meditasyon, günlük stres ve zihin boşaltmak için yapılan bir çeşit dinlenme türü olarak bilinen meditasyon çok rastlanan bir gibi haline gelmiştir. Meditasyon, yapımı ve meditasyona duyulan ilgi günümüzde artış görmeyi baş Meditasyon, günlük stres ve zihin boşaltmak için yapılan bir çeşit dinlenme türü olarak bilinen meditasyon çok rastlanan bir gibi haline gelmiştir. Meditasyon, yapımı ve meditasyona duyulan ilgi günümüzde artış görmeyi başarmıştır. Meditasyon yaparak, ruhen ve bedenen dinlenmek mümkündür. İnsanları rahatlatmak, huzur vermek ve stresten uzak kalmak için yapılan meditasyon tüm insanların üzerinde etkili olmuştur. Meditasyon, sonrası kişiler daha rahat ve düşünme sağlar. Ruhen ve bedenen dinlenme sağlayan meditasyon, baş ağrısı ve migren sorununu ortadan kaldırır.

    Meditasyon, yaptıktan sonra kişi kendini daha rahat ve iyi hisseder. Zihnini boşaltıp daha rahat düşünmesine yardımcı olan meditasyon, uygulayan kişilere mutluluk ve huzur verir. Meditasyon yapmanın saati ve zamanı yoktur. Kişi kendini kötü hissettiği an bu yönetimi uygulayarak rahatlar, huzura kavuşur. Meditasyon uygulanmasından önce içilen rezene ve papatya çayları rahatlık sağlayarak, konsantrasyonu sağlamaya yardımcı olarak, iyi düşünmeyi sağlayacaktır.

    Meditasyon uygulanmasına başlamadan önce, rahat ve hafif bir kıyafet giyerek meditasyon uygulanmasına başlanır. Karnım tam dolu olmadan yarı yok yarı aç şeklinde olmasına dikkat ederek uygulanmasına dikkat etmek gerekir. Meditasyon uygulanması, yapılmadan önce çok fazla su içilmemesi gerekir. Nefes alış verişlerini etkilenecek şekilde midenin yarı dolu olmasına özen gösterilir. Meditasyon uygulayacak kişi, ferah ve eşyası az olan bir odayı tercih etmesi gerekir. Loş ışık tercih edilerek tütsü ve tarçın kokuları ile beyine uyarıcı kokular gönderilmesi, meditasyon uygulayan kişiyi rahatlamayı sağlayacaktır.

    Meditasyon pozisyonları, bu uygulama yapılırken kişi kendini hangi pozisyonda rahat hissedecek ise o pozisyonu uyarlaması gerekir. Genel olarak uzanarak eller bacakların üzerinde rahat düşünüp, derin nefes alıp vererek yapılan meditasyon, tüm sorun ve sıkıntıları unutturur, rahat bir şekilde yaşamayı sağlamaya yardımcı olacaktır. Karanlık bir odada ayakları bağdaştırarak da uygulanan pozisyonlar, kişiyi rahatlatmaya yarayacaktır. 
    ]]>
    Hormon Bozukluğu https://www.psikolojik.gen.tr/hormon-bozuklugu.html Fri, 30 Sep 2016 14:08:32 +0000 Hormon bozukluğu, Hormon her insanda kadın ve erkeklerde de cinselliği ve vücut gelişimini sağlayan vücudun dengesini yapısını belirleyen harekete geçiren ve değiştiren organik bileşenlere denir. Hormonlar dolaşım sistemi taraf Hormon bozukluğu, Hormon her insanda kadın ve erkeklerde de cinselliği ve vücut gelişimini sağlayan vücudun dengesini yapısını belirleyen harekete geçiren ve değiştiren organik bileşenlere denir. Hormonlar dolaşım sistemi tarafından salgılanır. Daha sonra etki edeceği organa yönelir ve belirli bir miktarda etki eder. Hormon bozuklukları her insanda olabilecek bir rahatsızlıktır. Hormon bozukluğunun ana nedeni hormonlar ile alakalıdır. Vücutta olması gereken miktarda hormonun daha az veya daha yüksek üretilmesi veya hormonların dirençsiz yapısı ile ilgilidir. Vücutta hormonların aşırı miktarda salgılanması kişinin bağışıklık sisteminde olan bozukluk veya iltihaplar sonucunda ortaya çıkar. Bu tür bir durum ile karşı karşıya kalan vücut aşırı hormon salgıladığından fazla olan hormonlar vücudun dengesini bozar ve rahatsızlıklara yol açar.

    Hormon bozuklukları hastalıkların dışında birde doğuştan kadın erkek hormonlarının dengesizliği vardır. Kadınlık hormonu dediğimiz östrojen hormonu ve erkeklik hormonu dediğimiz testesteron hormonunda oluşan ve doğuştan gelen bir bozukluktur. Dünyaya gelişi cinsel organına göre isimlendirilen insanoğlunda cinsel organı ne olursa olsun vücutta salgılanan hormonlarda dengesizlik olabilmektedir. Her iki cinsiyete hem kadınlık hemde erkeklik hormonu zaten vardır ama az olması gereken yüksek olması gerekenden daha fazla salgılandığında hormon bozukluğu meydana gelir. Bu durum kadınlar içinde erkekler içinde geçerlidir. Kadınlık hormonun yetersiz salgılanması ve erkeklik hormonun yüksek seviyede üretilmesi kadınlarda kıllanmaya ve kısırlığa yol açarken erkeklerde kadınlık hormonun yükselmesi ve erkeklik hormonun azalması ile ergenlik dediğimiz kıllanma kaslanma ve ses değişimlerinin oluşmamasına neden olmaktadır. 
     
    Hormon bozukluğunun belirtileri;

    Hormon bozukluğu çok geniş kapsamlı anlamlar taşır. o yüzdende her insanda görülebilmektedir. 

    Belirtilerin başlıcaları;
    • Erkeklerde tüylenmeme,
    • Kasların gelişmemesi,
    • Ereksiyon durumunun oluşmaması,
    • Seste kalınlaşma olmaması,
    • Adet dışı kanamalar,
    • Sakal çıkmaması ve köse olma durumu,
    • Kadınlarda aşırı tüylenme ve ödem,
    • Adet regl görememe,
    • Adet düzensizliği,
    • Kısırlık gibi bir çok belirtisi vardır.
    Bunların dışında birde tiroid hormonları vardır bu hormonların bozukluğunda ise kişinin üreme fonksiyonlarında oluşan belirtiler olur. ayrıca uykusuzluk, ateş basma, sıkıntı verme  halsizlik, üşüme hali, anlamsız kilo alımı ve depresyona yönelme gibi hormon bozukluğu belirtileri vardır. Hormon bozukluğu ayrıca kadınlarda kırk kırk beş yaşlarında menopoz dönemlerinde görülür. İnsan vücudunda birçok sayıda hormon çeşidi vardır. Menopoz dönemi haricinde çok genç yaşlarda da yumurtalıklardaki hormonlarda yaşanan sıkıntılarda hormonal bozukluklardan'dır. Hormon bozukluğunun bir yaşı yada zamanı yoktur. Doğuştan veya sonradan olabilen bir hastalıktır. Birçok kanser hastalığında da hormon bozukluğu meydana gelir. Hastalığın virüsleri vücuda yayılım gösterdikçe vücut gerekli hormonları salgılayarak bölgeyi iyileştirmek istese de bu hormon hücreleri virüs ile karşılaştığında dönüşüme uğrayarak kendi kendini yok etmeye başlar ve bir hormon bozukluğu hastalığı meydana getirir. 
    Hormon bozukluğu hafife alınabilecek bir rahatsızlık değildir. O yüzdende bu tür belirtiler gözlemlenen kişilerin hemen tedavi için mutlaka hekime gitmeleri gerekir. Ayrıca bazı hormon bozuklukları doğuştandır ve kişi değiştirmek istemez ve kabullenebilir. Sağlıkla kalın. 
    ]]>
    Fobi https://www.psikolojik.gen.tr/fobi.html Fri, 30 Sep 2016 14:07:45 +0000 Fobi, Bir çeşit kaygı bozukluğu olan fobi kişinin belirli durumlarda canlı veya cansız varlıklar ve mekana yönelik olarak hissettiği ileri derecedeki korku durumu olarak tanımlanabilir. Fobisi olan kişiler bell Fobi, Bir çeşit kaygı bozukluğu olan fobi kişinin belirli durumlarda canlı veya cansız varlıklar ve mekana yönelik olarak hissettiği ileri derecedeki korku durumu olarak tanımlanabilir. Fobisi olan kişiler belli tehlikeleri karşı gerçekte duyulması gerekenden daha fazla tepki göstermeliridir. Tehdit edici ve tehlikeli kabul edilen bu durumlardan önemli ölçüde kaçınırlar. Bu kişiler fobinin nesnesi sayılan koşullarla karşı karşıya kaldıklarında çok büyük sıkıntılar yaşarlar. Bu durum kendisini tam bir panik hali ve dehşet hissi biçiminde göstermektedir.

    Fobi Nasıl Başlar

    Korkunun nesnesi olan belirli bir cisim, mekan, hayvan çeşidi ve şartlardan kaçınılmaya başlandığı ve hayatını buna göre şekillendirildiği anda fobiler ortaya çıkmaya başlar. Fobi korku hissine göre çok daha ciddi ve şiddetli özelliktedirler. Fobi kişinin hayatını çok derinden etkilemektedir.

    Fobi nesnesi kişinin çok nadir olarak karşılaştığı bir durum olduğu için örneğin yılan fobisi günlük hayatın fazla etkilemez. Fakat kimi karmaşık tipte olan fobiler var ki kişinin hayatını ciddi ve olumsuz düzeyde etkilemektedir.

    Kaç Çeşit Fobi Vardır

    Fobi 2 ana kategoride değerlendirilmektedir. Özgül fobiler: Özgül ve belirili nitelikte canlı, cansız, cisim, kan veya aktiviteye yönelik olan aşırı korkulu olma durumuna fobi denir. Bu tür fobiler de en sık karşılaşılan durum köpek, örümcek, yılan gibi hayvanlarla karşılaşma veya suya girme, yüksek bir mekana çıkma  gibi durumlara yönelik fobilerdir. Karmaşık fobiler agorafobi ve sosyal fobi de olduğu gibi kişinin kaygı ve korkusu tek bir şeye yönelik değil, birbirlerinden farklı bir kaç şeye yöneliktir. 

    Sosyal kaygı bozukluğu:(Sosyal fobi) kişinin belli sosyal şartlarda ileri düzeyde kaygılı olması durumuna denir Sosyal fobi konferans, düğün gibi ortamlarda  kişinin kendini yabancı  hissetmesi veya topluluk önünde konuşma gibi tüm dikkatin kendi üzerinde toplanacağını düşündüğünde  ortaya çıkar aşırı kayganlık hali olarak tanımlanır.

    Temelinde insanların kendisini yanlış değerlendireceği, alayı alınacak veya gülünç duruma düşeceği şeklinde abartılı korku ve varsayımlar hissettirir. kişi  kabiliyeti olan başarı göstereceği birçok alandan kendisini soyutlamaya başlar. Sosyal fobi genel olarak ergenlik çağı ve erken erişkinlik dönemlerinde ortaya çıkmaktadır. 

    Açık alan korkusu:( Agorafobi) kişi kolayca kaçıp kurtulamayacağını düşünerek mekanda bulunmaktan korkması ve bu mekanlarda olduğu zaman da ileri derecede korku yaşamasıdır. Agorafobi dolmuş, otobüs gibi kapalı mekanlar sinema, alışveriş merkezi gibi mekanlardan kaçma davranışı gösterir. Agorafobi her zaman panik nöbeti ile birlikte ortaya çıkan bir haldir panik nöbeti geçiren bir kişi panik nöbeti geçirmesi halinde yardımsız kalacağını kontrollünü kaybedeceği düşüncesiyle her türlü mekandan uzaklaşma eğiliminde gösterecektir. Agorafobi hastası yanında biri olmadan evden çıkmak istemez. hastaneye ve doktora veya hastaneye kolay ulaşamayacağı mahallerden uzak durur.

    Fobi Belirtileri Nelerdir

    • Özellikle korku nesnesiyle karşılaştığında kendini kontrol edilmeyen bir kaygı korku
    • Korku nesnesinden uzaklaşma ve kaçınma hali 
    • Korku nesnesini zihinde canlandırma hali ileri düzeyde rahatsız edici olabilir
    • Korku nesnesi ile karşılaştığında ortaya çıkan panik nöbetleri belirtileri
    • Nefes darlığı, kalbin hızlı atması göğüs ağrısı,
    • Titreme, sıcak basma, boğulma hissi, terleme, mide bulantısı, 
    • Ellerde ve ayaklarda uyuşma, ağız kuruluğu, baş ağrısı ve baş dönmesidir.

    ]]>
    Homoseksüel https://www.psikolojik.gen.tr/homoseksuel.html Fri, 30 Sep 2016 14:02:37 +0000 Homoseksüel; kendi hemcinsiyle tensel veya duygusal anlamda ilişkiye girme işlevini gerçekleştirilen kişilere denir. Yani aynı cins ile olan romantizm, cinsel çekim ya da cinsel davranıştır. Homoseksüelin bir diğer adı da Eşcin Homoseksüel; kendi hemcinsiyle tensel veya duygusal anlamda ilişkiye girme işlevini gerçekleştirilen kişilere denir. Yani aynı cins ile olan romantizm, cinsel çekim ya da cinsel davranıştır. Homoseksüelin bir diğer adı da Eşcinselliktir. Bu durum bir yönelim olarak karşımıza çıkar. Bu durum neticesinde ağırlıklı bir şekilde veya tümüyle kendi ile aynı cinsiyette olan kişilere karşı cinsel çekimleri veya romantik anlar yaşamaya yönlendiren kalıcı kişisel niteliktir. Aynı zamanda homoseksüel kelimesi kişinin bu hissettiklerine dayalı, davranışlar ile ilişkili hissettiği kimlik hissi ve bu çekimleri birbiri ile paylaşan kişilerin oluşturduğu topluluğa olan üyeliğini anlamına da gelir. Homoseksüellik, cinsel yönelimlerden bir tanesidir. İnsanların iki cins arasında neden ve nasıl bir cinsel yönelim geliştirdiği konusunda günümüzde bile araştırmacı ve bilim adamları henüz ortak bir görüş sunamamıştır.

    Homoseksüel, Cinsel yönelimde iki ana düşünce temel olarak benimsenmiştir. Bunlardan birisi genetik faktörler diğeri ise, erken rahim ortamıdır. İkisi de her iki cinste meydana gelebilen durumlardır. Homoseksüellikte ailenin yetiştirme şeklinin veya erken yaşta yaşanan çocukluk deneyimlerinin bu durumun oluşması ile ilgili kesin bir kanıtı yoktur. Bazı kesimler bu tür değişik durumların yani eşcinselliğin doğaya aykırı olduğunu düşünmesi, bazı kişilerinde inanışları gereği yanlış olarak görülmesinden kaynaklı olarak bunun bir fonksiyonel bozukluk olduğuna inanmasına neden olur. Homoseksüel terimi bir anlamda çarpık ilişki olarak da adlandırılabilir. Bu terimin kullanıldığı kişilerin kendi cinsleri ile birlikte olması doğanın kanununa aykırı olarak görülmektedir. Çünkü yaratılıştan kadın ve erken dengelenmiştir. 

    Eşcinselleri yani homoseksüelleri tanımlamak için çok eski dönemlerden beri birçok tanımlama kullanılmıştır. Örneğin kadınlara lezbiyen erkeklere ise gay denilmektedir. Cinsel terimlerde kadın erkek ilişkisinin dışında yaşanan ilişkilerin hepsini birçok tanım kullanılmıştır. Günümüzde halen bir çok toplumda istenmeyen ve kabullenmeyen bir cinsel tercih olan homoseksüel terimli kişiler halen gizli bir şekilde cinsel yaşamlarını yaşamaktadır. Bu tür aynı cins ilişkilerinin serbest ve yasal olduğu ülkelerde mevcuttur. Bir elin parmağını geçmeyecek bu ülkelerde kendi cinsler ile evlenebilme şansıda homoseksüellere verilmiştir. Halen bir çok homoseksüel kimliğini gizleyerek yaşamlarına devam etseler de ilerleyen dünya görüşü bu durumu ve bu döngüyü kabul etmiştir.

    Ülkemizde ise bu durum inanışlarımız gereği tamamen yanlış ve doğru olmayan bir durumdur. tamamen Müslümanlığın içerisinde günah olan bir durum olmasından ötürü toplumsal olarak da benimsenmeyen ve dışlanan bir durumdur. Homoseksüel olan kişiler Müslüman toplumlarda dışlanan ve asla kabul görmeyen kesimlerdir. O yüzdende bu tür yerlerde homoseksüel olan kişiler bu cinsel durumlarını gizli yaşamak zorunda kalmıştır. Eşcinsellik her ne kadar giderek artış gösteriyor gibi görünse de aslında gizli olarak yaşayan insanların kendilerini artık saklamadıklarından ötürü böyle gözükmektedir. Birçok insan sadece aynı cinsle birlikteliği yani homoseksüelliği merak ettiği veya aykırı olduğu için yapmaktayken gerçek anlamda yaşayanların sayısı halen minimize oranlardadır. 
    ]]>
    Amigdala https://www.psikolojik.gen.tr/amigdala.html Fri, 30 Sep 2016 14:02:06 +0000 Amigdala, Beyinde bulunan bir bölümdür. Beynin hipotalamus bezinin üzerinde bulunan ve badem şeklinde olan amigdala, beyinde temporal lobların derinliklerinde nöronların meydana getirmiş olduğu bir bölümdür. Genellikle çok fazla Amigdala, Beyinde bulunan bir bölümdür. Beynin hipotalamus bezinin üzerinde bulunan ve badem şeklinde olan amigdala, beyinde temporal lobların derinliklerinde nöronların meydana getirmiş olduğu bir bölümdür. Genellikle çok fazla bilinen bir bölüm olmaması bu parçanın önemsiz olduğu anlamına gelmez tam tersine beynin önemli parçalarındandır. Her insanda kulak organından bir kaç santimetre uzakta olan iki adet amigdala vardır. Bu amigdalalar insanların duygusal ve zihinsel durumları ile ilişkilendirilen ufak kitlelerdir. Şeklinin bademe benzetilmesinden ötürü Yunanca da kökenli Amigdala ismin almıştır. 

    Amigdalanın fonksiyonları; insan vücut yapısı için çok önemlidir. Bu kitlenin olmaması demek tüm duyguların kaybedilmesi demektir. Yani amigdala kişilerini duygusal ve sosyal tepkimelerinin yanı sıra yaşadığı ve hatırladığı anılarından da sorumludur. Amigdala sinir hücrelerinin beyinde bulunan neokorteks ve görsel korteks gibi merkezlerine bağlanması ile fonksiyonlarını gerçekleştirir. Bununla beraber amigdala sinir sistemi içerisinde önemli bir yere sahip olan limbik sistemininde önemli bir parçasıdır. Amigdala ile ilk ilgili bilgiler on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmıştır. İnsanların duygusal olarak hissettikleri tüm hislerin oluşmasını sağlayan beyin kitlesidir. Amigdala bir insanın tüm anılarını ve tüm yaşantısını depolama görevi üstlenir. 

    Amigdala, kadınlarda ve erkeklerde yapılan araştırmalarda tüm yaşanan sosyal yaşantıya ve tüm duysal tepkilere karşı farklılıklar göstermiştir. Herhangi bir insanın bir başka insanın içerisinde bulunduğu duyguları hissedilmesini sağlayan aslında amigdalanın ta kendisidir. Buna en güzel örnekte korku,mutluluk, aşk gibi duygulardır. Yani bir insanın hissettiği korkuyu aynı anda sizinde hissetmenize neden olur. Örneğin birinin öldürüldüğünü görmek veya öldüğünü görmek gibi.

    Amigdala aynı zamanda tüm insanların duygusal olaylara karşı vereceği tepkilerdir. Yani geçirmiş olduğu korku dolu bir olayda kendini koruma içgüdüsünün devreye girmesidir. Aynı zamanda yaşanan bu korkunç olayın hafızada depolanmasını sağlayarak tekrar yaşanması durumunda hatırlatıcı olarak karşımıza çıkar.

    Amigdala görevleri;
    • Anıları depolar,
    • Duygusal olan her şeyin anlaşılmasını vede hissedilmesini sağlar.
    • Bütün duyguların hissedilmesini ve hatırlanmasını sağlar.
    Her insanda zaten var olan bu amigdalalar bozuk olduğunda veya bozulduğunda ise bu kişilerin hiçbirinde çok korkunç olaylarda bile tepki vermediği görülmüştür. Bu durum sayesinde amigdala ile korku arasındaki ilişkinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Birçok yapılan amigdala araştırmalarında hem davranışsal hemde duygusal problemlerin sebep olduğu belirlenmiştir. 

    Amigdala bozukluğunun sonuçları;
    • Fobiler,
    • Otizm,
    • Anksiyete,
    • Travma sonrası stres bozukluğu,
    • Depresyon,
    • Korku ve acı hissinin ortadan kalkması,
    • Duygusal tepkilerin ölmesi gibi sonuçları vardır. 
    Amigdalası normalden daha büyük olanlarda ise bipolar bozukluğu meydana gelir. Bu tür olan kişilerde ise çok küçük korkuları bile büyük boyutlarda hissetme görülmüştür. Amigdala da meydana gelebilecek olan bozukluk ve rahatsızlıklar kişilerin psikopat davranışlar sergilemesine neden olur. Günümüzde halen araştırmaları devam eden amigdalanın yaşananları nasıl depoladığı, duyguların ne şekilde işlediği ve yeniden nasıl gün yüzüne çıkarmayı başardığı anlaşılamamış ve bulunamamıştır. Araştırmalar halen devam etmektedir. 
    ]]>
    Ruhsal Travma https://www.psikolojik.gen.tr/ruhsal-travma.html Fri, 30 Sep 2016 13:59:56 +0000 Ruhsal travma, kişinin aşırı korkması, dehşet ve çaresizlik içinde kalması, genelde olağan dışı gelişen ve beklenmedik olayların yarattığı bir durumdur. İnsanların hayatında üzüntü ve sıkıntı yaratan fazlaca
    Ruhsal travma, kişinin aşırı korkması, dehşet ve çaresizlik içinde kalması, genelde olağan dışı gelişen ve beklenmedik olayların yarattığı bir durumdur. İnsanların hayatında üzüntü ve sıkıntı yaratan fazlaca olay olur. Fakat tüm bunlar ruhsat travmaya neden olmaz. Eğer yaşanan olay, kişide dehşet, korku ya da çaresizlik hissi yaratmış ve kişinin kendi ya da yakının ölüm, yaralanma gibi tehlikesi varsa bu durum ruhsal travma olarak isimlendirilir. Buna örnek olarak kişinin bir yakının yıllardır devam eden bir hastalığı varsa ve sonrasında öldüyse bu durumun ruhsat travma yaratma ihtimali, bir yakının trafik kazası gibi beklenmedik bir şekilde ölmesinden daha azdır. 

    Ruhsal Travma Nedeni Olan Olaylar
    • Deprem, sel, yangın gibi doğal afetler,
    • Savaş, işkence ve tecavüz gibi insanların yaşattığı travmalar,
    • Trafik ve iş kazası gibi kazalar,
    • Ani ölümler,
    • Ölümcül hastalıklara yakalanma.
    Savaşlar, kazalar, saldırı, afet ve tecavüzler toplumda ruhsal travmaya neden olur. Yapılan araştırmalarda her iki bireyden birinin hayatında bu tür bir olayla karşılaştığını göstermektedir. Ruhsal travma ile karşılaşma riski herkes için aynı oranda değildir. Suç oranı yüksek olan yerlerde yaşayanlar, başka ruhsal hastalığı olan, alkol kullanan, polis, asker ve itfaiye personeli korkutucu olaylarla daha fazla karşılaşmaktadır. 

    Ruhsal Travma Sonuçları
    Ruhsal travma yaşayan kişilerde genelde depresyon ve travma sonrası stres hastalığı görülür. Kişiyi çaresizlik ve dehşet içinde bırakan durumların uzun süre yaşanması ruhsal hastalıklara neden olur. Bunlardan biri de depresyondur. Depresyonda en sık görülen belirtiler, halsizlik, sürekli uyku isteği, iştah sorunları, hayattan zevk alamamasıdır. Depresyon travmalardan sonra ilk defa ortaya çıkabileceği gibi daha önce bu rahatsızlığı yaşayan kişilerde yeniden nüksetmesine neden olur. 

    Travma sonrasında stres hastalığında uykusuzluk, kabus görme, travmaya neden olan olayı sık sık düşünme, olayın sürekli tekrar edebileceği endişesi, kolay ürkme, çabuk sinirlenme, gelecekle ilgili plan yapamamak, yabancılaşma hissidir. 

    Ruhsal travma sonrası stres hastalığı yaşayan birçok hastada başka ruhsat rahatsızlıklarda görülmektedir. Anksiyete bozukluğu, alkol ya da madde bağımlılığı gibi durumlar travmanın etkisiyle kişide günlük hayatında sıkıntılar ve işgücü kaybına neden olur. Travma sonrasında kişiler travmanın yarattığı etkilerden kurtulmak için bazı yöntemler denerken bu tür yöntemlerin travmanın etkilerini azaltma konusunda olumlu sonuçları görülmemektedir. Olay olmamış gibi davranmak, unutmaya çalışmak hastalığın iyileşmesini geciktirmekte sorunları paylaşan ve hakkını arayan kişilerde iyileşme daha hızlı görülmektedir. Bununla birlikte yapılan çalışmalarda zamanın travmanın etkilerini ortadan kaldırmadığını göstermektedir. 

    Ruhsal Travma Tedavileri

    Tedaviler ilaç ve psikolojik tedaviler olarak yapılır. Travmatik olaylardan herkes aynı ölçüde etkilenmez. Bazılarında ise sosyal ve iş hayatını ciddi derecede etkileyen kaygı bozuklukları görülür. Bu nedenle tedavi kişiye özel olarak yürütülmektedir. İlaç tedavisinde antidepresan ilaçlar hastayı yatıştırmakta yararlı olur. Olaydan yoğun etkilenen kişilerde hastaneye yatış yapılabilir. 

    ]]>
    Mazoşist https://www.psikolojik.gen.tr/mazosist.html Fri, 30 Sep 2016 13:59:26 +0000 Mazoşist; Mazoşizm, 19. yüzyılda yaşamış Avusturyalı bir Ro­mancı olan Leopold von Sacher Masoch'un bir Ro­man' ın da anlattığı cinsel uygulamalara dayandırılarak, yazarın adıyla anılan bir cinsel tutuma verilen isimdi Mazoşist; Mazoşizm, 19. yüzyılda yaşamış Avusturyalı bir Ro­mancı olan Leopold von Sacher Masoch'un bir Ro­man' ın da anlattığı cinsel uygulamalara dayandırılarak, yazarın adıyla anılan bir cinsel tutuma verilen isimdir. Bu kavram sayesinde kendisine eşi tarafından acı ve ceza gibi kavramlar olmadan cinsel doyuma ulaşamayan kişiler için kullanılan bireyin cinsel tutumlarını anlatan anlamına gelmektedir. 
    Bazende mazoşizm de bireyin kendi kendine acı uygulaması ile cinsel doyuma ulaşmasıdır. Bu gerçekleşen duruma ise  otoseksüel mazoşizm denir. Tanımlamasının yapıldığı ilk tarihlerden bu yana  cinsel sap­kınlık olarak görülen mazoşizme, modern psikiyatrik gruplandırmaların içerisinde psikoseksüel bo­zukluklar içinde yer verilmektedir. 

    Bu rahatsızlığın açıklanmasında, kişide çocukluk dönemindeki iğdiş edilme kompleksi sorumlu tutulmuştur. Bu olguya göre  mazoşist olan bir birey iğdiş edilme korkusu yüzünden cinsel hoşlanma duygusunu reddetmektedir. Beraberinde suçluluk duygusunu da getirmektedir. 
    Bu tür acı dolu cinsel doygunluk yaşama isteklerinin altında yatan ana neden suçluluk duygusudur. Bu sayede bu duyguyu hafifletme çabası içerisine girerler. Bu uyguladığı cinsel yobazlık ile kendi kendini iğdiş ederek rahatlama yoluna gitmektedir. Mazoşist kişilerde birçok olumsuz davranmış iç içe bir şekilde devamlı olarak devam eder. Buna uyuşturucu alkol ve madde bağımlılığı da eklenince ulaşmak istedikleri acıya ulaşarak kendilerini cezalandırmaktadırlar. Mazoşist olan kişilerin inanıp savunduğu mazoşizm, modern insanların var oluş temelindeki çelişkilerinden kaçmak için yöneldiği vede uyguladığı nevrotik mekaniz­malardandır.

    Mazoşist; diğer adı ile Sadomazoşizmdir. Mazoşist, acı çekmekten zevk alan kişidir. Sadomazoşizm terimi de bu iki kavramın birleşmesiyle oluşur, acı çekmekten ve çektirmekten hoşlanmak anlamına gelir. Sadomazoşist demek  hem sadizimden hemde mazoşizm aynı zamanda hazza ulaşan demektir. Mazoşist, karşısındaki kişiye acı vermek veya eziyet etmekten seksüel bir haz duymanın adıdır. Mazoşizmin inananı olan mazoşistler kendisine eziyet edilmesinden, acı verilmesinden seksüel anlamda zevk alma duyguna denmektedir. 

    Mazoşist kişilerin belirtileri;
    • Bağlanma,
    • Dövülme,
    • İşkenceye uğrama,
    • Köle olma,
    • Tasmalanma,
    • Aşağılanma ve seksüel fantaziler içeren ilişkiler yaşamak gibi belirtileri vardır.
    Bu tür çarpık ilişkilerin kaynağında sadizm ve mazoşistlik bir arada kullanılabilmektedir. Biri kendi kendine işkence iken diğeri başkalarına işkence anlamına gelse de baskın karakterin uygulaması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Kişi mazoşist iken birden yönetme kararı alarak sadist bir kişi olabilmektedir. Aslında mazoşist kişiler çocukluklarında yaşadıkları içsel çöküşlerden iğdiş edilmekten veya aynı duruma maruz kalmaktan ötürü bu olguyu yaşama ihtiyacı içerisine girerler. Yani mazoşistler geçmişin geleceğe yansımış halidir. Bastırılmış olan suçluluk duygusu ile birleşerek kendini cezalandırma şeklidir. Aynı zamanda cinsel doyumun yetersizliği durumlarında birçok insanın kullanmaktan ve yaşamaktan kaçınmadığı durumlardır. İster kadın ister erkek olsun cinsel fantazilerin oluşması esnasında acıdan zevk aldığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca mazoşist tepkimelere birçok insanın olumlu tepkiler verdiği de saptanmıştır. Cinsellikte arayışa giden birçok kişi suçluluk duygusu ile savaşan mazoşistlerin seks köleleri haline gelebilmektedir. Zaman içerisinde aynı mazoşistlik içerisinde kaybolan ve yaşadıklarını yaşatma duygusu içerisinde sadizmle karışan bu kişilerin bir çoğu iki taraflı olarak ceza ve acı yöntemini kullanmaya başlamışlardır. 

    Aslında mazoşistlikle kesin kaynağı tam olarak bilinmese de insanoğlunun yaratılışında yani doğasında saldırganlık dürtüsünün var olduğu bilinmektedir. Kısacası çaresizlik dediğimiz kısır döngü içerisine giren her yaştan insanda görülebilecek olan mazoş]]> Çabuk Sinirlenme https://www.psikolojik.gen.tr/cabuk-sinirlenme.html Fri, 30 Sep 2016 13:58:55 +0000 Çabuk sinirlenme, insanları ani bir şekilde etkileyen, sebepsiz bir nedenle oluşan bir durumdur. Kan beynime sıçradı tabiriyle ifade edilen sinirlenme anında vücutta çok fazla miktarda adrenalin salgılanır. Bu kişinin stres anın Çabuk sinirlenme, insanları ani bir şekilde etkileyen, sebepsiz bir nedenle oluşan bir durumdur. Kan beynime sıçradı tabiriyle ifade edilen sinirlenme anında vücutta çok fazla miktarda adrenalin salgılanır. Bu kişinin stres anını anlatır. Vücutta çok kısa bir sürede hızla nabız artar, vücut sıcaklığında artış, kan dolaşımında hızlanma, gözde pupillarda büyüme, kan şekerinde yükselme gibi etkiler oluşur. Adrenalin artışı bedeni tehlikelere karşı hazır duruma getirir.

    Sinirlenme anında yani vücuttaki stres çoğaldığında vücutta kısa veya uzun süren değişimler olur. Bu nedenle çabuk sinirlenen insanlarda kalp hastalıkları, ülser, gastrit gibi sindirim rahatsızlıkları, hipertansiyon rahatsızlığı riski çoğalmaktadır. Kişiler bu tür tepki vererek kendilerine zarar vermektedir.

    Çabuk sinirlenme kişinin sağlığına zarar vermektedir. Sağlıklı karar verme mekanizmasının bozulmasını sağlar. İnsanlar sinirlendiklerinde duygularıyla karar vermeye başlar. Bu kişiye zarar veren bir davranış şeklidir. Çünkü mantıklı,  ve sonuçları iyi olacak kararlar sakin olunan ruh halinde alınmaktadır. Sinirli olunduğunda insanın muhakeme sistemi tam olarak çalışmadığından, yanlış yapma olasılığı  daha çok olmaktadır.

    Kişi geçmişteki kararlarını geri ye bakıp sorgularsa yanlış olan kararların sinir halindeyken verildiği rahatlıkla fark eder.Sinirli olan kişilerde doğru karar verme yerine hisler devreye girdiğinden, olanlara karşı duygularla tepki verilmektedir. Verilen tepki insana sözlü ya da fiili olarak zarar verir. 

    Kişiler iş yaşamlarında, aile yaşamlarında ve ya başka bir ortamda çabuk sinirlenme belirtileri gösteriyorsa, ortamda bulunan kişilerin olumsuz etkilenmesi söz konusu olur. Bu kişilerin her an sinirleneceğini bağıracağını, söyleneceğini ve gerginlik yaratacağını tahmin ettikleri için, oradakiler huzursuz olur. Kişinin negatif enerjisi başkalarını insanları da etkileyerek, insanların stresini arttırır. Bu ortamda bulunanlarda huzurlarını kaybettiklerinde, mutluluklarını da kaybederler. Aile içinde bile, yaşanan huzursuzlukların temeli çabuk sinirlenen kişilerin verdikleri tepkilerinden kaynaklanır.

    Çabuk sinirlenme sebepleri nelerdir; İnsanların kişilik yapısı, çabuk sinirlenmenin en önemli sebepleri arasındadır. Fevri olan kişilerde çabuk sinirlenme durumuna daha çok rastlanır. Bu yapıya sahip kişiler stres hormonuna daha daha yanıt verir. Bunların reseptörleri daha da hassas olur. Tiroit hormonu yüksek olan insanlarda çabuk sinirlenme etkisi daha çok olur. Sorumluluk yoğun olan alanlarda, aşırı yük altında olan insanlarda stres hormonu daha çok salgılanır. Bu kontrol mekanizmalarını bozar. Ayrıca mükemmeliyetçi, rekabetçi, titiz ve de ayrıntılara özen gösteren insanlarda sinirlilik daha fazla görülür. Egoist olan insanlarda engelleme durumunda bu tepkiyi daha çabuk verirler. Çocuklarda görülen çabuk sinirlenme durumunda ise bu sayılan nedenlerin dışında kötü rol modelleri de etkili olmaktadır.

    Çabuk sinirlenme durumunun psikiyatrik nedenler arasında depresyonda olan insanlarda strese karşı gelişen aşırı duyarlılık ya da tepkisizlik yer almaktadır. Aşırı gergin ve ya aşırı tepki durumunda kişide kronik depresyon  düşünülmelidir. Bunun yanı sıra duygu durum bozukluklarında, manik kaymalarda da çabuk sinirlenme etkisi olabilir. Alkol ve uyuşturucu bağımlılarında, kullanırken ya da bunlardan yoksun kaldıkları zamanlarda sinirlilik oluşabilir. Kişilik bozuklukları olanlarda ise sinirlilik haliyle birlikte zarar verme etkisi hakimdir. Bu kişinin kendisine ya da bir başka kişiye zarar verme şeklinde yaşanır.

    Çabuk Sinirlenme Nasıl Azaltılabilir; Kişinin nefsini terbiye etmesi Çabuk sinirliliği azaltan en önemli etkendir. İnsanların ben merkezli bakış açılı olmaları, kendilerine yönelik bir eleştiriye aşırı reaksiyon vermelerine neden olur. Kişinin kendisine haksızlık yapıldığını düşünen, etrafındakiler tarafından saygı görmediğini, sözünün dinlenmediğini düşünen kişiler en ufak sorunda bile sinirlenerek, saldırganlık tutumu içine girerler. Bu kişilerin e]]> Gücenmek https://www.psikolojik.gen.tr/gucenmek.html Fri, 30 Sep 2016 13:55:54 +0000 Gücenmek, kişinin karşısındaki bir kişinin ya da kişilerin kendisine yapmış olduğu davranış ve olaylar karşısında kırılması incinmesi durumudur. Kırılma üzülme ile benzer bir anlama da gelebilir. Gücenmek kişinin sevdik Gücenmek, kişinin karşısındaki bir kişinin ya da kişilerin kendisine yapmış olduğu davranış ve olaylar karşısında kırılması incinmesi durumudur. Kırılma üzülme ile benzer bir anlama da gelebilir. Gücenmek kişinin sevdiklerine ve tanıdığı kişilere karşı olan bir durumdur.  Kişi sevdiği insana gücenir. Onun davranışı karşısında üzüldüğünü hisseder. Bir arkadaşının ya da dostu diye bildiği bir kişinin kendisine selam vermemesi ya da arayıp sormamasina gücenebilir. Fakat tanımadığı bir kimse kendisine selam vermedi ya da aramadı diye gücenme yaşamayız.  Bu sevdiklerimize karşı olan bir durumdur. İnsan sevdiği kişilere karşı beklentiler içerisine girer ve bu nedenle istediği beklentiler gerçekleşmeyecek bu durum ortaya çıkar.  


    Gücenmek, her ne kadar incinme olsa da sevdiğine karşı da olsa karşınızdaki kişi bunu bilmediği sürece bu hatasını telafi etme şansı olmayacak ve bu durum devam edecektir. Bu durumu bu nedenle karşınızdaki kişiye anlatmalı ve yaşadığınız duyguları onunla paylaşmalı ve duygularınızı karşılıklı bir şekilde ortaya koymalısınız. Böylelikle karşılıklı olarak ilişkiniz daha iyi olacaktır .siz karşınızdakine gücenirsiniz fakat bu onu bilmez ise aynı şeylere devam eder o nedenle duygu ve düşüncelerinizi açık bir şekilde belirtmelisiniz. 
    ]]> Kavram https://www.psikolojik.gen.tr/kavram.html Fri, 30 Sep 2016 13:24:50 +0000 Kavram, Nesnelerin ve ya olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak isim altında toplayan genel tasarım olarak bilinir. Kavramlar soyut olur ve gerçek dünyada olmazlar,bir birine benzer olan düşünceler, kişileri, olayları, Kavram, Nesnelerin ve ya olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak isim altında toplayan genel tasarım olarak bilinir. Kavramlar soyut olur ve gerçek dünyada olmazlar,bir birine benzer olan düşünceler, kişileri, olayları, hareketleri ve benzeri şeyleri gurup kurmak için kullandıkları bir çeşit sınıf, sınıf ayırt etmektir. Kavram yanılmaları ise daha çok şahsi deneyimler sonunda olmuştur, bilimsel gerçeklere ve düşüncelere ters bir kelime  olması sebebi ile anlamlı öğrenmeyi engelleyici bilgiler olarak bilinirler. Kavram eski klasik mantıkta oldukça çok önem taşır, kavramlar konuşarak ifade edilirse yani dille söylenir ise bu kelimeye terim ismi verilir. Başka bir deyiş ile kavramlar nesnelerin soyut tasavvurları iken, bu kelimenin dildeki eş anlamına ise terim adı verilir, kavramlar işaret ile de ifade edilir. Bu şekilde anlaşma bazen sözlü yani konuşarak bazen ise işaret yolu ile yapılır. Bu şekilde ki işaretleri İslam mantıkçıları delalet nitelemişler ve  akli vaazı işaretler olarak 3 guruba ayırmışlardır. Her bir gurup konuşarak ya da konuşmadan yani işaretler taşıyabilir, böylelikle delaletler 6 guruba ayrılmış olurlar, işte mantığı alakadar eden yalnızca sözlü olan işaretlerdir. 

    Kavram Çeşitleri: Tek tek ele alacak olursak tümel, tekil ve tikel kavramlar eğer bir kavram bir gurubun tümüne işaret ediyor ise tümel kavramdır, yalnızca bir kişiyi işaret ediyor ise tekil kavram olarak bilinir. Eğer bir örnek verir isek kent kavramı tümel bir kavramdır, İstanbul kavramı tekil bir kavramdır. Kavramlar tek tek ele alacak olur isek tümel ya da tekil kavram olur, ama eğer kavramlar bir önermede kullanılır ise tümel ve tekil kavramlar olabilir ve ya tikel kavram da olur. Tikel kavramlar bir gurubun beli bir bölümünü işaret eder. Yine örneğin bazı kişiler ya da  bazı kentler tikel olan kavramdır. Soyut ve somut kavramlar. Kavram bir varlığa ve ya bir cismi işaret ediyor ise somut bir kavramdır,fakat örnek verecek olur isek insan, odun, taş baş kırmızı ve beyaz gibi kavramlar ise somut bir kavramdır yalnız kavram bir var oluş tarzını belirtiyor ise soyut bir kavramdır. Örnek olarak kırmızılık, beyazlık, insanlık ve sarılık gibi olan kavramlar ise soyut olan kavramdır, bu tarz da ifade edilirler. Somut kavramlar ise insan aklında bir konu içinde oluşur, soyut kavramlar ise konudan ayrılmış olur yani o konudan soyutlanmıştır.

    Öğrenme ve öğretme kavram adımları 
    • Kavram adı,
    • Özellikleri tanımlama,
    • Alakalı bilgileri toplama, analiz etme ve yorumlama, 
    • Özellikleri fark ettiren iyi ve ayırıcı edici örnekler verme, 
    • Kavramın ayırıcı olmayan özelliklerine ilişkin örnekler verme, 
    • Hipotezi değerlendiren bir kriteri kabul etme, 
    • Uygulama sırasında alakasız özellikleri ve örnekleri genişletme, 
    • Yeni örneklerin öğrenciler tarafından bilinmesi, 
    • Öğrencilerin kendi örneklerini açıklamaları istemeli, 
    • Tanımlanan özelliklerin öğrenciler tarafından açıkça ifade edilmesini sağlama.
    • Hipotez kurma,
    • Özellikleri tanımlayan iyi ve benzer örnekler verme, 
    • Verilen örneklerin kavramı ve hipotezi kapsayıp, kapsamadığını tahmin etme, 
    • Olumsuz örneklere karşı olumlu örnekler verme..
    ]]>
    Depresif Kişilik Bozukluğu https://www.psikolojik.gen.tr/depresif-kisilik-bozuklugu.html Fri, 30 Sep 2016 13:24:22 +0000 Depresif Kişilik Bozukluğu, süreğen bir gidişat gösteren, kronik bir depresyon çeşitidir. Major depresif bozukluğa göre şiddeti daha hafiftir ancak, tam kesin çözüm yolu bulunmaması ve uzun sürmesi nedeniyle hastaların günl Depresif Kişilik Bozukluğu, süreğen bir gidişat gösteren, kronik bir depresyon çeşitidir. Major depresif bozukluğa göre şiddeti daha hafiftir ancak, tam kesin çözüm yolu bulunmaması ve uzun sürmesi nedeniyle hastaların günlük yaşantısını oldukça olumsuz etkilemektedir. Bu aynı zamanda distimi olarak da bilinmektedir. Ayrıca daha eski dönemlerden beridir depresif kişilik bozuklukluğu çok çeşitli isimler ile anılmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: kronik minör depresyon, depresif nöroz, karakterolojik depresyon, kronik disfori, intermitan depresyon, nörotik depresyon vb. 

    Depresif Kişilik Bozukluğu Tanısı Nasıl Koyulmaktadır

    Depresif kişilik bozukluğu tanısının koyulabilmesi için en az 2 yıl boyunca devam eden depresyon belirtileri, yavaş ve sinsi başlangıç ve kronik gidişatlı depresyon gereklidir. Depresif kişilik bozukluğu, majör depresyon kadar şiddetli belirtiler göstermediğinden dolayı hastaların sosyal yaşamını ve günlük faaliyetlerini etkilememektedir. Kişiler enerjilerini işlerine ve ailelerine ayırırlar; ancak hobilerine ve kendilerine zaman ayırmazlar. Bu nedenle evliliklerinde çok sık sorun yaşayabilmektelerdir. Ayrıca ruh hallerindeki çökkünlüğü ve mutsuzluklarını saklamak istercesine yoğun bir şekilde çalışırlar.

    Depresif Kişilik Bozukluğu Belirtileri Nelerdir

    Depresif kişilik bozukluğunun en belirgin semptomu en az 2 yıl süren depresyon belirtilerinin yaşanmasıdır. 2 yıl boyunca hemen hemen her gün depresif bir duygu durum sürmek depresif kişilik bozukluğunun belirtisidir. Kadınlarda erkeklere göre çok daha sık görülmektedir. Bunun dışında şu belirtiler görülmektedir:
    • İçe doğru kapanma,
    • Karamsarlığa kapılma,
    • Daha önce severek yapılan faaliyetlere karşı ilgi ve alakanın azalması,
    • Düşük öz benlik saygısı,
    • Azalan öz güven, 
    • Umutsuzluk,
    • Sabah saatlerinde durgunluk görülmesi.
    Çoğunlukla hastalarda iştah, cinsellik ve uyku düzeninde bozulmalar görülmemektedir. Ancak bu gibi belirtilerin de ara ara yoğun olarak yaşanabildiği majör depresyon atakları gözlemlenebilir. Majör depresyon atağı iyileştikten sonra depresif kişilik bozukluğu semptomları devam eder. Bu gibi depresif kişilik bozukluğuna majör depresyon ataklarının eklendiği durumlara "duble depresyon" adı verilmektedir.

    Depresif Kişilik Bozukluğu Neden Görülmektedir

    Erken çocukluk ve ergenlik dönemlerinde kişinin karşılaştığı cinsel, duygusal istismarlar, tacizler, ihmaller, şiddet gibi travmalar depresif kişilik bozukluğu oluşma riskini arttırmaktadır. Ayrıca bazı araştırmalar sonucunda bazı kişilik tiplerinin ve aile ilişkilerinin de depresif kişilik bozukluğuna neden olduğu görülmüştür. Örneğin çatışmalardan kaçınma, suçlama, olumsuz olan geri bildirim beklentileri, aşırı onay beklentileri bu gibi ilişkilerin ve kişilik tiplerindendir. Bazı sağlık sorunları ve kayıplarda hastalığın oluşumunu tetiklemektedir. 

    Depresif Kişilik Bozukluğu Tedavisi Nasıl Olmalıdır

    Depresif kişilik bozukluğu tedavisine girişirken hastanın yaşadığı belirtiler, hastanın kişilik ve düşünce yapısı gibi unsurların her biri ayrı ayrı ele alınmalıdır. Depresif kişilik bozukluğu, tam anlamıyla kişilik yapısına oturan bir hastalık olduğundan dolayı, tedavisi için oldukça uzun ve zorlu bir süreçten geçilmesi gerekecektir. 

    Depresif kişilik bozukluğu tedavisi esnasında öncelikle gelecekte yaşanması muhtemel olan duygu dalgalanmaları önlenmelidir. Sosyal faaliyetler arttırılmalıdır ve sosyal ilişkiler güçlendirilmelidir.

    Bu süreçler sırasında doktorun tercihine göre düşük doz bir antidepresan tedavisi de başlanabilmektedir. Antidepresan ilaç tedavileri hastalığın belirtileri üzerinde kısa süreli düzelmeler sağlasa da, tek]]> Dinleme Türleri https://www.psikolojik.gen.tr/dinleme-turleri.html Fri, 30 Sep 2016 13:22:48 +0000 Dinleme türleri, Dinleme üzerine söylenebilecek en özlü söz “söz gümüş ise sükut altındır.” Diğer ifadesi sükut olan dinlemek ne demektir Dinleme dört temel bileşeni olan karmaşık bir süreçtir. Aslında dinleme, b Dinleme türleri, Dinleme üzerine söylenebilecek en özlü söz “söz gümüş ise sükut altındır.” Diğer ifadesi sükut olan dinlemek ne demektir Dinleme dört temel bileşeni olan karmaşık bir süreçtir. Aslında dinleme, bir beceri işidir ve bu beceri birtakım ilke ve yöntemlerle çok daha etkili bir şekilde kullanılabilir. Dinleme türleri 7 kategoride incelenebilir.  

    Dinleme türleri:

    Katılımlı dinleme: Bu dinleme türü ile dinleme sürecinde beyinde oluşan soruların konuşmayı yapan kişiye iletilerek anlatılanların daha iyi kavranması amaçlanmaktadır. Dinlenilen kişinin ve sorulan soruların konuşmayı yapana yansıtılarak konuşmacıya dinlediğini hissettirme, konuşmacının rahatlamasını ve iletişimin gerçek amacına ulaşmasını sağlar. Dinleme türlerinden olan katılımlı dinlemenin uygulanması için dinleme sırasında başka bir işle uğraşmamak ve konuşmacı ile göz temasına geçerek iletişim kurmak gereklidir. Konuşmacıdan anlatılanları açıklamasını istemek, konuşmacının ifadelerini ve hislerini geri yansıtmak, düşünce ve duygularını özetlemesini sağlamak bu uygulamada yapılacaklar temel davranışlardır. Uygun yerlerde konuşmacının sözleri özetlenmelidir. Dinleyici, konuyu daha iyi anlamayı, istekte bulunmayı veya karmaşık bir problemi çözmeyi sağlamak amacıyla da konuşmacıya soru yöneltebilir.
    Katılımsız/izleme dinleme: Bu dinleme türü ile dinleme esnasında dinleyicilerin dinledikleri şeyler üzerinde biraz düşünmelerini sağlayarak zihinsel aktivitelerini etkin kılmak amaçlanır. Dinlenilen metnin belli bir süreçten mi bahsettiği, yoksa bir tanım mı ifade ettiği belirlenir. Metnin özelliğine ve metin ile ulaşılmak istenilenlere uygun olarak beyinde “Kim, ne, nerede, ne zaman” gibi sorulara cevap bulmaları için dinleyiciler yönlendirilir.
    Not alarak dinleme/izleme: Bu dinleme türünde dinlenenlerin veya izlenenlerin daha kolay anlaşılması ve hatırlanması sağlamak amaçlanır.  Öğrencilerden dinlemenin veya izlemenin amacına göre not tutmaları istenir. Not alınırken dikkat etmeleri gereken noktalar hatırlatılır.
    Kendini konuşanın yerine koyarak dinleme: Dinleyicinin kendisini konuşmayı yapanın yerine koyarak onun ne hissettiğini, hangi tecrübeleri yansıttığını, anlaması amaçlanmaktır. Öğrencilerden dinledikleri varlık ve şahıslardan birinin yerine kendilerini koymaları, hissedilen duygu ve düşünceleri anlamaları beklenir.
    Yaratıcı dinleme/izleme: Bir diğer dinleme türü olan yaratıcı dinleme de amaç öğrencilerin dinlediklerini yorumlaması ve bunun sonucunda yeni fikirler üretmesidir. Bu yöntemin uygulaması iki şekildedir. Bunlardan ilki katılımsız dinleme diğeri ise katılımlı dinleme yani konuşmacının sözlerinin üzerine üretilen düşünceleri ifade edilir.
    Seçici dinleme: Dinlenenlerin anlatılanların içinden ilgi ve ihtiyaçlarına yönelik olan kısımların seçilerek dinlenmesidir. 2 farklı şekilde uygulanabilir. Birinci uygulama şeklinde daha önce hazırlanmış sorular dağıtılır ve dinleyicilerden bunların cevapları istenir. Diğer dinleme yönteminde ise amaç ve ilgi alanına göre sadece ilgili kısımlar dinlenir.
    Eleştirisel dinleme: Dinleme türlerinden sonuncusu olan eleştirisel dinlemede ise; Öğrencilere dinledikleri veya izledikleri şeyler hakkında soru sorma alışkanlığı kazandırarak konu hakkındaki düşünmelerini; olumlu veya olumsuz yönleriyle, tarafsız bir şekilde değerlendirmeleri sağlanarak kendi doğrularına ulaşmaları amaçlanır. Bu dinleme türünde öğrencinin konuya dair bazı soruları sorma becerisini kazanmış olması gerekmektedir. Bu sorulardan bazıları ise şu şekildedir.

    •  Konuşmacının ne amaçlamaktadır
    •  Konuşmacı konu hakkında yeterli bilgiye sahip mi
    •  Verilen bilgi güncel mi
    •  Konuyu tarafsız ele alıyor mu Eleştirileri doğru mu
    •  Alternatif çözümler sunuluyor mu
    ]]>
    Arkadaşlık https://www.psikolojik.gen.tr/arkadaslik.html Fri, 30 Sep 2016 13:22:12 +0000 Arkadaşlık: Hiç bir canlı tek başına yaşayamaz. Sosyal bir varlık olan insanlar birlikte yaşamak zorundadır. İnsana bahşedilen akıl ve konuşma yetisi kişiyi bir başka bireyle iletişime zorlar. Yaşamı boyunca insan, y Arkadaşlık: Hiç bir canlı tek başına yaşayamaz. Sosyal bir varlık olan insanlar birlikte yaşamak zorundadır. İnsana bahşedilen akıl ve konuşma yetisi kişiyi bir başka bireyle iletişime zorlar. Yaşamı boyunca insan, yalnız başına kalmayı istemez. Mutlaka çevresindeki insanlarla iletişim kurmak ister. "İstisnalar kaideyi bozmaz" tespitini hatırlatarak sosyal sorunları olan bireyler dışındakiler çevresiyle paylaşımda bulunmak arzusundadır. Birey, ailesi dışında bulunduğu ortamları birlikte paylaştığı diğer bireylerle iletişime geçerek duygu ve düşüncelerini paylaşmak ister. Birey, ailesi dışında akranları ile birlikte zaman geçirmek, beraber çalışmak, beraber eğlenmek, beraber mutlu olmak, beraber üzüntüleri paylaşmak kısacası her şeyini paylaşmak ister. Bireyin çevresindeki akranı olan ve paylaşımlar yaşadığı diğer bireyleri arkadaş olarak adlandırıyoruz. Birey için arkadaş aile fertlerinden sonra gelen insandır.

    Birey, yaşamı boyunca ailesi ile bile paylaşmadığı bir çok sorunlarını, beklentilerini, yaşamla ilintili bir çok meseleyi arkadaşıyla paylaşır. Bazen arkadaş, kardeşten önde gelir. Bu kadar önem verdiğimiz bireyler arasındaki arkadaşlık ya da eskilerin dediği dostluk bağı ne kadar samimi, ne kadar saygılı olursa o kadar uzun olur.

    Bireyler arasında güven ve samimiyet varsa arkadaşlık var demektir. Arkadaşının güvenini sarsacak fiillerde bulunmak, saygısızca davranmak aralarındaki arkadaşlığın sonunu getirir. Güvenin ve samimiyetin ortadan kalktığı ortamda bireyler arasında ilişki devam ediyorsa o artık arkadaşlık değil menfaat ilişkisidir. Güven, sadece arkadaşlık ilişkilerinde değil tüm insanlar arasında da önemlidir. Güven, insanlar arasındaki bir birleriyle ilgili paylaşımların üçüncü şahıslara aktarılmamasıyla ifade edilebilir. Güvenin olmadığı ilişkiler arkadaşlık olarak görülmezler.
    "Dost kötü günde belli olur" atasözü arkadaşının kötü gün diye tabir edilen günlerinde, onun kederini paylaşmak, ona destek olmak, onun varsa ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak arkadaşlık gereğidir. İnsanların her daim mutlu ve huzurlu olması beklenemez. Yaşamın her anında bir çok kez elem verici hadiseler yaşanır. İşte o günlerde birey yanında kendisine maddi ve manevi destek olacak birilerini arar. Aradığı ailesinden sonra arkadaşlarıdır.

    "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" atasözü arkadaşlar arasındaki ilişkiyi bize anlatmaktadır. Aile bireylerini seçemeyiz; ama arkadaşımızı seçebiliriz. Arkadaş seçimi manavdan meyve seçer gibi görünüşleriyle değil paylaşımlar sonucu ortaya çıkar. Birey kendisine, saygı duyan, güvenilir, iyi ve kötü günde kendisine destek olan kişiyi arkadaş olarak seçerse isabetli olur. Her merhaba dediğimiz birey gerçek arkadaş değildir.
    ]]>
    Katatonik https://www.psikolojik.gen.tr/katatonik.html Fri, 30 Sep 2016 13:19:34 +0000 Katatonik, motor sinir sisteminde oluşan bir bozukluk olarak tabir edilir. Bu motor sinir sistemi hastalığı DSM 4 hastalığı teşhis edilinceye kadar şizofreninin bir parçası olarak görülmüştür. Katatonik hastalığ Katatonik, motor sinir sisteminde oluşan bir bozukluk olarak tabir edilir. Bu motor sinir sistemi hastalığı DSM 4 hastalığı teşhis edilinceye kadar şizofreninin bir parçası olarak görülmüştür. Katatonik hastalığına bu isim veren psikolog Karl Ludwig Kahlbaum’dır. Karl Ludwig Kahlbaum ilk kez 1874 yılında bu hastalığı teşhis etmiştir. 1874 yılından önce bu hastalık şizofreninin bir çeşidi olarak görülüyordu ancak bu yıldan sonra başka hastalıklarda da bu tanı konulmaya başladı.

    Katatonik hastasının en büyük belirtisi kaslarda oluşan katılık ve katatonik hastanın bir yerde hiç hareket etmeden ya da kıpırdamadan kalmasıdır. Katatonik hastanın olduğu yerde kaskatı kalmasının dışında birde bu hastalarının el ayak gibi herhangi bir organını oynattığınızda balmumu gibi organlarını eğip bükebildiğinizi fark edersiniz. Katatonik hastasının el ya da ayak gibi organlarını ne şekilde bükerseniz ya da şekil verilseniz o pozisyonda ya da o şekilde günlerce kaskatı şekilde kalabilir. Bu duruma tıp dilinde posturing denir. Ayrıca katatonik hastaları anlamsız ve de tekrarlayıcı birçok mimik yaparlar bu mimikler saçma ya da biraz gariptir. Bu duruma da tıp terminolojisinde manyerizm denir. Bu hastalar belirli bazı garip davranışları sürekli tekrar etme eğilimindedir. Yine katatonik hastalarda bazı emirler çok saçma dahi olsa koşulsuz uyma ya de söylenen sözlere veya verilen emirlere tamamen karşı gelme gibi bazı davranışlar gözlenir.

    Katatonik hastalarının bir şeyi yapmak ya da yapmamak için gösterilen karar verme iradesi güçleşmiştir. Mesela bir katatonik hastasının bir kapıda uzun bir süredir geçme ve çıkma hareketi yaptığını gözlemleyebilirsiniz. Bu duruma tıp terminolojisinde ambitendensi denir. Katatonik hastası aslında bu gibi bir durumda iki eyleme de eğilimi vardır. katatonik hasta hem kapıdan geçip içeri girmek istiyordur, hem de kapıdan geçip içeri girmek istemiyordur. Sanki hasta aynı anda bir davranışı gerçekleştirmek istiyordur, hem de bu davranışı hiç yapmak istemiyordur. Yani bazı durumlarda iradesini hangi yönde kullanacağını bilmiyordur. Bazı durumlarda ambitendensi yani bir eylemi hem yapmak hem de yapmamak isteği çok baskındır. İste katatonik hastalar böyle bir dilemmada kaldıkları bazı durumlarda oldukları yerde aynı pozisyonda kaskatı dururlar ve bu durum günler hatta aylar sürebilir.

    Katatonik hastalarda görülen bir diğer belirti ise tıpta ekolali olarak tabir edilen bir davranış bozukluğudur. Ekolali görülen katatonik hastalarda birinin söylediği bir sözü ve de sözleri hemen tekrar etme gösterir. Katatonik hastanın başka bir kişinin yaptığı bir hareketi hemen yapmasına ise ekopraksi denir. Bu hastalar herhangi bir kişinin mesela su içme hareketini görüp hiç sorgulamadan bu hareketi defaten yapabilir.  

    Katatonik hastaları bazen de çok uzun süre susarlar. Mutizim denen bu susma durumu normal insanlarda görülen susma gibi değildir. katatonik hastalarının bu şekilde sessiz kalmasında bir tuhaflık sezilir. Katatonik hasta kişilerin sorduğu hiçbir soruya veyahut davranışa bir cevap vermezler. Hatta ve hatta tepki bile vermezler. Bu gibi durumlarda kaldıklarında katatonik hastalarda bu dünya ya da çevresi hiç yokmuş gibi davranırlar.

    Ayrıca bu katatonik hastalar olduğu yerde dona kaldıklarında ya da suskun şekilde uzun süre kaldıktan sonra aniden aşırı öfkelenme, aşırı hareketlenme ya da şaşkınlıkla karışık davranışlar sergileyebilirler.

    ]]>
    Başarısızlık https://www.psikolojik.gen.tr/basarisizlik.html Fri, 30 Sep 2016 13:18:21 +0000 Başarısızlık, Yapılan bir işten o işin neticesinde alınması gereken sonucu alamamak ya da bir işte amaca, hedefe ulaşamamak başarısızlık olarak adlandırılır. Mesela bir öğrenci sene sonunda derslerini geçemezse
    Başarısızlık, Yapılan bir işten o işin neticesinde alınması gereken sonucu alamamak ya da bir işte amaca, hedefe ulaşamamak başarısızlık olarak adlandırılır. Mesela bir öğrenci sene sonunda derslerini geçemezse başarısız olarak kabul edilir. Sınavlarda belli bir notun altında not alanlar o sınavda başarısız olmuştur. 

    Başarısızlık sebepleri

    Başarısızlığın sebepleriyle ilgili Ali Fuat Başgil, Gençlerle Başbaşa isimli kitabında tembellik ve kötü arkadaşı başarısızlığın iki sebebi olarak belirtmiştir. Yazar bu kitapta ayrıca başarısızlığın önüne geçmek için güzel tavsiyelerde bulunuyor. Başarısız olmamak için diğer bir deyişle başarılı olmak için çalışmamız çaba sarfetmemiz gerekiyor. Biz üzerimize düşeni yaptıktan sonra Allah isterse başarılı oluruz. Neticeler Allah'ın elindedir. Sebepleri yaratan da Allah'dır. Sebeplere riayet etmek fiili duadır.

    Başarısızlığın diğer bir sebebi kötü arkadaştır. Kimi insan vardır insanı iyiliğe davet eder bunlar iyi arkadaştır, kimisi de kötülüğe davet eder bunlardan uzak durmamız gerekir. Bu kötü arkadaşlar bir nevi ağustos böceği karınca hikayesindeki ağustos böceği rolü oynarlar. Çalışanı hor görürler. Hatta kötü arkadaşlar okulda çalışanlara inek gibi kötü lakap takarak kendilerini belli ederler. Bu tarz insanlar kendileri 90 dakika futbol maçı izlemek gibi ne dünyaya ne de ahirete faydası olmayan  işlerle uğraşabildikleri gibi başkalarını da böyle boş işlerle uğraşmaya davet edebilirler. Başarısız olmanın nedenleri arasında bu tarz kötü insanlarla arkadaşlık yapmak olabildiği gibi iyi insanlarla arkadaşlık yapmak başarısız olmamak için sebepler dairesinde vesile olabilir.

    İnsanları işlerini yaparken bir amaçları vardır girerken bir amacı vardır başarılı olmak isterler ve insanların dünyaya gelişinin bir amacı vardır Allah'a kulluk, ibadet etmek. İnsanları başarısız olmaya sevk eden kötü arkadaşlara karşı dikkatli olamamız gerektiği gibi insanı asıl dünyaya geliş amacını gerçekleştirmemesi için uğraşan şeytana karşı da dikkatli olmamız gerekir. Onunla arkadaşlık yapmamız gerekir.

    Yukarıda başarısızlık sebepleri olan tembellik ve kötü arkadaştan bahsettim. Başarılı olmak için de çalışmaktan ve kötü arkadaştan sakınmanın gerekliliğinden bahsettim. Başarısız olmamak için gayret etmeliyiz. Gayret bizden tevfik Allah'tandır.
    ]]>
    Atipik Psikoz https://www.psikolojik.gen.tr/atipik-psikoz.html Fri, 30 Sep 2016 13:14:17 +0000 Atipik Psikoz, şizofren, bipolar, paranoid bozukluk, şizofreniform bozukluk, şizoaffektif bozukluk ya da kısa reaktif psikoz gibi herhangi bir psikolojik tanı konulamayan, herhangi bir hastalık grubuna dahil edilemeyen, kendine öz Atipik Psikoz, şizofren, bipolar, paranoid bozukluk, şizofreniform bozukluk, şizoaffektif bozukluk ya da kısa reaktif psikoz gibi herhangi bir psikolojik tanı konulamayan, herhangi bir hastalık grubuna dahil edilemeyen, kendine özgü bazı özellikleri olan psikoz vakalara verilen addır. Yani özetle tipik özellikler sergilemeyen psikolojik bir tablodur. Örnek verilecek olursa kadınların aybaşlarında ya da doğum sonrasında yaşadığı geçici birtakım psikoz durumlar Atipik psikoz olarak adlandırılır.

    Atipik psikoz vakalar her insanda görülebilir. Özellikle bireyler ergenlik dönemindeyken, ergenliğin getirdiği bazı etkiler yüzünden hiçbir psikolojik hastalık sınıfına girmeyen bazı atipik psikozlar yaşayabilir ya da yaşarlar. Şimdi bu yazımızda çok nadir olarak karşılaşılan, kendine özgü bir adı bile olan, tarihsel öneme sahip olan bazı atipik psikotik hastalıklardan bahsedeceğiz.

    Otoskopik Psikoz

    Atipik psikoz hastalıklardan biri olarak değerlendirilen otoskopik psikoz, hastanın kendi vücudunu ya da eli, ayağı gibi vücudunun bir parçasını sanki karşısında görüyormuş gibi algılamasıdır. Kişinin karşısında ya da yanında ondan ayrı bir şekilde gördüğü bu görüntü genellik renksiz ve de saydamdır. Ancak kişi karşısında kendisinden bir parça ya da vücudunun tamamını belirgin bir şekilde görür ya da algılar. Hastanın gördüğü bu görüntü daha önce herhangi bir belirti olmadan aniden karşısına çıkar ve de hasta bu algıladığı görüntüsünün kendisini taklit ettiğini görür. Bu hastalık görselin yanında işitme gibi ya da başka bir duyu ile ilgili olarak da ortaya çıkar. Bu hastalıkta kişi durumun bir yanlış algılama meselesi olduğunu algılayabilir ancak durumu üzüntüyle ya da şaşkınlık ile karşılamaktan başka yapabileceği bir şey yoktur.

    Capgras Sendromu

    Bu atipik psikoz bozukluk şizofreniye biraz benzer. Bu atipik psikozda hasta, şizofreni de olduğu gibi olmayan kişiler görmek yerine, gördüğü gerçek kişilerin aslında kendileri olmadığına, başka insanların bu kişilerin yerine geçtiğine inanır. Mesela hasta annesinin aslında o olmadığına ajan gibi birisinin annesini kaçırıp onun yerine geçtiğine inanır.

    Fregoli (Bin bir Surat) Sendromu

    Bu atipik psikozda ise kişi kendisine kötülük yapacak birisi olduğuna inanır. Bu kendisine kötülük yapacak kişinin de sanki değişik yüzler takıp yanına yaklaşmaya çalışacağını zanneder. Bu sendromu yaşayan kişi mesela kardeşini, kardeşinin maskesini takıp onu öldürmeye gelen düşmanı ya da bir FBI ajanı zanneder. Kişi bu düşmanının ayrıca sürekli maske değiştirip başka kişiler kılığında karşısına çıktığına inanır. Bu atipik psikoz hastaları kişilere bu yüzden zarar verebilirler.

    Cotard Sendromu

    Bu atipik psikozda ise hasta nihilist sanrılı bazı düşüncelere kapılır. Hasta sadece toplumda oluşturduğu yerine ya da gücünü kaybettiğini yok olduğunu düşünmekten ziyade kalp, dalak, göz ya da el gibi bütün organları ya da bütün vücudunun yok olduğunu ya da yitirdiğini düşünür. Bu atipik psikoz ölümsüzlük sanrıları da getirebilir. Bu sendrom genellikle depresif veyahut şizofrenik bir epizodun hemen öncesinde görülür. Genelde bir iki gün ya da birkaç hafta sonra geçer.

    ]]>
    Egoist https://www.psikolojik.gen.tr/egoist.html Fri, 30 Sep 2016 13:12:29 +0000 Egoist: İnsanların çoğunluğu egoist olduğunun farkında bile olmazken bazı insanlar egolarını yenmek isteyebilir ve bu kötü huylarından kurtulmak için çaba sarf edebilirler. Çünkü egoist insanlar kendilerini herkesten ü Egoist: İnsanların çoğunluğu egoist olduğunun farkında bile olmazken bazı insanlar egolarını yenmek isteyebilir ve bu kötü huylarından kurtulmak için çaba sarf edebilirler. Çünkü egoist insanlar kendilerini herkesten üstün düşündükleri için kendi yaptıklarını överler. Ben şöyle yaptım, böyle yapacağım,benim böyle özelliklerim var gibi her konuda kendisini ön plana çıkarırlar ve bu sebepten dolayı çevresindeki insanlar zamanla uzaklaşır ve tek başlarına kalırlar. İnsanlar sürekli birinin yaptıklarını, yapacaklarını, özelliklerini duymaktan sıkılır ve aşağılanmış gibi bir duruma maruz kaldıklarını hissederler. Bu da insanın uzaklaşması için gayet kabul edilir bir sebeptir. Ego yani kendini beğenmişlik çevrenin etkisiyle de oluşabilir. Etrafınızdaki insanlar sizi sürekli  överek, anlatarak, toz kondurmayarak bahsediyorsa bu sizde ego oluşmasına neden olur. Egoist insanlar aynaya baktıkları zaman kendilerine, kendimi seviyorum, kendime saygı duyuyorum diyerek egoistliğin kötü bir şey olmadığını kendilerinin gerçekten herkesten üstün olduklarına inandırma çabasına girebilirler. Ama kendine saygı duyan birey, insanların eşit olduğunun da bilincinde olmalıdır. Bu durumda ego, insanın kendine saygı ve sevgi duyması değil, kendini başkalarından üstün görme duygusudur. 

    Egoist:Egoist insanlar, olabildiğince gururlu, öfkeli, kindar ve kibirli olurlar. Kendilerinin bir eşi benzeri daha olmadığına inanırlar. Kurmuş olduğu ben merkezli dünyasında kimseyi sevmez, başkaları hakkında konuşmaya gelemez, başka insanları görmez, kendi dışındaki bütün insanları iyi olarak anlatmazlar. Ukala olurlar ve kendini her zaman daha iyisine layık bulma durumu vardır. Konuşmaya ben kelimesi ile başlayan birini duyduğunuzda oradan kaçın! Cümlelere ”Ben…” ile başlamak büyük bir egoistlik göstergesidir. Ben böyleyim,ben bunu aldım, ben şöyleyim, ben onu istiyorum, ben öyle istedim, gibi cümleler egoist olduğunuzun delili niteliğini taşır. Egoist insan, dünyayı kendi etrafında dönüyormuş sanıp, sanki her şey onun için yaratılmış gibi insanlara yüksekten bakar. Egoist insanlar, her şeyi kendi çıkarı doğrultusunda yapar. Kişi kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek, kendi çıkarlarını bütün insanlardan daha üstün ve önemli görür. Bu şekilde egosunu tatmin etme çabası içerisine girerler. Oysa bu şekilde kendini toplumdan soyutlar ve ben merkezli dünyalarında tek başlarına yaşamaya mahkum olurlar..

    Ego Nasıl Aşılır İnsanın egosunu tamamen ortadan kaldırması biraz zor da olsa çaba sarf etmesi gereken bir durumdur. Egodan kurtulmak için ”Ben” kelimesini olabildiğince az kullanmak, dünyada kendinden başka insanlarında olduğunu bilmek.Konuşmaya başlarken  ”Ben” kelimesi yerine ”Sen” kelimesi kullanmak. Yaptıklarınızı her şeyin kendi çıkarınızı korumak için değil, topluma yararı olması için yapmalısınız.Karşıdaki insanların sizden farklı olmadığını göz önünde bulundurarak onları aşağılayıcı davranışlardan ve hareketlerden kaçınmalı, ona göre davranmalısınız. Unutmayın ki… Ego insanı yüceltmez, küçültür. 
    ]]> Bir İnsanın Ruhsal Gücü https://www.psikolojik.gen.tr/bir-insanin-ruhsal-gucu.html Fri, 30 Sep 2016 13:11:19 +0000 Bir insanın ruhsal gücü, hayata bakış açısı ve manevi durumu ile bağlantılıdır. İnsanın ruhsal gücü dendiğinde belki ilk akla gelen psişik yetenekler olacaktır. Ancak tam olarak böyle olmadığını düşünüyorum. Bir insanın ruhsal gücü, hayata bakış açısı ve manevi durumu ile bağlantılıdır. İnsanın ruhsal gücü dendiğinde belki ilk akla gelen psişik yetenekler olacaktır. Ancak tam olarak böyle olmadığını düşünüyorum. Evet psişik güç insanın soyut olarak, farkında olarak yada olmayarak başına gelen doğaüstü olaylar ile bağlantılı olabilir. Ama esas mesele bu değil. Vücut geliştirme yapan bir kişi kas zamanla kas kütlesini artırmakta ve bu sayede daha ağır hareketler yapabilmektedir. Bu insanın beden gücü olmuş oluyor. Ne kadar kaslı isen o kadar güçlüsün. Yada fiziki güç gerektiren bir mesleğe küçük yaşta başlamış bir kişi büyüdükçe o işe karşı olan fiziki gücü de artmaktadır. Bu benzeri insanlar fiziki olarak güçlenmiş diyebilir. Peki bu açıdan baktığımızda bir insanın ruhsal gücü nedir Şimdi onu ele alalım.

    Ruhsal güç yada manevi güç
    Bazı insanlar görmüşsünüzdür hayatta yada aile bireyleri içerisinde, ne kadar zorluk olursa olsun hep gülümsemeyi başarabilen. Sizin sinirlenip tepki verilmesi gerektiğini düşündüğünüz bir olay karşısında geçip gidebilen yada sessiz kalabilen. İşte bir insanın ruhsal gücü burada devreye girebilmektedir. Size sürekli bağıran birine karşı siz tepkisiz kalırsanız yada sakin şekilde cevap verirseniz, karşı taraf daha çok sinirlenecek yada susup gidecektir. O öfkesinde yanarken, siz dingin sularınızda yüzüyor olacaksınız. Bu sadece insanlar arasında değil iş hayatında da karşımıza çıkar. Yoğun geçen bir iş günü içerisinde panik yapmadan oluşan strese gülümseyebilmek bir insanın ruhsal gücü ile bağlantılıdır. Bu gücün gelişmesi için hayatı ve yaratılış gayemizi tam olarak idrak edebilmek gerekir. 

    Ağırlık aletleri nasıl kasların gelişmesine yardımcı oluyorsa, inançta bir insanın ruhsal gücünün gelişmesine yardımcı olmaktadır. Bizde buna ruh geliştirme diyelim. Dünyada bir çok ülkede insanlar manevi olarak çökmüş durumda. Çok zengin ülkelerin nesilleri yada parasal olarak güçlü olan insanların çoğu ruhsal olarak çöküş içerisindeler. Bu nedenle sürekli bir arayıştalar. Dünyada para ile birçok şeyi elde edebildikten sonra tatmin olmak için hep bir üstünü aramaktadırlar. Ancak bu arayışın sonu yok. Uyuşturucuya eğilim ardından şiddete eğilim tamamen insanın ruhsal gücünün zayıf olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak inanarak ve dua ederek yaşamı kavrayan bir insana bütün varlıklar yada yokluklar hayal olarak gelmektedir. Sanki projektöre yansıyan bir film gibi. Biten bir filmin sonunda güzel bir filmdi diyebilmek bir insanın ruhsal gücünü oluşturan. İşte bütün bunları idrak edebilmek bizi ayakta tutar. Ruh ve sinir hastalıkları hastahanesi ismi bu gerçeğe çok yakın değil mi Ruhun hastalanması. İyi bakılmayan bir bedenin virüslere yenik düşerek hastalanması. Güçlü olmayan bir maneviyatın sonunda ruhun yenik düşerek hastalanması. Hayat her şeye açıktır. Başımızı şu yada bu gelebilir. Her şey insanlar için. O yüzden ruhunuz gardını asla düşürmeyin. Yoksa sürekli hayattan yumruk yersiniz. Hayat boyu güçlü olmanız dileğiyle. Ruhunuza iyi bakın. 
    ]]>
    Cinsiyet Değiştirme https://www.psikolojik.gen.tr/cinsiyet-degistirme.html Sun, 28 Sep 2014 06:14:44 +0000 Cinsiyet Değiştirme, Erkeğin kadın olma, kadının erkek olma, haline cinsiyet değiştirme "günahtır" veya "günah değildir" Bu asla söylenemez. Bunu yalnız Allah(c.c.) bilir. Allah(c.c Cinsiyet Değiştirme, Erkeğin kadın olma, kadının erkek olma, haline cinsiyet değiştirme "günahtır" veya "günah değildir" Bu asla söylenemez. Bunu yalnız Allah(c.c.) bilir. Allah(c.c.) insanı yaratırken kadın ve erkek olarak yarattı. Kadın bedeninde doğan bir kişinin erkek olma isteği genelde psikolojik bir durum değildir. Bu bir süre sonra istekle oluşan bir şey değil bir zorunluluktur. Doğduğu bedende yaşamayı herkes gibi cinsiyet değiştirme hususunda kişilerde bunu isterdi, zira yapabilselerdi. Buradaki konu Peygamber efendimiz (s.a.s.) de birçok hadis-i şerifleriyle kadınları erkekleşmeye çalışmaktan, erkekleri de ne suretle olursa olsun kadınlara benzeme gayretinden çok sert ifadelerle bu konu üzerinde hadislerden bazıları şu şekildedir; Üç kişi vardır, kıyamet günü Allah onlara nazar etmez; "Anne ve babasının hukukuna riayet etmeyen kimse, erkekleşen kadın ve deyyus kimse. Allah, erkeklere benzeyen kadınlara, kadınlara benzeyen erkeklere lanet etsin. Allah'ın yaratışından nefret ederek kadınlara benzeyenlere Allah'ın öfkesi şiddetlidir. Kadın elbisesini giyen erkekle, erkek elbisesini giyen kadına lanet etti." İbni Abbas anlatıyor ki; "Resulullah (s.a.s) erkeklerden kadınlaşanlara, kadınlardan da erkekleşenlere lanet etti ve; "Onları evlerinizden çıkarın!" şeklinde ferman buyurdu." Dolayısıyla örfü de, yasaklanmayı da, göz önünde tutarak her iki cinsin, kendileri olarak kalmaları Allah'ın ve Resulünün razı olduğu haldir.

    Cinsiyet değiştirme ameliyatı ve aşamaları; Cinsiyet değiştirme ameliyatı, kadından erkeğe veya erkekten kadına dönüşmek için yapılan tıbbi bir uygulamadır. Ameliyatın yapılabilmesi için hastane, komisyon raporları, mahkeme kararı olması gerekmektedir. Cinsiyet değiştirme ameliyatı öncesi erkeklere epilasyon tedavileri ve hormon terapileri uygulanmaktadır. Kadınlar için de önce bir kaç ameliyat uygulanır ve sonrasında hormon terapisi ve cinsel organ yapımı işlevine başlanır. Erkek olarak doğan hastaların kadın olma istekleri üzerine ameliyat öncesi bazı uygulanan epilasyon tedavisi ve hormon terapisi uygulanır. Daha sonra genital organ ameliyatına başlanır ve bu ameliyatı izleyen bir sürü cerrahi müdahale işlevi takip eder. Kadınlarda ise önce yumurtalıklar alınır, ardından meme ameliyatı yapılır ve sonrasında hormon terapisi uygulanarak penis için gereken tedaviler yapılmaya başlanır. Erkek cinsiyetine sahip olmak isteyen kadınlara yapılacak olan penis için iki yöntem kullanılır. Bunların ön kol derisiyle veya bacaktaki ince kemik üzerindeki deriyle yapılan protezlerdir. Bu ameliyat, penisi oluşturacak flapların hazırlanması, yeni bir idrar yolu oluşturulması ve alt yüzden görünüm gibi evrelerden oluşmasıdır. Kadın cinsiyetine geçmek isteyen erkeklere yapılan ameliyatlarda penis derisi dipten çepeçevre kesilerek eldiven parmağı gibi yüzülür ve çıkartılır. Derisiz kalan penisteki süngersi, kavernoz dokular iki yana kasık derisi altına gömülür. Böylece vulvanın büyük dudakları gibi kabarıklık sağlanır. Zaten erkekten kadına dönüşümde organlardan gelen uyarılarla orgazm devam ediyor.

    Cinsiyet Değiştirmep>Kadınlıktan erkekliğe geçiş süresi; Penis yapımı olarak en zor cerrahi işlemdir. Olmayan bir organı inşa etmek ve söz konusu bu organa fonksiyonellik kazandırılması açısından en zor ve kapsamlı ameliyat türüdür. Erkeklikten kadına cinsiyet değiştirme ameliyatı ile yüzün kadınsı özelliklerini taşıması amaçlı elmacık kemiklere, çeneye, çene ucuna, alına, alın ve saç çizgisine, kaslara, buruna gerekli bir dizi cerrahi işlemler uygulanır. Sonrasında saç ekimine, meme ve kalça protezine, bel inceltilmesine, uygulamaları bu işlemde gereklidir. Gırtlak kartilajının küçültülmesi ve ses değişikliği de cinsiyet değiştirme işlemi sırasında uygulanacak cerrahi işlemler arasına girer. Cinsel organ ise, 2 seansta dönüştürülür. Kadınlıktan erkeğe dönüşüm ameliyatı, yüzün erkekleştirilmesi için de bir sür]]>
    Lezbiyenlik https://www.psikolojik.gen.tr/lezbiyenlik.html Fri, 12 Sep 2014 12:00:01 +0000 Lezbiyenlik olarak da bilinen bir kadının başka bir kadına ilgi duyması durumu, genellikte toplum içerisinde "anormal" olarak nitelendirilmektedir. Özellikle Müslüman ülkelerde, eşcinsel ilişkiler son derece olumsuz karşılandığı Lezbiyenlik olarak da bilinen bir kadının başka bir kadına ilgi duyması durumu, genellikte toplum içerisinde "anormal" olarak nitelendirilmektedir. Özellikle Müslüman ülkelerde, eşcinsel ilişkiler son derece olumsuz karşılandığı gibi, Şeriat sisteminin uygulandığı ülkelerde ölüm ya da tecavüz gibi cezalar ile sonuçlandırılmaktadır. Eşcinsellik, tarihsel bakımdan incelendiğinde oldukça eski dönemlere dayanır. İlk medeniyetlerde dahi, kadın erkek ilişkisi (heteroseksüel ilişki) yaygın olmasına karşın, eşcinsel ilişkiler birçok toplumda sıklıkla yaşanmış ve genellikle kabul görmüştür. 


    Lezbiyenlik Nedir
    Bir kadının, başka bir kadına -bir diğer deyişle hemcinsine- ilgi duyması eşcinsellik ya da lezbiyenlik olarak adlandırılmaktadır. Lezbiyenlik yalnızca cinsel ilişkiden kaynaklanan bir durum olmadığı gibi, duygusal ilişki ile cinsel ilişkiyi kapsamaktadır. Kendini lezbiyen olarak tanımlayan kadınlar, hemcinsleri ile hem duygusal anlamda, hem de cinsel anlamda beraberlik yaşamakta ya da yaşamak istemektedir. 

    Eşcinsellerin Dışlanması
    Eşcinselliğin yani gey, lezbiyen, transseksüel, biseksüel ya da uniseksüellerin dışlanması ve anormal olarak değerlendirilmesi, kutsal dinlerin kabulü ile birlikte yaygınlaşmıştır. Zira dünya nüfusunun büyük bölümü tarafından kabul gören dört büyük din de, kadın erkek ilişkisinin kutsallığına dikkat çekmiş ve evlilik kavramına vurgu yapmıştır. Bunun yanı sıra geylik ya da lezbiyenlik olarak adlandırılan hemcinslerin duygusal ve cinsel ilişki yaşamaları, insan doğasına aykırı bulunduğu için de reddedilmiştir. Bunun sebebi, hemcinslerin ilişkilerinden çocuk sahibi olamamalarıdır. 

    Lezbiyenlik
    Lezbiyenlik Hastalık mıdır
    Eşcinsellik toplum tarafından ne kadar dışlanırsa dışlansın, tarihin tüm süreçlerinde olduğu gibi, günümüzde de bir toplum gerçeği olmayı sürdürmektedir. Buna karşın bilim adamları tarafından birçok çalışma yapılmakta ve kadın ya da erkeklerin niçin hemcinslerine ilgi duyduğunu açıklamaya çalışmaktadır. Yapılan bazı bilimsel çalışmalar, eşcinsellerin beynindeki bir bölgede değişiklik olduğunu iddia etmiş olsa da bunlardan hiçbiri kanıtlanamamıştır. Bununla birlikte, hiçbir bilim çevresi, lezbiyenlik, biseksüellik ya da geyliği hastalık olarak tanımlamamaktadır. Buradan da anlaşılacağı üzere, lezbiyenlik ya da eşcinsellik; psikolojik ya da mental bir hastalık değildir. Ancak bazı toplumlarda bu şekilde bir algı yaratılarak, eşcinsellerin dışlanması teşvik edilmektedir. 

    Lezbiyenlik ve Evlilik
    Lezbiyenlik Hindistan gibi gelişmemiş ülkelerde, anlaşılamayan ve bu nedenle dışlanan bir kavram olduğu gibi, cezası da oldukça ağırdır. Hindistan'daki lezbiyenler, duygusal ya da cinsel eğilimlerinin öğrenilmesi durumunda, tecavüze maruz kalmakta ve bu ceza devlet tarafından meşrulaştırılmaktadır. Uluslararası Af Örgütü ve kadın örgütleri, bu konuda çalışmalar yaparak, Hindistan'ı kınamakta ve bu cezaların (!) bir an önce son bulmasını istemektedir. Hindistan, Suriye, Irak gibi gelişmemiş ya da Şeriat ile yönetilen ülkelerde durum böyleyken, birçok Avrupa ülkesi ve Amerika'nın birçok eyaleti eşcinselliği tanımakta ve lezbiyen evliliklerin yapılmasına izin vermektedir. Eşcinsel evliliklere izin veren ülkelerin sayısı her geçen gün arttığı gibi, lezbiyenlik de birçok toplum tarafından tanınan bir durum olmaya devam etmektedir. 
    ]]>
    Psikodrama https://www.psikolojik.gen.tr/psikodrama.html Tue, 26 Aug 2014 06:17:40 +0000 Psikodrama, psikolojik tedavide tiyatroyu kullanan bir tekniktir. Bu teknik 20. yüzyılda Jacob Levy Moreno tarafından geliştirilmiştir. Kişinin grup içinde iyileştirilmesini hedef alan bir grup psikoterapi yönteminden olu Psikodrama, psikolojik tedavide tiyatroyu kullanan bir tekniktir. Bu teknik 20. yüzyılda Jacob Levy Moreno tarafından geliştirilmiştir. Kişinin grup içinde iyileştirilmesini hedef alan bir grup psikoterapi yönteminden oluşmaktadır. Yaratıcılık, spontanlık ve eylem dinamiklerini hedef alır. İnsanların ilişkilerini, bu ilişkide yaşanan sorunları, çatışmaları, kendi iç dünyalarını spontan bir şekilde oyunun içinde rol alıp incelemelerini ve farkındalığına ulaşmalarını sağlamayı amaçlar. Psikodrama Moreno'nun tabiriyle gerçeğin yeni baştan canlandırılmasıdır. Psikolojik bozuklukların rol kuramı içinde ele alınmasıdır. Bu teknik gerçeğin dramatizasyonla birlikte yeniden keşfedilmesini hedefler. Bu grup psikoterapilerinin yaşama yakın olan türüdür. Buradaki eylem yaşama yakınlığı sağlayıcı psikodramanın ayırıcı gücüdür. Sorunun gerçek yönleriyle ele alınması, sorgulanması ve sahneye koyulması psikodramanın temelini oluşturur.

    Psikodramanın unsurları nelerdir

    • Sahne: Ele alınmış olan konunun sahnelendiği yerdir.
    • Protogonist: Oyunu oynanan ve üzerinde çalışılan kişidir.
    • Yönetici: Psikodrama oturumunu yöneten kişidir.
    • Yardımcı egolar: Konunun sahnelenmeden önce protogonistin diğer grup üyeleri arasından seçtiği kendi konusunu oynayacak kişilerdir. 
    • Grup: Grubu oluşturan üyelerdir.

    Psikodramada kullanılan teknikler nelerdir

    • Eşleme: Lider yada grup üyeleri tarafından protogoniste ait olan duygu ve düşünceleri onun ağzından söyleme
    • Rol değiştirme: Protogonist ele alınmış konuyla ilgili olan rollere teker teker girip, o rolün yerini alır
    • Ayna: Protogonist sahnede ele alınmış olan konuyu dıştan gözlemler

    PsikodramaPsikodrama safhaları nelerdir

    • Isınma: Protogonistin ve grubun yapılan çalışmaya hazır ve istekli olması 
    • Oyun: Çalışmanın yapılması
    • Paylaşım: Çalışma sonunda tüm üyelerin bir araya gelip yapılan çalışmayla ilgili geri bildirimde bulunması

    Psikodrama teknikleri karşılaştırma teknikleri, aksiyon metotları, tiyatro oyunları, geliştirme oyunları, sözsüz alıştırmalar olarak kullanılmaktadır. Bunlar Moreno tarafından geliştirilmiştir. Daha sonra psikosentez, yönlendirilmiş fantezi, duyumsal uyanıklık, yaratıcı drama gibi alanlardan uyarılmış yeni fikirlerle bunlar geliştirilmeye devam edilmektedir. Protogonistten sonra gelen en önemli kişi çoğunlukla eşi ya da çatışma halindeki kişi antogonisttir. Yöneticiye yardımcı olan kişi koterapisttir. Psikodrama duygusal sorun çözümünü içeren protogonist merkezli oyun şeklidir. Çoğunlukla derin duygusal yaşantılara gidiş vardır.  

    Psikodrama neye yarar

    Bu teknik kişilerin yaşadığı sorunların tekrardan ele alınarak sorgulama ve sahneleme biçimidir. Grup üyeleri sahneleme yoluyla geçmiş ve şimdiyle ilgili olan çatışma ve sorunların ya da geleceğe ait olan beklentileri, kaygı ve zorlukları ele alıp, bunlarla başa çıkma becerilerini görme ve deneme olanağı sağlar. Aynı zamanda kendilerini geleceğe hazırlar. Geleceğe olan yeni aktarımlar ve beceriler, büyüme ve gelişme olarak kaydedilir. Psikodrama geçmiş, şimdi ve geleceğin sistematik şekilde bütünleşmesinde etkili olan bir psikoterapi yöntemidir.

    ]]>
    Zihin Haritası https://www.psikolojik.gen.tr/zihin-haritasi.html Tue, 26 Aug 2014 06:16:10 +0000 Zihin haritası, kelimelerin ve düşüncelerin birbirine bağlanması, bunların anahtar kelime ya da düşünce çevresinde toplanması için kullanılan bir diyagramdır. Düşüncelerin oluşturulması, görsel hale getirilmes Zihin haritası, kelimelerin ve düşüncelerin birbirine bağlanması, bunların anahtar kelime ya da düşünce çevresinde toplanması için kullanılan bir diyagramdır. Düşüncelerin oluşturulması, görsel hale getirilmesi, tasarlanması ve sınıflandırılmasıyla, eğitimde, organizasyonda, karar almada ve problem çözümünde kullanılır. Bilgiler arasında anlamsal veya diğer bağlantıları gösteren resimli bir diyagramdır. Çoğunlukla diyagramlar, resim, kelime ve çizgileri içerir. Bir kelimeyi ya da fikri düşünmeniz halinde, beyin bunlarda fışkıran kelimelere ve düşüncelere ulaşır. Bu düşüncelerle bağlantılı olabilecek çok sayıda düşünce bulunmaktadır. Bu süreç ilk düşünceden başlayarak, sonsuza kadar sürebilir.

    Bilgi çağında zihin haritaları sizlere bir çok açıdan yardımcı olabilir. Beynin kelime, liste, çizgi kullanma gibi becerilerinden geleneksel not alma tekniği belli oranda yararlanabilir. Bu yöntemde genellikle tek renk kullanılmaktadır. Kişinin yeteneklerinin sadece yarısından faydalanabilir. Tek renkle alınan notlar genellikle monoton ve sıkıcıdır. Zihin haritası ise, bir not alma ve düşünme tekniği olarak kullanılır. Bu sayede notlar daha yaratıcı şekilde alınır, daha kolay hatırlanır ve kişinin bu konuyu daha kolay öğrenmesini sağlar. Bu yöntem beynin bilgiyi algılaması ve saklaması için en uygun tekniktir.

    Zihin haritası beyinde saklanan bilgilerin görsel olarak resmini yaratmaktadır. Bu sayede beyindeki bilgiler hafızada daha kolay tutulurken, kağıda daha kolay aktarılır. Kişideki yaratıcı düşünceyi ortaya çıkararak, zaman kazandıran bir yöntemdir. Kişiler bu tekniği öğrendiklerinde ders çalışma ve planlama, problem çözme, konuşma hazırlama, özet çıkarma gibi çok sayıdaki konuda başarılı olabilirler. Bununla birlikte şekiller, renkler, semboller ve çizimler kullanılabilir.

    Zihin haritası neye yarar

    • Beynin potansiyelini açığa çıkarabilmek için, evrensel anahtar sağlayan grafik tekniğidir.
    • Beynin korteksinde bulunan tüm alanları tek bir yöntemle devreye sokar.
    • Beynin düşündüğü gibi öğrenmeyi sağlayan çalışma tekniğidir.
    • Akılda tutulması gereken bilginin bütünlüğünü sağlar.
    • Detayların daha iyi görülmesini sağlar.
    • Beynin sağ ve sol tarafını bir arada kullanmayı sağlar.
    • Kelimelerin resme dönüşmesini sağladığından, bilginin sürekli olarak hatırlanmasına yardımcı olur.
    • Düşüncelerin kağıda döküldüğü somut ve hızlı hatırlama tekniğidir.
    • Tasarımı ve şekilleri kişiye ait olan bilgidir.

    Zihin HaritasıZihin haritası nerelerde kullanılır

    Bu yöntem sadece hızlı not alma tekniği değildir. Kullanım alanı oldukça geniştir. Bu alanların bazıları şunlardır;

    • Hedef oluşturmak: Kişiler günlük işlerini, planlamalarını ya da uzun vadeli hedeflerini belirlerken zihin haritasından faydalanabilir.
    • Toplantı hazırlığı: Toplantıdan önce üzerinde durulması gereken konular bu yöntemle belirlenebilir ve toplantıda sunulabilir.
    • Sunum hazırlığı: Kişiler sunum yapmayı pek sevmezler. Topluluk önünde konuşmaktan, konuşacaklarını unutmaktan, hata yapmaktan çekinirler. Zihin haritası sayesinde konuların belirlenmesi ve akılda kalıcı yöntemler tespit edilmesi kolaydır.
    • Raporlama: Bir konu hakkında rapor hazırlandığında, bu tekniği kullanabilirsiniz. Bu teknikle raporu daha iyi toparlayabilir, etkili bir rapor hazırlayabilirsiniz.
    • Birleştirme: Birbirine benzer olan şeyleri zihninizde bir araya getirerek, bir bütünlük sağlayabilirsiniz.
    • Not tutma: Bu zihin haritasının en fazla kullanıldığı alandır. Bununla kısa bir çalışmayla bilgileri hatırlayabilirsiniz.
    • Beyin fırtınaları: Bu yaratıcı düşünmede, yeni fikirlerin oluşturulmasında oldukça etkilidir. Zihin haritasıyla birlikte kullanıldığında, daha güçlü hale gelir.
    ]]>
    Ölüm Korkusu https://www.psikolojik.gen.tr/olum-korkusu.html Tue, 26 Aug 2014 06:15:41 +0000 Ölüm korkusu, insanlara has bir özelliktir. İnsanlar kendini anlamaya başladığında, bunu yaşamaya başlarlar. Fakat ölümün bilinmeyen şekilde, bilinmeyen bir tarihte ve kesinlikle gerçekleşecek olması belirsizlik i Ölüm korkusu, insanlara has bir özelliktir. İnsanlar kendini anlamaya başladığında, bunu yaşamaya başlarlar. Fakat ölümün bilinmeyen şekilde, bilinmeyen bir tarihte ve kesinlikle gerçekleşecek olması belirsizlik içerir. Bu korkuyla özdeşleşen kişiler, zaman içinde psikolojik sorunların içine düşebilirler. Korkularının derecesine göre evden çıkmaz, toplu taşıma araçlarına binmez ve insanlardan kaçmaya başlarlar. Yaşamlarında çok sayıda şeyle karşılaşmayı istemezler. Kişinin bu korkuyu günlük yaşamını etkileyecek düzeyde yaşaması halinde, mutlaka bir uzamandan destek alması gerekir. Bu aşamada ölüm korkusu aşılması gereken bir sorun haline gelmiştir. Bunu çoğu insan yaşasa da, belli bir kesim en yüksek düzeyde yaşar. Ölüm korkusuyla evden bile dışarıya çıkamaz hale gelebilir. Dışarı çıktığında araba çarpacağından, denize girdiğinden boğulacağından çekinerek yaşamlarında engellerle yaşarlar. Bu durum sosyal yaşamlarını olumsuz düzeyde etkiler.

    Ölüm korkusunun altında ne yatar

    Bu korku genellikle yaşanan bir acıdan ya da tanık olunan olumsuz bir olaydan kaynaklanır. Kişi bir yakınını trafik kazasında kaybederse, trafiğe ve araçlara karşı çekinik bir tutum sergiler. Bununla ilgili her şeyden kaçınır. Bunun kendi başına geleceğini düşünerek, ölüm korkusu yaşamaya başlar. Bu durum hastalık halini almaya başlar.

    Ölüm korkusunda tedavi nasıl uygulanır

    Bu korkunun tedavisinde genellikle varoluşçu terapi kullanılmaktadır. Fakat bazı durumlarda bilişsel davranışçı yöntemlere de başvurulur. Kişinin hayatı anlaması, yaşamı tekrar yorumlamasına dair bakış açısı kazanmasını sağlayacak psikolojik destekte önemlidir. Bazı hallerde hipnoz desteğinden de faydalanılabilir. İlaç tedavisi fazla kullanılmamaktadır. Sadece kişinin korkuyu fazla yaşaması nedeniyle, fizyolojisinde el titremesi, nefes alamama gibi etkiler oluştuğunda, ilaç tedavisi destek olarak uygulanabilir.

    Ölüm Korkusu

    Ölüm korkusu kaç türlü yaşanabilir

    Her insan değişik düzeylerde ölüm korkusu yaşayabilir. Fakat ölüm korkusundan anlaşılan farklı etkiler olabilir. Bu korku artık yaşamamak, varlığın devam ettirilmemesi şeklinde yaşanır. Bu korku diğer korkulardan daha farklıdır. Bunun bir nesnesi bulunmamaktadır. Herkesin ölüm korkusu farklı şekillerde anlatılabilir. Bazıları ölümün kendisinden korkar. Nasıl öleceğini, nasıl toprağın altına gireceğini, nasıl kontrolünü kaybederek öleceğini düşünerek korkar. Bazıları ölümünden sonra geride kalanların ne olacağından, öbür dünyada neler olacağından yani bilinmezlikten korkarlar. Bazıları da ölümün gelmesiyle birlikte var olamayacağından korkarak, patolojik bir durumun ortaya çıkmasını sağlar.

    Ölüm korkusu doğal bir davranış mı

    Korku insanın yaradılışında bulunan bir özelliktir. Yerinde ve zamanında ortaya çıkarsa doğal kabul edilir ve yaşamı koruyan bir heyecan olarak görülür. İnsanlar doğumlarından itibaren yaşamı boyunca hayatta kalabilmek için uğraşır. Susuz kalmaktan, aç kalmaktan, yaralanmaktan, karanlıktan ve daha pek çok şeyden korkarlar. Bunlar için mücadele ederler. Bunlardan korkmanın sebebi ve bunlarla mücadele edilmesinin sebebi kaybetme durumunda kişinin öleceğini bilmesindendir. Bu yüzden ölüm korkusu temel bir korkudur. Diğer korkular ölüm korkusunun bir türevidir.

    Ölüm korkusu kimlerde daha fazla olur

    Bu korkuya neden olan sebeplerin başında ölümün ne zaman geleceği ve nasıl olacağı hakkında belirsizliklerin olmasıdır. Yapılan araştırmalarda evlilerin bekarlardan daha fazla ölüm korkusu yaşadığını, çocukluk olanların çocuksuzlardan, zengin olanların fakirlerden, dinin emirlerini bilmesine rağmen bunları yeteri kadar uygulamayanların ölüm korkusunu daha fazla yaşadığı belirlenmiştir. Dindar olmayan kişilerde olan korkular ölümden sonra yaşayacağı sıkıntılar, cezalar, acılar gibi durumları içerir.

    Ölüm korkusu yenilebilir mi<]]> Kişilik Kuramları https://www.psikolojik.gen.tr/kisilik-kuramlari.html Tue, 26 Aug 2014 06:14:49 +0000 Kişilik kuramları, kişilerin birbirinden farklı olan duygu, düşünce ve inanç gibi karmaşık özelliklerinin incelenmesi için oluşturulmuş kuramlardır. Kişilik bireyin tutumlarının, ilgilerinin, yeteneklerinin, dı Kişilik kuramları, kişilerin birbirinden farklı olan duygu, düşünce ve inanç gibi karmaşık özelliklerinin incelenmesi için oluşturulmuş kuramlardır. Kişilik bireyin tutumlarının, ilgilerinin, yeteneklerinin, dış görünüşünün, konuşma tarzının ve çevresine uyum şeklinin özelliklerini içeren tanımlamadır. Karmaşık bir süreç olduğundan, birbirinden farklı kişiliklere özel kuramlar geliştirilmiştir. Farklı uzmanlara göre kişilik kuramları içe dönük ve dışa dönük olarak, bebeklik ve çocukluk yıllarına göre, ego ve süper egoya göre değişik özelliklere sahiptir. Kişilik kuramları karmaşık davranışların kısa ve açık ifadesini sağlamaları açısından, bilgilerin anlamlı şekilde bütün haline getirilmesiyle, yeni bilgi ve görüşlerin oluşması ve araştırmaların teşvik edilmesine olanak sağlaması açısından önemlidir. İdeal bir kişilik kuramında kişiliğin ne olduğu, nasıl çalışıp oluştuğu, kişiliğin tanımlamasında ne gibi güdü, gereksinim, eğitim gibi şeylere başvurulduğu gibi açık ve anlaşılır kavramlar yer alır.

    Kişilik kuramlarının özellikleri nelerdir

    • Kişilik kuramları psikoloji içinde başkaldırıcı özelliğe sahiptir. Kişilik kuramcıları o çağın yenilikçileri arasındadır.
    • Kuramların genel yaklaşımı işlevsel özelliktedir. Bunlarda değinilen sorunlar organizmanın uyumunda etkili faktörlerin araştırılması, kişinin yaşamında ve ruh sağlığında etkili faktörlerin belirlenmesi, ölçümü ve değerlendirilmesiyle ilgilidir. Kişilik kuramcıları kişinin psikolojisiyle ilgili genel sorunları ve yanıtlarını araştırmışlardır.
    • Kişilik kuramcıları insan davranışlarında güdülerin davranışları, istekleri ve gereksinimleri anlamada ve çözmede önemli bir role sahip olduğunu düşünmüşlerdir.
    • Kişilik kuramcıları insanın doğal ortamında ve doğal davranışlarında ele alınmasını savunmuşlardır. Davranışların yaşamda birbiriyle bağlantılı şekilde geliştiğini söylemişlerdir.
    • Davranışları farklı yönleriyle ele alma yerine, bütünü görerek, birleştirme yoluna gidilmiştir.

    Kişilik KuramlarıKişilik kuramlarının durumu

    Kuramlar genellikle kendi kuramcısının adıyla tanınırlar. Bu kuramcıların içinde en fazla bilinenler Freud, Adler, Sullivan, Horney, Lewin, Sheldon, Erikson, Cattell, Maslow 'dur. Kuramcılar bazen birbirine yakın görüşleri anlatan kavram ve ilkeleri savunan yaklaşımla anılır. Kişilik kuramlarının bazı açılardan yetersiz olmasına rağmen, yararlı olmadığı düşünülmemelidir. Bunlar araştırmacı için açık sonuçlar vermese de, davranışlar hakkında bazı sayıltıların belirlenmesinde ve araştırmayı teşvik etmekte etkilidir. Yani araştırmacıya yön verirler. Fikirlerin oluşmasında, kuşkunun uyanmasında, soru ve merakların doğmasında etkilidirler.

    Kişilik kuramları örnekleri

    Psikanalitik kuram

    Freud tarafından geliştirilmiş olan kuram kişiliği üç farklı açıdan incelemektedir. Bunlar topografik, psikoseksüel ve yapısal gelişim kurallarıdır.

    • Topografik kişilik kuramı (Bilinç sınıflandırması): Kişinin bilişsel etkinlikleriyle ilişkili olan kuram, davranışların bilinç altıyla ilişkili olduğunu vurgulamaktadır. Freud kişinin bilişsel etkinliklerinin bilince olan uzaklıklarını saptayıp, içeriklerin belirli bölgelerde olduğunu belirtir.
    • Yapısal kişilik kuramı (Kişilik yapısı): Bu yapıda kişilik id, ego ve süper egodan oluşur. Kişilik bunlar arasında etkileşerek, davranışları yönlendirmektedir. Kişiliğin ilkel yönünü oluşturan id, her zaman haz ilkesi doğrultusunda hareket eder. İsteklerin mantık dışı olmasına rağmen, kişinin içsel dürtülerinin doyurulması gibi işlevi bulunur. Freud' a göre yaşamın başında id 'den oluşmuş ilkel yapı ayrışarak ego ve süper egoyu oluşturur. Ego gerçeklik ilkesine göre hareket eden, kısmen bilinçli kısımdır. Kişinin başını belaya sokmayan çözüm önerileri bulur. Süper ego kişide ahlaki yönü temsil eder. Ah]]> Dürtüsellik https://www.psikolojik.gen.tr/durtusellik.html Tue, 26 Aug 2014 06:14:17 +0000 Dürtüsellik, kişilerde davranışları planlamada, istekleri ertelemede ve kendini durdurabilme becerilerinde zorlanmayla kendini gösteren bir durumdur. Dürtüsel olan kişiler genellikle yaptığı davranışlarda sonucu dü Dürtüsellik, kişilerde davranışları planlamada, istekleri ertelemede ve kendini durdurabilme becerilerinde zorlanmayla kendini gösteren bir durumdur. Dürtüsel olan kişiler genellikle yaptığı davranışlarda sonucu düşünmeden hareket eder, sabırsız davranır ve risk alırlar. Çevredeki kişiler tarafından davranış sorunları ve dikkat eksikliği olduğu düşünülen bu kişilerin gerçekte düşünce ve davranışlarını frenleme konusunda zorluk çekmeleri söz konusudur. Bu kişiler sırasını beklemede güçlük çeker, başkalarını sözünü keser, oyunun arasına girer, soruların tamamını dinlemeden cevaplarını verir. Bu etkiler kişinin yaşam düzenini ve günlük yaşamını bozacak düzeyde olduğunda dürtüsellik durumundan bahsedilebilir. Bu soruna davranış bozukluğu, öğrenme güçlüğü, karşı gelme bozukluğu, depresyon gibi psikiyatrik sorunlar eşlik edebilir. Rahatsızlık erkeklerde kızlara göre, 3 kat daha fazla görülür. Dürtüsellik sorunu serotonin, dopamin gibi beyinde bulunan kimyasallarla açıklanmaktadır. 

      Dürtüsellik kimleri daha fazla etkiler

      Bu sorun çocuklarda daha sık ortaya çıkmaktadır. Dürtüsel olan çocuklar sorulara esnek cevap veremez ve bu yüzden olayları sağlıklı şekilde değerlendiremez. Sorunları çözme yöntemlerini değerlendiremezler. Bu sorun okulda parmak kaldırmadan konuşmak, oyunlar sırasında sırasını beklememek, masada oturamamak, başkalarının sözünü kesmek gibi davranışlarla kendini gösterir. Çocuklara bunların sebepleri sorulduğunda, buna engel olamadıklarını açıklarlar. Çevreye kontrolsüz bir görünüm verir, kendilerini kontrol etmek isteseler bile kendi içsel denetimlerini yapamazlar. Bu yüzden akademik alanda ve sosyo duygusal açıdan sorunlar yaşarlar. Bu çocuklar sınavlarında düşünden cevaplar verdiğinden okul başarısı düşer.

      Dürtüsellik belirtileri

      • Sabırsız olma, durup düşünmeden hareket etmek
      • Tepkileri frenleyememek
      • İstediğini erteleyememe ve bunları yaptırmak için tutturmak
      • Başkalarının sözünü kesmek ve araya girmek
      • Bildiği soruların cevaplarını soru bitmeden vermek

      DürtüsellikDürtüselliğin nörofizyolojisi

      Çocuktaki dürtüsel davranışların ve düşüncelerin nörofizyolojik açıklamaları vardır.

      • Davranışın başlatılması ve durdurulması prefrontal korteksin dış üst bölümü
      • Tepki hızının ayarlanamaması, spontan davranışların kontrol edilememesi ve davranışlarını amaca yönelik yapamaması, prefrontal korteksin iç üst bölümü
      • Geleceği görememe ve davranışsal tepkinin değiştirilme güçlüğü,  prefrontal korteksin iç ön bölümü
      • Dürtü kontrolü, prefrontal korteksin alt bölümü
      • Hataların farkına varılması, karar verme becerisi, motivasyonel değerlendirme yapılması, beynin iç kısmındaki singulat korteks ile ilişkilendirilmektedir.

      Dürtüsellik nedenleri

      Bu sorunun nedenleri arasında kişilerin beynin ön tarafında ve bu bölgeyle alakalı beyin yapılarında normalden az kanlanma ve şeker kullanımı, ailede dürtüsellik öyküsü olması, depresyon, davranım bozukluğu, alkolizm, antisosyal özellikler gibi psikiyatrik sorunlar sayılabilir. Dürtüsellik nedenleri temel bir etkenden ziyade, sorunun ortaya çıkmasını hızlandıran sebeplerdir. Ailede olan geçimsizlikler, ailenin parçalanması, davranış bozukluğu, yetiştirme yurdunda yetişen çocukların duygusal yoksunluğa sahip olması dürtüselliğin gelişimini sağlayabilir.

      Dürtüsellik tedavisi

      Bunun tedavisinde psikopedagoji ve medikal tedavi, nöropsikoloji eğitim yöntemlerinden faydalanılır. Dürtüsellik sorunu olan çocukların nörolojik ve psikiyatrik muayenesi ve nöropsikolojik testler tedavinin nasıl yönlendirileceğini belirler. Bu yüzden dürtüselliğin çocuk üzerinde olan bilişsel işlevler üzerindeki etkiler nöropsikolojik testlerle belirlenir. Tedavi sırasında anne ve babanın eğitilmesi, öğretmen eğitimi, davranış terapisi ve özel eğitim çalışmaları yapılır. Bunlar]]> Obsesyon https://www.psikolojik.gen.tr/obsesyon.html Tue, 26 Aug 2014 06:13:54 +0000 Obsesyon, kişilerin kontrolü dışında gelişen ve tekrarlayan düşünce ve uyaranlardan oluşan takıntılardır. Hastalar açısından bu rahatsız edici olmasına rağmen, bu düşüncelerden kurtulamazlar. Takıntılar ki Obsesyon, kişilerin kontrolü dışında gelişen ve tekrarlayan düşünce ve uyaranlardan oluşan takıntılardır. Hastalar açısından bu rahatsız edici olmasına rağmen, bu düşüncelerden kurtulamazlar. Takıntılar kişilerde korkma, iğrenme, anksiyete ya da şüphe gibi duyguları birlikte yaşatabilir. Bu düşüncelerin kendi beyinlerinden kaynaklandığını bilseler de, buna engel olamazlar. Yanlış olduğunu bile bile bundan vazgeçemezler. Bu sorunun yaşanması obsesif kompulsif bozukluk olarak tanımlanır.

      Obsesyon oluşumunu hazırlayan etkenler nelerdir

      Psişik hallerle alakalı olanlar

      • Hipnoz
      • İbadet ya da meditasyon, konsantrasyon gibi deneyimler sırasında kişinin kendini çevreden yalıtması
      • Dalgın ve aşırı yorgun olma
      • Hastalık komaları
      • Sevinme, üzülme gibi durumlarda aşırılık gösterme ve kendini kaybetme

      Kişinin karakter özellikleriyle alakalı olanlar

      • Obsesyon konusundaki bilgisizlik
      • Kişinin akıl ve muhakeme yeteneklerini kullanamaması
      • Muhakeme yapmadan akla gelene ve her söylenene inanma
      • Sabit fikirli olmak
      • Cesaretsiz olmak, her şeye boyun eğmek
      • Utangaç olmak

      Obsesyon hangi yaşlarda görülür

      Rahatsızlığın ilk belirtileri küçük yaşlarda görülmektedir. Ancak hastalığın başlangıcı 20'li yaşlarda olmaktadır. Nadiren daha ileri yaşlarda başlama eğilimi gösterebilir. Obsesif kompulsif bozukluk belirtileri genellikle aniden başlar. Kişinin stresli bir yaşamı olması halinde, daha kolay ortaya çıkabilir. Belirtiler hastalarda 2 yaşından itibaren etkili olabilir. Hastalarda yürürken çizgilere basılmaması, ışığın açık bırakılması gibi belirtiler obsesyonu düşündürebilir. Bunlar günlük yaşamı bozacak düzeyde olursa, psikiyatristten destek alınmalıdır. Kadın ve erkekler bundan eşit oranda etkilenmektedir. Erkeklerde 19 yaşlarında, kadınlarda ise 22 yaşından itibaren etkili olmaya başlar.

      Obsesyon

      En fazla etkili olan obsesyonlar nelerdir

      • Kirlenme obsesyonu: Hastalar dokunduğu, oturduğu yerlerden, giydiği giysilerden kendilerine zarar geleceğini düşünür, kendilerine bir şey bulaştığı obsesyonuna kapılır. Herhangi bir nesneye dokunduğunda, bundan mikrop kapacağını düşünürler. Bu durumda kişide o nesneyi belli sayıda yıkama dürtüsü ortaya çıkar.
      • Kontrol etme obsesyonu: Hastalar çeşitli eylem ya da davranışı yapıp yapmadığı hakkında emin olamama obsesyonu yaşarlar. Bu kişiler emin olmadıkları için, eylemi tekrar kontrol etme ihtiyacı duyarlar. Bunu kontrol edemediklerinde yoğun anksiyete duygusu yaşanır.
      • Simetri obsesyonu: Hastalarda belli ortam, nesne gibi şeylerin simetrik şekilde olması obsesyonu ya da bir şeyi belirli sırada yapma obsesyonu olur.
      • Dini obsesyonlar: Dindar olan kişide ibadet sırasında aklına gelen günah şeylerle yaşanan obsesyonlardır.
      • Cinsellikle ilgili obsesyonlar: Hastaların aklına günah ya da ayıp olarak değerlendirilen cinsel eylemlerin gelmesi şeklinde yaşanır.
      • Saldırganlık obsesyonu: Hastada kendine, yakınlarına ya da diğer insanlara zarar verici bir eylemde bulunma düşüncesi şeklinde yaşanan obsesyonlarıdır. Hasta bunları eyleme geçireceğinden korktuğundan, evde bulunan kesici aletleri kaldırabilir. Obsesyonu olmayan kişiler bu davranışı kesinlikle yapmaz.

      Obsesyon nasıl teşhis edilir

      Bu rahatsızlık genellikle aniden başladığı gibi, sıkıntılı bir sürecin devamında da ortaya çıkabilir. Bu kişiler titiz, düzenli, konuşmaları düzgün ve kibar, aynı zamanda mükemmelliyetçi yapıdadır. Düşüncelerinde inatçılık bulunur. Hastalar yaptıklarının saçma olduğunu bilse bile, buna engel olamaz. Obsesyonları mantığına, ahlak anlayışına ve görüşlerine ters bulur. Hastaların çoğunluğu bu takıntılarını yakınlarına ya da dokto]]> Dissosiyatif https://www.psikolojik.gen.tr/dissosiyatif.html Tue, 26 Aug 2014 06:13:29 +0000 Dissosiyatif, kişilerde bilinç, kimlik, bellek ve çevrenin algılanmasında güçlük çekilmesidir. Bu hastalardaki psikopatolojide temel düzenek dissosiyasyondur. Burada bir bütün halinde çalışan kimlik, algı, bellek v Dissosiyatif, kişilerde bilinç, kimlik, bellek ve çevrenin algılanmasında güçlük çekilmesidir. Bu hastalardaki psikopatolojide temel düzenek dissosiyasyondur. Burada bir bütün halinde çalışan kimlik, algı, bellek ve çevre gibi duyumların işlevlerinin bütünlüğü bozulmaktadır. Davranışlar kişinin normal davranış şeklinden ayrılarak, bağımsız şekilde işlev görmektedir. Dissosiyasyon genellikle travmaya karşı savunma düzeneği şeklinde ortaya çıkar. Bu şekilde oluşan dissosiyasyon iki tane işlevi sağlar. Hem travmadan kaçışı sağlar, hem de yaşamın kalanında travmanın yer etmesindeki işleyişi değiştirir.   

      Dissosiyatif türleri

      Dissosiyatif amnezi: Travmatik ya da strese sebep olan kişisel bilgilerin, unutkanlık ya da organik şekilde açıklanamayacak şekilde hatırlanamaması durumuyla yaşanır. Bunun dışında hastaların sağlığı yerindedir. Bu en fazla görülen dissosiyatif bozukluk olmakla birlikte, kadınlarda daha fazla görülür. Stresli ve travmatik olaylara eşlik eder. Bu durum sınırlı, yaygın, seçici ve sürekli olarak yaşanabilir. Hastada üstesinden gelemediği bir dürtünün hayal edilmesi ya da gerçek dışa vurulmasını hızlandıran bir etken olabilir. Bu kişiler çoğunlukla belleklerini kaybettiklerinin bilincinde olurlar. Bazıları buna aldırmıyorken, bazıları endişeli olabilirler.

      Dissosiyatif

      Dissosiyatif kimlik bozukluğu (Çoğul kimlik): Bir kişide iki ya da daha fazla kimliğin bir arada bulunması, bu kişiliklerin farklı davranışları olması ve farklı tutumların bulunmasıyla yaşanır. Bunlardan en az ikisi kişiyi denetim altında tutar. Hastalarda kişilik sayısı genellikle 5-10 arasında olur. Hastalar bir kişilikten diğerine ani şekilde geçiş yapar. Psikiyatrik bozukluklar buna eşlik edebilir, hastaların çoğu intihar girişiminde bulunabilir. Dissosiyatif bozukluklar arasında en ağır seyreden, kronikleşen ve tam olarak iyileşme göstermeyen bir durumdur.

      Dissosiyatif füg: Bu hastalardaki belirti geçmişini ve önemli kimlik bilgilerini unutması, evinden ya da alıştığı ortamdan ayrılmasıdır. Hasta tamamen ya da kısmen başka bir kimliğe bürünür. Nadir görünen bir durumdur. Hastalar klinik olarak durumlarının farkına varamazlar. Daha önceki kimliklerine döndükleri zaman, sadece füg başlangıcı dönemini hatırlayabilirler. Rahatsızlık kendiliğinden, tam olarak iyileşme gösterebilir.

      Depresonalizasyon bozukluğu: Hastada kendi gerçeklik duygusundan veya bedeninden ayrılma hissi ya da bunları dışarıdan gözleme gibi izleme hissinin yaşandığı bir bozukluktur. Hastada gerçeği değerlendirme bozukluğu olmaz. Toplumda % 70 oranında izole olmuş şekilde bu bozukluk bulunmaktadır.  .

      Başka şekilde tanımlanamayan  dissosiyatif bozukluk: Bunların neden oluştuğu, sebepleri bilinmemektedir.

      Dissosiyatif belirtileri nelerdir

      Genellikle çocukluk döneminde yaşanan, tekrarlayan ruhsal travmalar dissosiyatif bozukluklara neden olabilir. Bu kişilerde kronik ve ilaçlarla tedavi edilemeyen depresyon görülebilir. Bu hastalarda kendini üzgün hissetme ve mutlu olamama durumu yaygındır. Bazılarında organik neden tespit edilemeyen bedensel şikayetler, baygınlık nöbetleri, intihar düşünceleri, öfke krizleri gibi belirtiler vardır. Bazılarında ise şizofren kişilerde olduğu gibi kafalarının içinde sesler belirir. Bu nedenle tanıda hatalar yapılabilir.

      Dissosiyatif tedavisi nasıl olur

      Psikiyatri hastalıklarının içinde ilaçlarla tedavi edilemeyen tek rahatsızlıktır. Bazı durumlarda anti depresanlar kullanılsa da, etkileri sınırlı olur. En faydalı tedavi şekli psikoterapi uygulamalarıdır.

      ]]>
      Asosyal https://www.psikolojik.gen.tr/asosyal.html Tue, 26 Aug 2014 06:12:50 +0000 Asosyal, sosyal olmayan insanların yapacağı davranışları sergileyen kişilere verilen bir isimdir. Bu kişiler kalabalık yerlere girmeyi istemez. Sakin kimsenin bulunmadığı yerler onlar için daha çekicidir. Kalabalıkt Asosyal, sosyal olmayan insanların yapacağı davranışları sergileyen kişilere verilen bir isimdir. Bu kişiler kalabalık yerlere girmeyi istemez. Sakin kimsenin bulunmadığı yerler onlar için daha çekicidir. Kalabalıkta kendilerini saklama isteği duyarlar. Bu nedenle toplumun içine girmeyi istemez, böyle yerlerden uzaklaşırlar. Bu durum kişinin kendisini toplumdan izole etmesi olarak görülebilir. Asosyal kişiler çevresiyle uyum sağlayamaz ve empati kuramazlar.

      İnsanlar neden asosyal olurlar

      Toplumda suçlu insanlar için, genellikle asosyal kişilik bozukluğu tanısı konulmaktadır. Sosyopati ve psikopati olarak tanımlanabilen bu sorun genellikle 18 yaşından itibaren etkili olmaya başlar. Kendini okuldan kaçma, evden kaçma, devamlı kavgacı tutum sergileme gibi davranış bozukluklarıyla göstermektedir. Bu soruna sahip olan kişiler sorumluluklarını yerine getiremediklerinden işlerinden çıkarılır, sıkça iş değiştirir ve yalnız kalabilirler. Maddi açıdan iyi olanları madde bağımlılığı gibi kötü alışkanlıklar bekler. Bu kişiler yaşamda başarıyı yakalayamadığından dolayı çevresindeki kişilerle anlaşamaz, sürekli kavga eder pozisyona gelirler. Asosyal olan kişiler arasında yapılan bir araştırmaya göre;

      • Çocukluklarında başkaları tarafından sevilmediklerini
      • Aile içi ilişkilerinde bozukluk olduğunu
      • Sıkça evden kaçma eğilimi gösterdiklerini
      • Bu duruma gelmelerinde hayat şartlarının etkili olduğunu belirten açıklamalara ulaşılmıştır. 

      Asosyal

      Asosyallik toplumda ne kadar etkilidir

      Bu rahatsızlığın toplumda görülme sıklığı yaklaşık olarak % 25 oranındadır. Buna bazı genetik etkenler sebep olsa da, çocukluk döneminde alınan eğitimde yapılan ihmallerde etkendir. Anne ve babanın manevi olarak yokluğu, cezalandırma ve aşağılanma gibi tavırların olması sorunun ortaya çıkışını hızlandırmaktadır. Toplumda eğitim seviyesi düştükçe asosyallik daha fazla yaygın hale gelmektedir. Çevrenin geniş olması demek sosyalliğin sağlanması demek değildir. Kişinin çevresiyle ilişkiyi kaldırabilecek düzeyde olması halinde, sosyallik sağlanabilir. Çevre genişledikçe kişi bunu kaldıramazsa, asosyallik artış gösterir. Bireysel ilişkilerde azalma, zaman daralması, ilişkilerin sunileşmesi gibi etkenler asosyalliği beraberinde getirir.

      Asosyal kişilerin özellikleri nelerdir

      • Bu kişilerin yasalara ve sosyal davranışlara uymakta güçlük çektiği görülür
      • Başkalarının aldatılması ve yalan söyleme gibi özellikleri vardır 
      • Daha fazla risk alarak, sonucu düşünmeden hareket ederler
      • Sorumluluk almakta ve işi sürdürmekte güçlük çekerler

      İnsanın dış dünyadan kendisini tamamen soyutlaması ve içine kapanması demek olan asosyallik, özellikle teknoloji sayesinde giderek artış göstermektedir. Bu etkenle birlikte insanlar topluma girmemekte, arkadaşlık kurmakta çekinmekte ve kendi dünyasında yaşamı seçmektedir. Kişilerin bilgisayara bağımlı bir yaşam sürmesi, asosyalliğin sebepleri arasında yer alır. Bilgisayar bir iletişim aracı olmasına rağmen, bağlayıcı özelliği olmasından dolayı zamanını bilgisayarda geçiren bir nesil ortaya çıkıyor. Sosyal aktivitelerin yapılmadığı, insan içine çıkılmadığı, hatta konuşmanın bile azaldığı asosyal bir toplumun ortaya çıkmasına neden oluyor.  

      Asosyal olmamak için ne yapılmalıdır

      Bu özelliğe sahip biri olmamak için, kişinin kendisiyle zaman geçirmesi yerine tiyatroya, sinemaya gitmesi, spor yapması etkili olur. Bu sayede yeni arkadaşlar edinilebilir, sosyalleşme fırsatı sağlanabilir. Bilgisayar başında geçirilen sürenin azaltılması ve toplumun içine daha fazla girilmesi gerekir.

      Asosyallik hastalık mıdır

      Bu sorun kendisi hastalık olmasa da, çok sayıda hastalığın sebebi olabilir. Kişide sinirsel, ruhsal hastalıklar, obezite, mide rahatsızlıkları, bağırsak sorunları meydana gelebilir. Toplumdan kendini soyutlamış v]]> Tik https://www.psikolojik.gen.tr/tik.html Tue, 26 Aug 2014 06:12:23 +0000 Tik, kişilerde istem dışı ve aniden kendini gösteren ve belirli özelliklerle tanımlanabilen, herhangi bir amaca hizmet etmeyen kas kasılmalarıdır. Bu hareketler genellikle refleks şeklinde ve farkında olmadan yapılır Tik, kişilerde istem dışı ve aniden kendini gösteren ve belirli özelliklerle tanımlanabilen, herhangi bir amaca hizmet etmeyen kas kasılmalarıdır. Bu hareketler genellikle refleks şeklinde ve farkında olmadan yapılır.

      Tik nerelerde daha fazla görülür

      • Göz kapaklarında fazla açılıp kapanma şeklinde
      • Alt göz kapağında aşağıya doğru sıkça yapılan hareketi
      • Yüz kaslarındaki devamlı hareket
      • Boyun adalelerindeki hareketlenme
      • Sinirsel kökten gelen öksürme tarzında tikler
      • Gerekmediği halde sıkça burun çekme ya da üst dudağın tikleri
      • Yutar gibi hareket yapma
      • Omuz silkme
      • Boğazı temizler gibi hıçkırma, boğazı temizliğe zorlayan tikler
      • Dizleri ve ayakları sallama
      • Parmak çıtlatma
      • Sıça gözlerini alışılmışın dışında ayırma
      • Kolları ve ayakları sallama
      • Kaşları sık kaldırma, kulakları oynatma

      Tik nedenleri

      Tikler kişinin duygusal durumuyla yakın ilişki halindedir. Bunların ortaya çıkması genellikle aşırı heyecan, irkilme, korku gibi duyguların devamında olur. Tik gelişimine uygun olan kişiler genellikle kaygılı, tedirgin ve gergin yapıdadır. Bu kişilerin aileleri ise kuralcı ve titiz yapıdadır. Çocukları sıkı bir denetim altında tutarlar. Bu şekilde yetişen kişiler olaylara tepki olarak tik geliştirirler. Kişilerde üzücü bir olay, bir kaza, ameliyat geçirme gibi olaylarda tik geliştirebilir. Tiklerin oluşma nedenleri arasında taklit etme içgüdüsü de vardır. Çocuklar küçük yaşlarda anne babasını ya da öğretmenlerinin hareketlerini taklit etme alışkanlığı zamanla tik haline dönüşebilir. Tik tamamlanmamış olan bir fiilin temsilcisi olabilir. Kişiler tamamlanmayan fiili istenmeyen davranış olduğundan açıklayamaz. Bunu bilinçaltı dürtüleri sayesinde dışlar. Yani saldırgan bu hareketi yapmamak için, sürekli olarak el ve kol hareketi yaparak tik geliştirir.

      Tik

      Tikleri düzeltmek için alınacak önlemler

      Küçük çaplı tikler genellikle geçici olur. Bunlar için özel bir bakım gerekmez. Ciddi sayılan tiklerin devamlılığı bulunmaktadır. Bunların ailede ve çevrede olan sebepleri belirlenerek, ortadan kaldırılması için tedbirler alınmalıdır.

      • Tikleri olan kişilerin dikkatini çekmekten, tenkit etmekten sakınılması gerekir.
      • Bu kişilerin yetenekleri belirlenmeden başarılı olmaları için zorlanmaması gerekir.
      • Bu kişilere hakaret etme, azarlama gibi davranışlarda bulunulmamalıdır. Bunlar kişilerde duygusal bozukluklara neden olabilir.
      • Ailelerin bu kişilerden utanması ve çocuğu utandırması olumsuz etki yapacaktır.
      • Ailenin kişileri kendisine uydurmaya çalışması yanlış bir uygulamadır.
      • Endişeyi ve gerilimi azaltmaya çalışmak için bazı ilaçlar faydalı olabilir. Kişileri sakinleştirerek hareketleri kolaylaştırıcı etki yapabilir. Bunlar doktorun önerisiyle kullanılmalıdır. Hem aile, hem de hasta için terapi uygulanmalıdır.
      ]]>
      Narsizm https://www.psikolojik.gen.tr/narsizm.html Tue, 26 Aug 2014 06:10:46 +0000 Narsizm, kişinin kendini sevmesi, aşık olması, aşırı derecede güvenmesi ve büyük görmesidir. Adını mitolojik karakter olan Narkissos'dan alan narsizm, farklı tanımlamalar kullanılarak açıklanmıştır. Tarihte Na Narsizm, kişinin kendini sevmesi, aşık olması, aşırı derecede güvenmesi ve büyük görmesidir. Adını mitolojik karakter olan Narkissos'dan alan narsizm, farklı tanımlamalar kullanılarak açıklanmıştır. Tarihte Narkissos suda kendi yansımasını gördüğünde buna aşık olur. Bunu uzun süre seyrettikten sonra, sarılmak istediğinde birden kendi yansıması yok olur. Narkissos kendine aşık olduğundan, buna kavuşmak isterken suda boğulur. Bu durum narsistleri çok iyi anlatır. Bu kişiler devamlı olarak suda gördükleri yansımalarına aşık olurlar. Narsistik kişilik bozukluğunda kişinin zihninin devamlı olarak başarı kazanma, önde olmayla meşgul olması, başkalarından ilgi görme, hayranlık duyma ihtiyacının olması, empati yoksunluğu gibi özelliklerle tanımlanır. Narsizm kişiyi kendini özel hissettiren şeylerin peşinden gitmeye mahkum eder. Bu kişiler ancak karşısındaki kişiler kendilerine rest çektiğinde, tedavi olmak isterler.

      Narsistler nasıl kişilerdir

      Narsist olarak tanımlanan kişiler çok bencil ve ben merkezci olan kişilerdir. Çevresinde sürekli olarak hayran kitlesine sahip olmak isterler ve genellikle bunu başarırlar. Kendileri övgüyle beslendiğinden, çevresinde kendisini övenleri sadece övmeye devam ettikleri süre tutarlar. Kendi amaçları için başkalarını kullanır, daha sonra atarlar. Kendilerini başkalarından her zaman farklı görürler. Kendisini daima özel ve farklı kabul ederler. Güçlü, akıllı ve yakışıklı olduklarını düşünürler. Bu yüzden başkalarının kendilerine tapmasını ister, hata yapmadıklarını düşünürler. Eleştirilmeye gelemedikleri için, eleştiren kişileri bir düşman gibi görürler. Başkaları acı çektiğinde, bunu onların kendi suçu kabul ederler. Kendilerini özel olarak gördüklerinden, karşısındaki kişinin de özel olmasını isterler. İş yaşamında hızla yükselir, aşk yaşamında sıradan bir ilişki yaşamazlar.

      Narsizm yaşamda nasıl etkili olur

      Narsizm insanların yaşamını devam ettirebilmesi için belli bir ölçüde gereklidir. Kişide olan narsizm makul oranlarda olmadığında, akıl hastalıkları meydana gelebilir. Paranoya, nevroz, psikoz gibi psikiyatrik rahatsızlıklar narsizm etkisi olarak ortaya çıkar. Narsistik kişilik bozuklukları olanlar, başkasının düşünce veya isteklerine gereken ilgiyi gösteremez. Hedeflerine ulaşmadıkları zaman, çökerler. Kimsenin hakkına saygı göstermeden, gerçek bile olmasa kendilerini haklı görüp, her zaman tek olmayı isterler. Kendi çıkarlarına uygun olan, başkalarına uymayan fikirler onlar içindir. Amaçlarına ulaşamadıkları zaman saldırgan olurlar, çökerler, ağır psikotik sorunlar gelişir. 

      Narsizm

      Narsizmin toplumdaki gelişimi

      Narsizm eskiden beri var olmasına rağmen, son yıllarda artış göstermiştir. Bu psikolojik nedenler dışında bazı etkenlerin etkisinden dolayı yaşanmaktadır. Bunların arasında paylaşma ve aidiyet duygusu veren aile bağlarının çözünmesi, insanın tüketici düzeyine indirerek tükettiği müddetçe var sayması, yapılan reklamlarda her zaman daha fazlasını hak ettiğimiz hakkında söylemler, iş yaşamında rekabet ortamında daha iyi olunacağının ispatlanmaya çalışılması gibi etkenler vardır. Bunlar narsizmi besleyerek kuvvetlendiren şeylerdir. 

      ]]>
      Tourette Sendromu https://www.psikolojik.gen.tr/tourette-sendromu.html Tue, 26 Aug 2014 06:09:25 +0000 Tourette sendromu, kişilerde aynı şekilde tekrar eden istem dışı oluşan, ani ve hızlı hareketlerden ve seslerden meydana gelmiş tiklerle karakterize olmuş nörolojik ya da nörokimyasal genetik bir rahatsızlıktır. Ki Tourette sendromu, kişilerde aynı şekilde tekrar eden istem dışı oluşan, ani ve hızlı hareketlerden ve seslerden meydana gelmiş tiklerle karakterize olmuş nörolojik ya da nörokimyasal genetik bir rahatsızlıktır. Kişilerin içinden gelen şeyi istemsiz olarak dışarıya vurmasıdır. İlk başlarda genellikle müstehcen ya da küfürlü sözlerle uygun olmayan ortamlarda oluştuğu düşünülmüş, ancak tourette sendromu hastalarının az kısmında bu belirtiler tespit edilmiştir. Hastalarda hafif tikler şeklinde oluştuğunda, genellikle tanısı yapılamamaktadır. En fazla görülen tiklerin arasında boğaz temizleme, öksürme, göz kırpma, hayvan sesleri çıkarma, burun çekme gibi eylemler yer alır. Bu kişiler normal bir zeka seviyesine ve yaşam süresine sahiptir.

      Tourette sendromu kimlerde etkili olur

      Çocukluk döneminde başlayan tiklerin şiddeti ergenlik dönemiyle birlikte azalır. Yetişkinlik döneminde ise nadiren görülür. Çocukların % 20 sinde belirli dönemlerde etkili olur. Bu genellikle göz kırpma, boğaz temizleme gibi basit ve tekrarlayıcı şekilde oluşur. Bu belirtiler insanlar tarafından huy olarak değerlendirilebilir. Bazı durumlarda görülen tikler ağırda olabilir. Daha az oranda çocuklarda çok sayıda hareket ve sesler oluşabilir. Bunlar uzun yıllar etkili olabilir. Çocuklarda başka bir sağlık sorunu tespit edilemediğinde, tourette sendromu düşünülebilir. Bu sorunlar yavaş ya da hızlı, fakat kasıtlı yapılıyor izlenimi veren sıçrama, bükülme ve seslerden oluşabilir. Bu durumda çocuğun sinirli olarak tanımlanması yaygındır. Bu kişilerde değişik tikler meydana gelirse, bunlar birbirine benzer. Bu durum beynin sinirsel iletiminin ve kimyasının ortak paydası olduğuna işaret eder.

      Tourette Sendromu

      Tourette sendromu neden olur

      Bu sendrom genellikle genetik bir bozukluk nedeniyle oluşur. Ancak buna sebep olan gen henüz belirlenememiştir. Yapılan araştırmalarda beynin derinliklerinde bir kısım hücrenin biçiminde ve işleyişinde farklılıklar belirlenmiştir. Beyin hücreleri nöron transmitterler adındaki kimyasal habercilerle iletişim kurmaktadır. Tourette sendromu bulunan kişilerde beyinde nöro transmitterler sayı bakımından olağan dışıdır. Bu olağan dışı iletişim nedeniyle sendromun oluştuğu bilinmektedir. Fakat yapılan kan tetkiklerinde ya da beyin görüntüleme tetkiklerinde hastalığın tanısı konulamaz. 

      Tourette sendromunda belirtiler nelerdir

      Hastalarda görülen tikler dışında, obsesif yani takıntı düşünceler, kompulsif yani tekrarlayıcı hareketlerle birlikte diğer sıkıntılar ve gerginlik görülebilir. Çocuklarda aynı zamanda hiperaktivite bozukluğu ve dikkat eksikliği sorunları bulunabilir. Ancak hastaların hepsinde bu belirtiler görülmeyebilir. Hafif belirtileri olan kişiler doktora bile gitmez. Tikler bazı zamanlarda azalır ve çoğalma gösterebilir. Kız çocuklarda daha çok erişkinlikte düzelme gösterebilir. 

      Tourette sendromu tedavisi nasıl yapılır

      Hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Bunun yanında oluşan belirtilere iyi gelen iyi bir ilaçta bulunmamaktadır. Tikler ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabilir. Bunun yanında ailelerin, öğretmenlerin ve arkadaşların sendrom hakkında bilgilendirilmeleri işe yarar. Bu sendromu yaşayan kişiler meslek sahibi olabilir, hayatını dilediği gibi sürdürebilir.

      ]]>
      Bağlanma Korkusu https://www.psikolojik.gen.tr/baglanma-korkusu.html Tue, 26 Aug 2014 06:08:25 +0000 Bağlanma korkusu, insanların uzun süreli ilişkiye girmekten ve bağlanmaktan duyduğu korkudur. Bu korkuyu yaşayan kişiler, bunun için ebeveynlerini suçlarlar. İlişkilerde bağlanma, karşı tarafa güvenme, yakınlık k Bağlanma korkusu, insanların uzun süreli ilişkiye girmekten ve bağlanmaktan duyduğu korkudur. Bu korkuyu yaşayan kişiler, bunun için ebeveynlerini suçlarlar. İlişkilerde bağlanma, karşı tarafa güvenme, yakınlık kurma, kişinin kendisini güvende hissetmesi ilişkinin devam ettirilmesi açısından önemlidir. Bunların sağlanamaması yüzünden, çoğu ilişki yıpranmaktadır. Geleceğin neler getireceği hakkında kişinin kuşkuları olması nedeniyle bağlanma korkusunun yaşandığı görülmektedir. Bu etkiyle karşı tarafın hatalarını, kusurlarını görmek, bunları biriktirmek zaten ilişkilerin başlamadan bitmesine neden olmaktadır.

      Çocukluk döneminde öğrenilenler

      Bebeklerde yaşanan gerilimi ya da stresi kendi başlarına giderebilme ve sakinleşme becerisi bulunmamaktadır. Bu dönemleri yaşadıklarında, anne ve babasına, bakıcılarına yönelerek, bunlardan duygusal destek almaya çalışırlar. Fakat bu kişilerden ilgisiz ya da aşırı müdahaleci olan bir tutumla karşılaşırlarsa, bebeğin öğrendiği sadece bu kişiden kaçınmak olacaktır. Bunun sebebi iki durumda da stresinin daha fazla artmış olmasındandır. Bağlanma etkileşimler üzerine kurulu olan bir teoridir. Bebeklik döneminde öğrenilen yaşamın en önemli bilgisi sayılan ve yetişkinlik döneminde yakın ilişkilerin devam ettirilmesinde kullanılan bağlanma geçerliliğini her dönem korumaktadır.

      Uzun süreli ilişkiye girmekten korkan, ilişkileri açısından değerlendirilen bağlanma korkusu olduğu bilinen kişiler arasında yapılan araştırmaya göre ebeveynlerinin ilgisiz ya da aşırı müdahaleci tutum içinde olduğu belirlenmiştir. Bu özelliklere sahip olan kişilerin yakınlık ihtiyacını karşılayabilecek ilişkiler kurmak istedikleri görülmüştür. Bunların çocukluk döneminde ebeveynleriyle karmaşık ilişkiler yaşadığı görülmüştür. Çocukluk döneminin ilişkiler açısından yetişkinlik dönemine yansımaları aşağıdaki gibi olmaktadır.

      Bağlanma Korkusu
      • Bebeklik döneminde temel ihtiyaçlar ve duygusal destek talebinin karşılanması durumunda, yetişkinlik dönemindeki ilişkilerde daha fazla güven duyuyor, yakınlık arayışında oluyor, paylaşmak, birlikte eğlenme ilişkilerinde aradıkları yaşantı oluyor.
      • Bebekliğinde sağlıklı bağlanma ilişkisi kurabilmiş yetişkinler, romantik ilişkilerde iki kişinin temel ihtiyaçlarının karşılanmasını önemsemekte, eşlerinin mutlu olması için çaba harcıyorlar.
      • Bebekliğinde sağlıklı bağlanma ilişkisi kuramamış olan yetişkinler kaçıngan ilişkilerinde kendilerini onaylanan, onları kabul eden, ihtiyaçlarını karşılayan, her şekilde mutlu kalabilen kişilerin arayışı içinde oluyorlar.
      • Kaçıngan olanlar çocukluk döneminde karşılanmamış olan ihtiyaçlarını yetişkinlik döneminde kurduğu ilişkilerde karşılama çabası içine giriyorlar. İlişkilerinde ebeveyn bebek arasında olan ilişkiyi bulma çabasında oluyorlar.
      • Kaçıngan olanlar yakınlık kurma ihtiyacında oluyor. İlişkilerinde yakınlık kurmadan kaçınma halinin dışında, kendilerini savunma ihtiyacı içinde oluyorlar.

      Bağlanma korkusunun belirtileri nelerdir

      • Tek olarak yaşam sürme isteği
      • İlişkinin sonlanma korkusunun olması
      • Cinsellikte monotonluk olması
      • Gerçekleştirmek istenen hedeflerin ve isteklerin olması
      • Planların olması
      • Mevcut halinden memnunluk duyulması
      • Bağlılığının ispatı için karşı taraftan baskıların olması
      • Kendine yeteri kadar zaman ayıramaması
      • Geçmişte yaşanan ilişkilere ait kötü hatıraların olması
      • İlişkide olunan kişinin doğru kişi olduğuna dair kuşkuların bulunması

      Bağlanma korkusu olanlar bundan kurtulabilir mi

      Bu korkunun sahipleri bundan kurtulmayı başarabilir. Bu kişilerin yaşadığı durumun sadece sebeplerini fark etmesi halinde, ilişkilerindeki durumu değiştirebilirler. Beklentilerini, ihtiyaçlarını ve ilişkilerini daha farklı bir konuma taşıyabilir. Bu sorunu yaşayan ilk kişi olmadıklarını kabul ederek, sor]]> Aldatma https://www.psikolojik.gen.tr/aldatma.html Tue, 26 Aug 2014 06:07:28 +0000 Aldatma, içerik olarak oldukça kapsamlı, bireye göre farklı şekillerde değerlendirilebilen bir kavramdır. Bu bazı kişilerce eşlerinin ya da partnerlerinin başka kişilerle ilgilenmesi anlamında değerlendirilirken, ba Aldatma, içerik olarak oldukça kapsamlı, bireye göre farklı şekillerde değerlendirilebilen bir kavramdır. Bu bazı kişilerce eşlerinin ya da partnerlerinin başka kişilerle ilgilenmesi anlamında değerlendirilirken, bazı kişilerce cinsel aktivitenin olması aldatma olarak değerlendirilebilir. Bu şekilde aldatma cinsel ve duygusal olarak iki farklı şekilde değerlendirilmektedir. Kişilerin var olan bir ilişki durumunda başka biriyle cinsel ilişkiye girmesi cinsel aldatma, başkasıyla duygusal yakınlık kurmaya başlaması ya da başkasına aşık olması ise duygusal aldatma olarak tanımlanır. Araştırmalarda erkeklerin cinsel aldatmayı tercih ettiği, kadınların ise duygusal aldatmayı seçtiği belirlenmiştir. 

      Aldatmada kadın ve erkek ayrımı

      Erkeklerin aldatması halinde: Erkekler aldattığında duygular ve toplumun baskısı arasındaki sürtüşmede güçlü olan erkek olduğundan, büyük değildir. Erkeklerin aldatma sırasında dikkatsiz davrandığı görülür. Bu süreçte kendilerine daha iyi bakar, yeni giysiler alır, temizliğine dikkat eder, parfüm kullanır, diyet ve egzersizlere yönelir. Eve gelişleri farklı saatlerde olur, devamlı olarak toplantıları olur, günlük rutin işlerinde belirgin bir farklılık olduğundan kendilerini daha çabuk ele verir. Onlar için gizli buluşmalar, seks kaçamakları heyecan verici hale gelir. Erkekler için yaşandı ve bitti psikolojisi yaygındır. Onlar için aldatma yaygındır, ilk adımı attıktan sonra gerisini getirirler. Şans eseri bile ayağına kadar gelenleri kolayca reddedemez. Aldatan erkekler çevresine suçlu bir çocuk gibi bakar, sebepsiz yere eşinin kusurlarını ortaya dökerek, kırıcı bir tutum sergilerler. Erkeğin seks yapma stili bile değişim gösterir, çocuklarıyla olan yakınlaşması azalır. 

      Aldatma

      Kadının aldatması halinde: Kadın aldattığında duygular ve toplum baskısı arasında geçen sürtüşme ve çatışma süreci başlar. Bu etki yüzünden kadınların aldatması erkeklere göre daha zor, edebi ve zengin malzemeli olur. Kadınlar aldattığı zaman daha dikkatli olurlar. Aldatmada her ayrıntıyı iyice düşünür, buna uygun hareket ederler. Bunun nedeni kadınların ilişkiyi uzun süreli düşünmeleri, duygusal olarak güçlü bir ilişki yaşamayı istemelerindendir. Bu onlar için daha önemlidir. Cinsellikle bulaşan hastalıklar konusunda daha duyarlı olduğundan, aldatmada öncelikle duygusal olandan yana olurlar. Aldatmanın içinde aşk, sevgi, heyecan, romantizm ve sürprizleri bulmak isterler. Kadının aldatması halinde yüzünde parıltı olur, her açıdan çekici hale gelirler. Suçluluk duyduklarından eşlerine karşı daha ilgili ve sevecen tavırlar sergilerler. Bu süreçte parfümü değiştirir, makyajı ve saç stiliyle ilgilenirler. Evde özensiz bir tavır sergilerken, dışarıda bakımlı ve özenli olurlar.

      Aldatmanın sebepleri nelerdir

      İnsanların aldatmaya yönelmesi genetik olabileceği gibi, biyolojik, sosyal ve psikolojik etkenlere bağlı olarak gelişebilir. Sebepler tek başına etkili olabileceği gibi, birden fazla etki bir arada olabilir. İnsanlarda cinsel ihtiyaçların olması, duygusal boşluk yaşamaları, cinsel yaşamlarına renk getirme, yeni bir heyecan yaşama isteği, aldatmayı alışkanlık haline getirmeleri, partnerle yaşanan iletişim sorunları aldatma sebebi olabilir. Erkeklerin ve kadınların birbirinden farklı aldatma sebepleri bulunmaktadır. Kadın eşi tarafından duygusal olarak ihmal edildiğinden, erkek ise cinsel ihtiyaçlarını karşılama, heyecan yaşama gibi sebeplerle aldatmaya yönelebilir. Erkeğin aldatması toplumda normal olarak karşılanmakta, kadının aldatması daha büyük tepkilere yol açmaktadır. Ancak buna rağmen kadınlarda erkekler gibi aynı oranda eşlerini aldatabilmektedir. Aldatma kişinin kendisini ya da eşini cezalandırma amacıyla yapılabilir. Fakat burada hem aldatan, hem de aldatılan eşit derecede sorumlu olurlar. Bu nedenle çiftler uzman bir kişiden destek alarak, bunu çözmeye çalışmalıdır.

      ]]>